birgün

18° PARÇALI BULUTLU

ARŞİV 10.03.2007 13:59

DOSYA: ASYA MÜSLÜMANLARININ DEMOKRASİ ARAYIŞI:Muhafazakâr popülizmin yükselişi

Çoğunluğu Müslüman nüfusa sahip ülkeler arasında ülkelerinin çalkantılı tarihi de demokrasi arayışları genel grevler yaptıklarını, generalleri gerilettikle

Çoğunluğu Müslüman nüfusa sahip ülkeler arasında ülkelerinin çalkantılı tarihi de demokrasi arayışları genel grevler yaptıklarını, generalleri gerilettiklerini, işleyen tek demokrasisinin Türkiye olduğu' yolunda açısından hafife alınır gibi değil. Ama bizim gibi, hapise atılmalarını sağladıklarını kaçımız bilir? Oraya yaygın bir klişe var. İyi şeyleri kendimize mal etme "İran'lıları gerici, bu nedenle de Arap!" olarak bakarken gençleri /yoksulları, "gözleri dönmüş alışkanlığımızın bir tezahürü olan bu yanılsama, Türkiye tanımlayabilecek oldukça fazla sayıda mürekkep yalamış köktendinciler" gibi gösteren bir prizma kullanıyorsak, ve 'onun kurtulduğu ÖtekisP olarak görülen Ortadoğu kimsenin olduğu bir ülkede, sözgelimi, nüfusu 150 elbette bunu göremeyiz. Bu insanların demokratlıkla yan karşılaştırıldığında bir yere kadar ikna edici. Ne var ki, milyona yaklaşan Bangladeş'in yüzde 83'ünün yana gelemeyecek otoriter eğilimleri yok mu? Elbette var.

Pakistan, Bangladeş, Endonezya ve Malezya gibi Müslüman olduğunu ne kadarımız bilir? Dünyanın en Kimin yok ki? ABD'lilerin, Rusların, Almanların hepsiülkelerin de bizlere benzeyen, düşe kalka ilerleyen bir yoksul ülkelerinden birisi olan Bangladeş'te, yoksulların demokrat mı? Eğer bir kısmı öyleyse, bunlar da birdemokrasi tarihleri var. Yine Kuzey Afrika (Mağrip) demokrasiye sahip çıkmak için sokağa döküldüklerini, günde mi demokrat oluverdiler?

YÜKSEL TAŞKIN
Son dönemde, özellikle Asya Müslümanlarının sandık tecrübeleri, 1990'lardan bu yana Muhafazakâr (İslamcı) Popülist partilerin yükselişe geçerek, merkez sağı kuşatma altına aldıklarını gösteriyor. Bu hareket ve partileri, sadece merkez sağı değil, merkez solu ve kendisinden daha Radikal İslamcıları da rakip olarak görüyor ve geriletiyor.

Muhafazakâr Popülist partiler, Radikal İslamcıların bazı temalarını 'çalıyorlar' ve halkla popülist bir bağ kurarak, siyasal merkezi ele geçirmeye; dönüştürmeye çalışıyorlar. Bu satırların hemen Türkiye'deki AKP örneğini akla getirmesi mantıklı. Sadece Asya'da değil, Türkiye'de ve sınırlı sandık-seçim tecrübesi olan Ortadoğu ülkelerinde de bu eğilim yaygınlaşıyor.

ÇILGIN MOLLA KARTI
Bu durum, 1980'Ierin sonu ve 90'Iarın başında, asıl mücadeleyi Radikal İslamcılarla, Liberal-İs-lamcılar arasında gören veya görmek isteyenlerin tahmin etmedikleri bir durum aslında. Daha Batıdan bakınca, bu ülkelerin bahsedilen bloklar arasındaki siyasal mücadeleleri muğlaklaşıyor ve kimileri merkez sağın yeni adayı olan Muhafazakâr Popülist partilerle, Radikal İslamcılar arasındaki rekabeti, farklılıkları algıla-yamıyor. Eğer darbe yapmaya niyetiniz varsa, bu farkları yok saymak ve Batılı dostlarınızı, "altımızdaki halı kayıyor" diye korkutmak elbette işinize gelir. Buna son zamanlarda, Batı'dan yardım koparmak için başvurulan 'çılgın molla kartı' deniliyor...

Böylesi bir yaygın eğilimin, yani İslamcılığın, Muhafazakâr Popülist bir içerikle tanımlanmasının ve merkez sağı dönüştürüp ele geçirmeye girişmesinin, küreselleşme süreci tarafından te-tiklenen yönleri olmakla beraber, İslam dünyasının Post-Kolonyal dönemdeki kendi iç tecrübe ve arayışlarının bundaki etkilerini azımsamak da haksızlık olur. Toplum, bu güçlerin kapışmasını sadece izlemiyor, bunlarda katılımcı olarak yerini de alıyor. Demokrasinin başka şekilde öğrenilmesi de zaten mümkün değil... 2001'de yapılan Bangladeş seçimlerini, İslamcı temaları da kullanan, ama Radikal İslamcılığın temsilcisi Is-lami Cemaat (İJ) partisini marjinaleştirmeyi başaran Bangladeş Milliyetçi Partisi (BNP) açık farkla kazandı. Aslında Bangladeş'te yaşananlar, bugün Pakisan'ı demir yumrukla yöneten Pervez Müşerref için ders alınacak nitelikte. 1982'de bir darbeyle yönetimi ele eçiren General Erşad'ın 1986'da kendisini Cumhurbaşkanı seçtirmesi ve kendi kurdurduğu partinin 'seçimleri' kazanması elbette bize yabancı gelmez. Ama Bangladeş muhalefeti, bu vesayet yönetimini sıkıştırma konusunda kararlı davranmayı bildi. Erşad'ı 1990'da istifa etmeye zorladı ve hapse gönderdi. 1991'deki serbest seçimlerde BNP, İslami Cemaatle beraber koalisyon hükümeti kurdu. 2001'e gelindiğindeyse BNP oyların yüzde 40'ını alarak, 330 sandalyelik parlamentoda, 193 vekil elde edecek ve tek başına hükümeti kuracaktı. Solcu Bangladeş Avam Birliği ikinci sırada yer alırken, General Erşad'ın vaktiyle kurdurduğu parti sadece yüzde 7 oy alabildi. İslami Cemaat'in oyu ise yüzde 4'te kalacaktı. 2007 yılı Ocak ayında yapılması gereken seçimler, muhalefetin adil seçim talepleri nedeniyle ertelendi. Yani halk, genel grev, sokak gösterileri gibi yöntemlerle daha adil bir seçim yapılması için bastırıyor. Bu arada Nobel Barış ödülü sahibi, 'mikrokredici' Muham-med Yunus da kuracağı Yurttaş Gücü partisiyle seçimlere katılacağını açıkladı...

MÜŞERREFİN TASFİYESİ MUHTEMEL
Pakistan'da 1997 yılında yapılan seçimlerde İslamcı temaları kullanan Pakistan Müslüman Birliği (PML), Parlamento'daki sandalyelerin yüzde 63'ünü kazanmıştı. Böylece, Bangladeş'teki Radikal İslamcı partinin Pakistan'daki kardeşi olan, İslami Cemaati köşeye sıkıştırmıştı. Pakistan'ın siyasal yaşamını sıklıkla kesintiye uğratan askerler kervanına en son Pervez Müşerref katıldı ve 1999'da iktidara el koydu. Ardından kendisini başkan seçtirmesi sürpriz değildi. Buralardan sıcak esintiler aldığı gözlenen Müşerrefin, 2001 yılında bir Milli Güvenlik Kurulu oluşturulmasını gündeme getirmesi ve bunu gerçekleştirmesi de şaşırtıcı değil. Evet, bir de Meclis var. Şimdilik sinmiş görünüyor. Ne var ki, yukarıda bahsettiğimiz siyasal bölünme aynen devam ediyor ve uygun bir fırsat bulduğunda Müşerrefi tasfiye etmesi de çok muhtemel. 2002 seçimlerinde Merkez sağ PML birinci parti olurken (yüzde 25.7, 126 sandalye) bu partiyi, merkez-sol Halk Partisi (yüzde 25.8, 81), ve Radikal İslamcı partilerin ortak listesi (MMA yüzden, 63) izliyordu. Diğer irili ufaklı İslamcı partiler de hesaba katıldığında, Radikal İslamcıların toplam sandalye sayısı üçte bire ulaşmış görünüyor. Radikal partiler, bu kadar güçlü bir temsile ilk defa ulaşabildi. Bu ra-dikalleşme, Müşerrefin başarı hanesine yazılmalı! Müşerrefin ABD yanlısı Afganistan siyaseti, sınıra yakın bölgelerde Taliban'a destek veren radikallerin güçlerini arttırdı. Müşerrefin siyasal yaşamın akışını kesintiye uğratmasının radikal islamcıların mağduriyet ve dışlanmışlık hislerini bilediği de açık. Yani, asıl bu darbe, darbeye gerekçe gösterilen 'öcüleri' güçlendirmiş görünüyor. Generaller, bir zamanlar en nefret ettikleri parti olan Butto'nun Halk Par-tisi'ni zayıflatmak adına İslamcılarla işbirliği yapmışlardı. Müşerref zamanındaysa İslamcıların etkisini kırmak için daha ılımlı Muhafazakâr Popülisderle (merkez sağ) işbirliği yapıyorlar. Bu işbirliği, merkez sağın prestijini zayıflatırken, uzun zamandır toparlanamayan Halk Par-tisi'nin durumu da Radikal İslamcıların ekmeğine yağ sürüyor. Bu durumda Pakistan demokrasisine en büyük zararı kimin verdiğini görmek güç değil...

Yüzde 86'i Müslüman olan 245 milyonlukEn-doneya'yı 1966'dan beri 'havuç ve (daha çok) sopa' siyasetiyle yöneten ve siyasi partileri bölmekte oldukça mahir olan Suharto, 1996'da başlayarak yaygınlaşan gösteriler sonunda, 1999'da istifaya zorlandı. Bu gösterileri ateşleyen ise Suhar-to'nun darbeyle yönetimine son verdiği solcu Sukarno'nun kızı Megawati Sukarnoputri ve onun Endonezya Demokrasi Partisi (IDP) olacaktı. Ama gösterilerde asıl sürükleyici ve inatçı güç öğrencilerden geldi. Suharto en becerikli olduğu yöntemi seçti. Ilımlı İslamcıları, Radikallere karşı; Radikal İslamcıları ülkenin yüzde ıo'a yaklaşan Hristiyan azınlığına ve Çinlilere karşı kullanma yoluna gitti. Bu da halen süren etnik-dinsel gerilimlerin içinden çıkılmaz bir hal almasının zeminini oluşturacaktı.1998 yılı Mayısı'nda ülkenin elit üniversitelerinde başlayan ve Suharto'nun istifasını isteyen öğrenci gösterilerinin hemen ardından, Çinli azınlığa yapılan bir saldırıyla zemin yine kaydırılmak istendi.

Ne var ki, yakın zamana kadar Suharto'ya destek verir görünen Muhafazakâr İslamcı Popülistler, solcu Megawati'yle beraber reform hareketine katılınca işler değişmeye başladı. Endonezya'da Muhafazakâr İslamcılık, milyonlarca taraftarı bulunan iki dinsel cemaat etrafında güçlendi: Nahdlatul Ulema ve Muham-mediye. 1999 yılında yapılan seçimlerde Nahdatul Ulema cemaatinden Abdurrahman Wahid, Başkanlığa seçilirken solcu Megawati, Başkan Yardımcılığına getirildi. Böylece zamanında Suharto'ya destek veren Muhafazakâr İslamcılar, solcu Megawati'yle işbirliği yaparak yeni döneme damgalarını vurdu. Başkan Wahid, İslami, reformcu bir tarzda algıladığı için kendisine 'Müslüman Demokrat' deniliyordu. Unutulmaması gereken nokta, bu seçimlerde en yüksek oyu solcu Megawati'nin (PDI-P, yüzde33) partisi aldığı halde, Wahid'in İslamcı partilerin ittifakıyla başkanlığı kapmasıdır. Bu manevrada Wa-hid'e en çok destek olan kişi, yine reformcu İslam yorumuyla bilinen Muhammediye Cema-at'inin kurdurduğu parti olan PAN'ın lideri Amien Reis'tir. 2004 seçimleriyse, Suharto döneminin milliyetçi çizgisindeki parti Golkar ve İslamcı partilerin, solcu Megawati'yi köşeye sıkıştırarak Meclis'teki sandalyelerin yüzde 53'ünü kazanmaları sonucunu getirdi. Bu çizgi, Başkanlığı da ele geçirdi. Radikal İslamcılığın temsilcisi olan İslamcı Refah-Adalet Partisinin oyu yüzde 8'de kaldı. 1997'de ciddi bir mali krize sürüklenen, depremler, etnik-dinsel gerilimler, ayrılıkçı hareketler, kronik yoksulluk girdabındaki Endonezya'da demokrasi, ağır aksak da olsa yol alıyor...

Malezya, bu ülkeler içinde en şanslı görünen ve diğer ülkelerin yeni yeni güçlenen Müslüman orta-sınıflarına da ilham kaynağı olan bir ülke. Malezya'nın çok-dinli ve çok-et-nili yapısı ortaya elbette bir gül bahçesi çıkarmamış. 25 milyonun üzerinde nüfusa sahip ülkede sırasıyla Müslümanlar yüzde 53, Budistler yüzde 39, Hristiyanlar yüzde 8.1 ve Hindular yüzde 6.3 ağırlığa sahip. Etnik yapıysa, yüzde 51 Malay, yüzde 23.7 Çinli, yüzde 7.1 Hintli ve diğer irili ufaklı guruplar arasında bölünmüş durumda. Müslümanların siyasal hayatta belirleyici olduğu ülkede iktidar her zaman azınlıkları temsil eden partilere de yer verilen bir koalisyon hükümeti tarafından oluşturuluyor. (Milli Cephe) 1981 yılından 2003'e kadar ülkeyi yöneten Mahattir Mu-hammed'in Malezya'yı güçlü bir ihracat devi haline getirmesi, tüm bu bölünmeleri yatay kesen, genç ve girişimci bir orta sınıf yaratmış. Bunlar istikrar adına, etnik-dinsel gerilimlerin yaşanmaması için dikkatli davranıyorlar. Yine de özellikle Çinli azınlığa karşı ciddi saldırılar olmuyor değil.

Devletin, dini azınlıkların ibadet yeri açma gibi taleplerine karşı çok esnek davranmadığı da biliniyor. İktidarı oluşturan partiler koalisyonu (Milli Cephe) yüzde 63. 9 oya sahip. Bunun içerisinde aslan payı, Muhafazakâr İslamcıları temsil eden Birleşik Malay Milli Organizasyonuna (UMNO) ait (yüzde 35.6). Bu parti 2004 seçimlerinde Meclis sandalyelerinin yüzde 49'unu alırken, daha radikal İslamcıları temsil eden İslami Parti yüzde 15 oy almasına rağmen, sandalyelerin yüzde 3.2'sini alabildi. UMNO'nun lideri ve Mahattir'den sonra Başbakanlık koltuğunu devralan Abdullah Bede-wi'nin kendisini Müslüman Liberal olarak gördüğü ve İslamın imajını ülke içi ve dışında ılımlı yansıtmaya büyük önem verdiği biliniyor. Belki Özal'in 'önce ekonomi' anlayışını anımsamak, Malezya'yı yöneten pragmatik liderleri anlamamızı kolaylaştırır...

TÜRKİYE-MALEZYA BENZERLİĞİ
İlginç olan Türkiye ve Malezya gibi birbirlerine uzak coğrafyalarda bulunan iki ülkenin Müslüman orta sınıflarının giderek güçlenmeleri nedeniyle Radikal İslamcıları gerilete-bilen en güçlü Muhafazakâr Popülist partilerin yükselişine zemin olmaları. Son dönemde bu gelişmeleri iyi okuyan Mısır'daki Müslüman Kardeşler örgütünün, böyle bir rotaya oturmak arzusunda olduğuna dair işaretler çoğalıyor. 2000 yılında Mısır'daki Hıristiyan azınlığa karşı tavrını yumuşatan, kadınların Meclis'te temsillerine cevaz veren, "sandıktan Komünistler çıksa bile milli iradeye saygılı oluruz" türünden açıklamalar yapan Müslüman Kardeşler, elinde tuttuğu önemli iktisadi güç ve çok yönlü sivil toplum şebekesi sayesinde, çoktan bir 'paralel toplum ve devlet' oluşturmuş durumda. Müslüman Kardeşler, böylece zaman zaman şiddet kullanan Radikal İslamcılar karşısında 'asli ve mutedil Mısır biziz' mesajını başarıyla veriyor.

Müslümanların çoğunlukta olduğu ve seçimli demokrasinin düşe kalka ilerlediği ülkelerde eşzamanlı olarak yaygınlaşan bu eğilimin nereye kadar dönüşeceğini ve etkisinin ne kadar olacağını zaman gösterecek...

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol