birgün

5° KAPALI

BİRGÜN PAZAR 23.02.2020 09:05

Dört dörtlük LGS

LGS’ye giren öğrenci sayısının yaklaşık yüzde 50 artacağı, her yıl ortalama bir milyon 200 bin öğrenci sınava girerken 2020 yılında sınava girecek öğrenci sayısının 1 milyon 800 bin olabileceği ifade ediliyor. Artarak devam eden lise öğrencisi sayımız sadece LGS ile nitelikli liseye yerleştirme problemi değil, tüm liseler için bir sorun.

Dört dörtlük LGS

Mine Göl-Güven - Doç. Dr., Boğaziçi Üniversitesi Temel Eğitim Bölümü

Çocuk sahibi olmak önemli bir karar. Kültürel anlayış ve algılarımızın yönlendirmesi, biraz da biyolojik saatimizin hatırlatmaları ile çocuk sahibi olmaya karar veriyoruz. Yani bu kararı ne kadar “bilinçli” verdiğimizi sorgularsak çok azımız çocuk yetiştirmenin zorluklarını düşünerek bu kararı veriyor. Zorluklarla karşılaştıkça kaygılarımız çoğalıyor, farklılaşıyor. Doğum ile okul çağı arasındaki zaman aralığında sağlık ve gelişim ile ilgili kaygılarımızın yerini, okula başlama yaşı yaklaştıkça “iyi” bir okul bulma kaygıları alıyor. Gizlisi saklısı yok, devlet okullarında kaliteli eğitim alma imkânları git gide azalıyor, parası olan özel okullara yöneliyor. Sınıfsal ayrışmayı önleyici etkiye sahip tek aracımız olan eğitim, ayrışmanın yegâne kuvveti olmaya devam ediyor. Eğitim politikalarında bilimsel dayanağı olmayan bir gecede yapılan değişiklikler, eğitim kalitesini yükseltmiyor, düşürüyor; sınıfsal farkları kapatmıyor, açıyor. Sekiz yıl öncesine dönelim.

Oğlum 2006 Ocak doğumlu. 2012 yılında ilkokula başladığında 4+4+4 kesintili eğitime geçildi. 2007 yılında doğan çocukların ilkokula başlaması zorunlu oldu. O dönemde Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi, bilimsel verilere dayandırarak bu sistem değişikliğine olumsuz görüş bildirmişti. Bu değişikliğin bugün karşılaştığımız uygulamadaki olumsuz çıktısını o gün biz dahi tahmin edememişiz. 2012 yılında zorunlu eğitime başlama yaşı 5'e indirildiği haberi ile birlikte ailelerin düştüğü çaresizliği hatırlıyorum. Mesleki bilgime dayalı endişelerim olsa da ve bunları yakın veya uzak çevremle paylaşsam da, oğlum yaşı itibariyle zaten ilkokula başlayacağı için bu değişimi çok dert etmemiştim. Ama şimdi eğitim politikalarına yönelik üzerine enine boyuna düşünmeden, geleceği görmeden atılan ani adımların, bir nesli toptan etkileyişine hepimiz çaresizce şahit oluyoruz.

Bu sene LGS’ye giren öğrenci sayısının yaklaşık yüzde 50 artacağı, her yıl ortalama bir milyon 200 bin öğrenci sınava girerken 2020 yılında sınava girecek öğrenci sayısının 1 milyon 800 bin olabileceği ifade ediliyor. Bu ilk dalga. 2012’de başlayan daha sonra bazı düzenlemeler nedeniyle hafifleyerek devam eden bir yığılma olacak. İşin matematiği şu: Sınavla kayıt alan lise sayısı bin 526, kontenjanları ise 140 bin civarında. Nitelikli/temel lise, yaklaşık 10 bin lisemiz var. Artarak devam eden lise öğrencisi sayımız sadece LGS ile nitelikli liseye yerleştirme problemi değil, tüm liseler için bir sorun. Lise sayısı mı artacak? Sınıf sayısı mı artacak? Sınıf kontenjanları mı artacak? Öğretmen sayısı ve niteliği ne olacak? Nitelikli lise sayısı artmazsa sınav mı zorlaşacak? Zaten bir gecede bir lisenin nitelikli lise yapılamayacağını da biliyoruz, öyle değil mi?

Örgün eğitimde yer bulamayan öğrenciler açık liselere mi yönlendirilecek? Eğitim Reformu Girişimi hali hazırda sayının son beş yılda yüzde 65 arttığını söylüyor. Bir milyon 500 bin gencimiz neredeler, ne yapıyorlar? İşsizlik oranlarının yüksek olduğunu biliyoruz. Bu durumda kaç gencimiz çalışıyor? Kaçı evde? Gerçekten istedikleri çalışmak mı? Yoksa onlara sunulan eğitimin kalitesi nedeniyle mi bu yolu seçmek zorunda kaldılar? İmam hatip liselerinin sayıca arttığı ama kontenjanlarının dolmadığına yönelik veriler de akıllara soru işareti getiriyor. Gençlerimizin özgür seçimleri onlara sunulan olanaklarla mı sınırlı? Gençlerimize ilerleyen bilim ve teknoloji alanlarında hangi vasıf ve becerilere sahip olacak şekilde eğitim veriyoruz?

Hali hazırda maddi sıkıntıları olan özel okullar atağa geçmiş durumda. Bu yıl kaldırılan özel okul teşviklerinin liseler için geri getirilmesi ile ilgili planlar var. İlkesel anlamda sorunlu olan paralı eğitimin özendirilmesi ne kadar doğru? Özel okullara yönlendirme ile sorun çözülmeye çalışırsa, yetkin olup olmadığı bilinmeyen özel okullardaki eğitimin kalitesi nasıl denetlenecek? Sonu kötü biten dersanelerin temel liseye dönüştürülmesi hikâyemiz var. 2016 yılında bu liselere yerleşen öğrenciler 2019 yılı başında kendilerine “başka kapı” aramak zorunda bırakıldı. Duyduk mu? İlgilendik mi?

Çok önemli başka bir nokta: 2019-2020 eğitim öğretim yılı başında MEB açıklama yaptı. Lise müfredatı değişiyor. Yani bu yıl kayıt olabilecekleri bir lise bulup bulamayacakları konusunda bile şüphe taşıyan ortaokul son sınıflar, liseye başladıklarında kendilerini neyin beklediğini de bilmiyor. İki yıl önce bir akşam saatinde TEOG’un kaldırıldığını yerine LGS’nin getirildiğini duymadık mı? Aile olarak hiçbir şeyi es geçmiyoruz. Kızım da iki yıl önceki bu değişikliğe denk gelmişti. O da sınav bu da sınav diyenlerdenseniz, sorulara baktığınızda aradaki büyük farkı görürsünüz. O ana kadar analiz/sentez yapma, veri değerlendirme, çıkarımda bulunma gibi bilişsel becerilere yönelik eğitim almayan gençler, “yeni nesil” sorularla cebelleşmek zorunda bırakıldılar. Eğitim bilgi kavrama ve hatırlama, sınav veri okuma becerisi, öyle mi? Zaten ergenliğin getirdiği birçok değişimle baş etmek zorunda kalan gençlerimiz için belirsizlikleri ve bunların getirdiği stres ve kaygıyı en aza indirmemiz gerekirken ellerindeki tepsiyi doldurdukça dolduruyoruz. 13-14 yaşlarındaki bu çocuklar ne kadar daha fazla yük taşıyabilir? Çok küçük değiller mi?

Son söz: Oğlum ilkokula başladığında 5 yaş grubu için bir sınıf açılmıştı okulunda. Onların isimleri “küçükler” olmuştu. Senelerce bu isim değişmedi. Onlara hep küçükler dendi. Küçükler şimdi kendileri ve arkadaşları ile birlikte “büyük” bir problemle karşı karşıya. Sıraladığım soruları hep birlikte düşünelim, birbirimize soralım, yetkililerden kimseyi mağdur etmeyecek çözümler bulmalarını isteyelim. Yalnız yine dikkat, değişiklikler ve acilen halledilen problemler ve kısa yollar, bugünün küçüklerine yarının büyük problemleri olarak geri dönmesin.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız