birgün

13° AÇIK

KÜLTÜR SANAT 13.06.2021 10:34
author

‘Döşeme müzik’ten özgün müziğe: Film müziğimizin usta isimleri

“İzmir Uluslararası Film ve Müzik Festivali”, tematik bir festival. Sinemanın müzikle ilişkisi üzerine odaklanıyor. Bu tema doğrultusunda oluşturduğumuz programın en önemli bölümlerinden birinden söz etmek istiyorum bugün, film müziği alanının ustalarına ayrılan “Onur Ödülleri” ve “Anılarına” bölümlerinden.

‘Döşeme müzik’ten özgün müziğe: Film müziğimizin usta isimleri

Arif Erkin - Yalçın Tura - Cahit Berkay

Bundan tam kırk yıl önce, İstanbul’da bir film festivali başlatmıştık. Milliyet Sanat Dergisi’nde yazdığım bir yazıdan etkilenen Aydın Gün, beni İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın küçük ofisine davet ederek, “İstanbul Festivali” bünyesinde (o zaman yalnızca tek bir festival yapıyordu İKSV, klasik müzik ve sahne sanatlarını içeren), yazımda sözünü ettiğim ‘Sanatlar ve Sinema’ temasına yönelik bir film haftası yapmamı önermişti. Sevinçle kabul etmiş, gönüllü çalışan birkaç genç arkadaşla birlikte kolları sıvamıştım…

On yılı aşkın bir süre devam eden İKSV serüveni (önce “İstanbul Sinema Günleri, ardından İstanbul Film Festivali… Ardından TÜRSAK’la, Pi Prodüksiyon ile İstanbul’da ve Anadolu’nun çeşitli kentlerinde düzenlediğimiz şenlikler, sinema buluşmaları… Şimdi, yeni bir festivalin eşiğindeyim. Bu kez, İzmir’in sanatsever Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve onun çalışkan ekibiyle birlikte yeni bir festivale adım atıyoruz. Bir hafta sonra, “İzmir Uluslararası Film ve Müzik Festivali” başlayacak.

Elbette, İzmir’de yapılan ilk festival değil bu. 60’lı yıllarda İzmir Fuarı’nda iki kez film yarışması yapıldığını biliyoruz. Sonraları, sevgili dostum Oğuz Makal’ın girişimleri sonucu 80’lerin ikinci yarısında -tıpkı İstanbul’da olduğu gibi- Sinema Günleri adıyla başlayıp, uluslararası bir festivale dönüşen, on yıl sonra Makal’ın İstanbul’a taşınması ile akamete uğrayan İzmir Film Festivali, Dokuz Eylül hocalarının çabaları ile iki kez daha yapılabilmiş, ardından sonlanmıştı. Şimdi, hedefimiz onlardan aldığımız bayrağı daha da yükseklere taşımak, Tunç Soyer’in İzmir’i bir sinema kenti yapma hedefine katkıda bulunmak

İzmir Uluslararası Film ve Müzik Festivali, olağanüstü koşullarda, pandemi ortamında düzenleniyor. Sinemalar, sektörün (daha doğru, ülkemizdeki sinemaların büyük kısmını elinde tutan sinema tekelinin) talebi doğrultusunda kapalı kalmayı sürdürür, geceleri ve pazar günleri sokağa çıkma kısıtlaması devam ederken…

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin mekânları (Kültürpark, İzmir Sanat, Bıçakçı Han, Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi) ve Fransız Kültür Merkezi’nde düzenleyeceğimiz festival etkinlikleri için özel izin veren Kültür ve Turizm Bakanlığı (özellikle, Sinema Genel Müdürü Erkin Yılmaz) ve İzmir Valiliği yetkililerine (özellikle, İl Kültür Müdürü Murat Karaçanta’ya) teşekkür etmek isterim. Adana Tiyatro Festivali’nde olduğu gibi, Pandemi ortamında sanatsal etkinliklerin kısıtlamalardan muaf olarak sürdürülebilmesi çok önemli. Elbette, pandeminin zorunlu kıldığı maske-mesafe kurallarına titizlikle uyarak. Uygar İzmir’e yakışacak biçimde… Anımsayalım, İkinci Dünya Savaşı koşullarında ya da Bosna savaşı sırasında bile sanat etkinlikleri kesilmeden devam etmişti.

“İzmir Uluslararası Film ve Müzik Festivali”, tematik bir festival. Sinemanın müzikle ilişkisi üzerine odaklanıyor. Bu tema doğrultusunda oluşturduğumuz programın en önemli bölümlerinden birinden söz etmek istiyorum bugün, film müziği alanının ustalarına ayrılan “Onur Ödülleri” ve “Anılarına” bölümlerinden...

İLK ÖZGÜN BESTELER

Öncelikle, sinemamızın müzikal serüveninin ana hatlarına ilişkin birkaç söz… Sessiz sinema döneminde, ülkemize gelen yabancı filmlere piyano eşliği ile başlayan sinema-müzik ilişkisi, 1931 yılında Muhsin Ertuğrul’un, yaptığı ilk sesli Türk filmi “İstanbul Sokaklarında”nın müziklerini değerli besteci Hasan Ferit Alnar’a ısmarlaması ile başlamış, “Karım Beni Aldatırsa“, “Söz Bir Allah Bir”, “Milyon Avcıları” adlı filmlerde müziklerin Muhlis Sabahattin’e, “Cici Berber”de Mesut Cemil’e, “Aysel Bataklı Damın Kızı”nda Cemal Reşit Rey‘e yaptırılması ile sürmüştü.

1938’de, Türkiye’de Mısır filmlerinin çok fazla ilgi görmesi üzerine Arapça şarkıların yasaklanması, sinemamızda ‘özgün’ bir türün doğmasına yol açar. Arapça şarkıların yerine Türkçe şarkılar monte edilmeye başlanır. Bu işlerin ustası Sadettin Kaynak’tır. 1941’de Muhsin Ertuğrul’un çektiği “Kahveci Güzeli”, şarkılarıyla büyük ilgi görür. Başroldeki Münir Nurettin Selçuk, Sadettin Kaynak’ın ve kendi bestelerini seslendirir. 1950’lerde ‘Sinemacılar Dönemi’nin başlamasıyla, sinemamız kendi dilini ararken özgün beste arayışları da devreye girer. “İstanbul’un Fethi” ve “Dudaktan Kalbe” filmlerine özgün besteler yapan Nedim Otyam, film müziği bestecilerimizin atası kabul edilir. Nezaketini, dostluğunu unutmam mümkün değil…

50’li yıllarda halk müziğine bir yöneliş vardır. Metin Erksan, ilk filmi “Âşık Veysel’in Hayatı”nda şarkıları Ruhi Su’ya söyletir. Lütfi Akad filmi “Beyaz Mendil”in müzikleri Muzaffer Sarısözen imzasını taşır. Klasik Türk müziğinin etkisi de sürmektedir. Orhan Arıburnu filmi “Beklenen Şarkı”nın müziğini Şadi Işılay yapar, şarkıları Zeki Müren söyler. Ama, film sayısı arttıkça, filmlere gösterilen özen unutulur, besteciye bile gerek duyulmaksızın filmlerin altına hazır yabancı müzikler ‘döşenir’… ‘Döşeme müzik’ tabir edilen bu kolaycı anlayışın terk edilmesi için epey zaman geçmesi gerekir.

USTALARA SAYGI

1950’lerin ikinci yarısında, sinemamız önemli bir besteci kazanır: Yalçın Tura. Ziya Metin’in “Namus Düşmanı” filmiyle sinemaya adım atan, filozof besteci Tura’nın 2000’lere uzanan sinema kariyerinde, “Yılanların Öcü” (Metin Erksan), “Otobüs Yolcuları” (Ertem Göreç),“Keşanlı Ali Destanı”(Atıf Yılmaz), “Umutsuzlar” (Yılmaz Güney), “Asiye Nasıl Kurtulur?”(Atıf Yılmaz) gibi sinemamızın klasikleri yer alır.

Bu yılın ustalarından, 60’larda sinemaya adımını atan mimar, müzisyen, tiyatrocu Arif Erkin, “Bitmeyen Yol” (Duygu Sağıroğlu), “Umut” (Yılmaz Güney), “Yatık Emine” (Ömer Kavur), “Kanal” (Erden Kıral), “Değirmen” (Atıf Yılmaz), “Gramofon Avrat” (Yusuf Kurçenli) gibi önemli filmlerimize imza atmış, “Bizimkiler” dizisinin müzikleri ve televizyon dizilerinde üstlendiği rollerle geniş kitlelerin sevgisini kazanmıştır.

Bir diğer usta besteci, 70’lerde film müzikleri yapmaya başlayan ve günümüze dek sürdüren Cahit Berkay da, Atıf Yılmaz’ın “Selvi Boylum Al Yazmalım” filmine yaptığı müzikle ün kazanmış, 70’lerde “Canım Kardeşim” (Ertem Eğilmez),“Deli Yusuf” (Atıf Yılmaz) gibi filmlere imza atmış, üç Ömer Kavur filmi (80’lerde “Kırık Bir Aşk Hikâyesi”, 90’larda “Gizli Yüz”, 2000’de “Melekler Evi”) ile üç Altın Portakal’ın sahibi olmuştur.

Festivalin “Anılarına” başlıklı bölümünde de, iki değerli bestecimizin müziklerini yaptığı filmler yer alacak. 70’lerde Şanar Yurdatapan ile birlikte Yılmaz Güney’in “Arkadaş”, Şerif Gören’in “Endişe” filmlerinin müziklerini yapan, 80’lerde “Şalvar Davası” (Kartal Tibet), “Fahriye Abla” (Yavuz Turgul), “Adı Vasfiye” (Atıf Yılmaz), “Züğürt Ağa” (Nesli Çölgeçen), “Anayurt Oteli” (Ömer Kavur), “Muhsin Bey” (Yavuz Turgul) filmleri ile ödüller kazanan sevgili Atilla Özdemiroğlu ile Ender Kıral’ın iki filmi, “Hakkari’de Bir Mevsim” ve “Mavi Sürgün”le adını film müziği tarihimize yazdıran Timur Selçuk’u, iki değerli dostu anacağız.

Festivalimizin açılış konserinde, bu yılın Onur Ödülünü alacak üç besteci ile yitirdiğimiz bu iki ustanın eserleri çalınacak; Hakan Şensoy’un şefliğinde, El Ele Müzik Senfoni Orkestrası tarafından… Elbette yukarda andığım isimlerle sınırlı değil film müziğimizin ustaları... Sinema tarihimiz, Metin Bükey’den Zülfü Livaneli’ye pek çok sanatçının değerli katkılarını unutmayacak. Önümüzdeki yıllarda seyircimizi sinemamızın klasikleri ile buluşturmayı sürdürürken, ‘Ulusal Yarışma’mızda özgün film müzikleri ile besteciler ve bu besteleri yapıtlarında en işlevsel biçimde değerlendiren yapımcı ve yönetmenler değerlendirilecek, Uluslararası Yarışma’da ise, müzik ve müzisyenler üstüne yapılmış filmler yarışacak. Haftaya, bu yılki festivalde yer alan uluslararası yapımlardan söz ederiz.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol