birgün

4° AÇIK

EKONOMİ 24.12.2020 08:44

Dr. İlhan Can Özen: Ders çıkaran rahat edecek

ODTÜ İktisat Bölümü'nden Dr. İlhan Can Özen, Türkiye'nin virüsü henüz yenemeden ekonomiyi ve nüfusu hareketlendirmek zorunda kaldığını ve Avrupa ülkeleriyle benzer bir salgın dengesine sahip olduğunu söylüyor. Özen'e göre salgın bitse dahi ekonomik ve sosyal etkileri bu yüzyılı etkileyecek

Dr. İlhan Can Özen: Ders çıkaran rahat edecek

Namık ALKAN

ODTÜ İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Dr. İlhan Can Özen, koronavirüs salgınından doğru şeyler öğrenen ülkelerin bu yüzyılı daha risksiz geçireceğini söyledi.

Bu tip bir sağlık şokundan sırf büyük hastaneler inşa ederek kurtulunamayacağını kaydeden Özen, amacımızın oluşan büyük sağlık şokunu en az ölümle geçirmek değil, uzun dönemli morbidite etkisini hala çok bilmediğimiz bu hastalığın toplum üzerindeki toplam sağlık yükünü minimize etmek olması gerektiğini anlattı.


► DSÖ tarafından koronavirüs salgınının pandemi ilanının üzerinden 9 ay geçti. Geldiğimiz noktada yaklaşık 16 binden fazla can kaybımız ve 2 milyona yaklaşan vaka sayışımız var. Pandeminin Türkiye ekonomisine etkilerini anlatabilir misiniz?
En zor sorudan başlamışsınız. Burada iki boyutu birbirinden ayırmak lazım, a-pandemiden talepte ve toplum davranışından dolayı etkilenen sektörler(bizim koruyucu davranış dediğimiz davranışlar artıp, dengede risk alan davranışlar azaldıkça.) ve b-pandemiden uygulanan kamu tedbirleri sebebiyle etkilenen sektörler. Tabii b grubunu, a grubunun etkilendiği şoklarla etkilendiğini ve özellikle daralan sektörler olduğunu varsayıyoruz. Bunlar gayet bilindik, her türlü bireysel ulaşım ve özellikle havayolu taşımacılığı alanı, konaklama, seyahat ve perakende sektörü, buna gündelik talepten etkilenen kültürel üretim (sinema, tiyatro, konser) ve iç alan restoranlarını da b grubuna eklememiz gerekir. Burada oluşan daralma yüzde 40 seviyesinde ve gerileme son derece ciddi, Türkiye işgücünde hatırı sayılır bir yere sahip olması bakımından bu sektörlerin işgücüne etkisi son derece kayda değer. İşgücü grubunun yüzde 18-20'si burada. Tabii bu daralan sektörlerin karşısında, kayda değer büyüme yaşayan, ancak en azından küçülmeyen, otomotiv, inşaat, finans ve sağlık sektörleri var. Burada Prof. Erol Taymaz’ın çalışması ve Prof. Ebru Voyvoda’nın çalışması son derece yön gösterici, benim tek eklemek istediğim, ilk dalga itibariyle kafamızda oluşmuş ne kadar fazla tedbir, o kadar fazla ekonomik daralma ve tam tersi eşitliği çok doğru değil ve yalnızca ilk aşamada devlet politikaları(karşı döngüsel politikalar dediğimiz) gündeme gelmeden geçerli olabilir. Uzun dönemde ekonomik etkiyi yaratacak şey talepteki değişimler ve bireylerin kendini korumacı davranışından oluşuyor. Şimdi 9 aylık geçmişe baktığımız zaman -küresel ekonomiler genelinde- kısıtlayıcı politikaları hızlı bir şekilde gündemine alan, virüsü yenen -suppression noktası diyoruz buna- ve sonra vatandaşlarının harcama profillerini riski azaltarak eski haline döndüren ekonomiler ve sağlık sistemleri uzun dönemde en küçük ekonomik şoklarla atlatmış gözüküyorlar. (Yeni Zelanda, Avustralya, Güney Kore vb.), biz de aslında bu noktaya doğru ilerliyorduk ama birçok faktörden ötürü suppression point’e gelmeden ekonomimizi ve nüfuzumuzu mobiliteye açmak zorunda kaldık ve Avrupa ülkeleriyle benzer bir salgın dengesine sahip olduk.

► Türkiye’de koronavirüs salgını ilerliyor ve hastalık tablosu giderek ağırlaşıyor. Hükümet uzun zaman sonra yeniden kısıtlayıcı önlemler almaya başladı. Sizce önlemler yeterli mi? Ne yapılmalı?
Kısıtlayıcı önlemlerde bence temel mesele şu anda olduğumuz noktayı iyi anlamamız, bunun da en önemli yolu, 1 Haziran'a kadar olan göreceli başarılı dönemi neyin başarılı kıldığını daha iyi anlamaya çalışmalıyız. Haziran 1’e kadar üç önemli şey gerçekleşmedi, benim analizlerime göre daha iyi veriyle bu sonuçların incelenip, kontrol edilmesi lazım. 1-Türkiye dışı kontrol dışı salgınlar Türkiye içi kontrol salgınlara dönüşmedi, İran salgının zaman döngüselliği ve bizim salgınımız fazla döngülerde gerçekleşti. 2- Sağlık sistemi İstanbul bölgesi dışında hiçbir bölge sınırlarına kadar zorlanmadı. 3 haftayı geçen zaman döngüleri içinde, yani bir bölgede bir Covid-19 auto-contagion durumu ortaya çıktıysa da hızlıca kontrol altına alındı. 3- Sağlık sisteminin içinde en elverişsiz ve en savunmasız bölümleri göreceli savunmasız bölümleri relatif olarak(bütün Türkiye’deki sağlık yüküne göre) küçük şoklara maruz kaldılar. Bu dış sınır tedbirleri ve iç ulaşım ve şehir-içi hareket kısıtlamalarının sınırladığı veya dinamizmini körelttiği salgının da yarattığı sağlık şokunu özellikle İstanbul hastane sistemi göreceli başarılı bir şekilde atlattı. 1 Haziran itibariyle Türkiye ya bu makro ve bütün ülkedeki davranış ve ekonomik hareketliliği ciddi bir şekilde sınırlayan politikaları salgın suppression noktasına gelinceye kadar götürecek ya da mikro veya il il politikalarla hastalık riski yüksek ve düşük illere yönelik farklı seyahat kısıt politikaları geliştirecek, Türkiye coğrafyasını bu geniş salgın riski sınıflamasına göre üç gruba bölecek(yeşil-en güvenilir, sari- ikincil güvenilir kırmızı-en fazla sağlık riski altında) ve bu üç klasifikasyona giren illeri birbirinden ayırıp, hepsini mobilite kısıtlamasından safha safha çıkaracaktık, salgından en çok etkilenen sektörler normal yaşama en son, salgından en az etkilenen sektörler ve bölgeler ilk olarak normal ekonomiye sağlık riski kontrol altında bir şekilde döneceklerdi. Türkiye bildiğimiz gibi bu iki tercihte de bulunmadı, sebepleriyle ilgili benim bir bilgim yok, ama bölgeler arası Covid-19 bulaşı hızı ve gelişimi arası eşitsizlikler bu üçlü coğrafyayı yaratma hedefine uygundu. Tabii bunun direkt sonucu olarak örneğin Kuzey Marmara’dan güneye olan seyahatleri, özellikle seyahat edilen coğrafya aynı zone’da değilse yaz boyunca kısıtlamak zorunda kalacaktık, yani turistik sektöre hiçbir efekti olmayacağını iddia etmiyorum. Ama benim düşüncem risk arttıkça başka sektörlerin de risk kontrol alınabildiği koşullara göre de daha fazla etkilendiği yönünde, bu salgın ekonomisinde hep farklı kayıpları birbiriyle değiş tokuş ediyorsun, ama sağlık yükünün arttığı, ölümlerin arttığı ve toplam talebin düştüğü, her an yeni kısıtlamaların beklendiği bir ekonomik ve sosyal denge bence en kötü denge -buna Batı Avrupa dengesi diyelim-, ondan ben bu dengeye düşme ihtimalimizi minimize edecek önlemler listesini öncelerdim.

► Türkiye sağlık sisteminin yapılanması bakımından 9 aydır pandemi ile mücadelenin yükünü hangi kesim çekiyor? Pandeminin yükü özel hastanelerde mi, yoksa kamu hastaneleri üzerinde mi? Özel hastanelerin pandemiyi bir fırsata çevirdiğine dair haberlerle karşılaşıyoruz. Ne söylemek istersiniz?
Türkiye için çoğu sağlık şokunda olduğu gibi bendeki veri çoğunluk ağırlığın kamu hastanelerinin ve üniversite hastanelerinin üzerinde yükün oluştuğu. Burada şuna dikkat etmek gerekir, tabii kamu hastanelerinin olmadığı veya özelleştirmelerle budandığı ve davranışlarının değiştirildiği, toplum hizmeti görevi görmediği Amerika coğrafyasında salgının sosyal sonuçlarının ne kadar daha kötüye gittiğini görebiliyoruz. Ondan sağlık sisteminin kamusal hizmetine emek veren ve kim olursa olsun gece gündüz demeden hizmet veren kamu sağlık çalışanlarını ben bizim hikâyemizin tartışılmaz kahramanları olarak görüyorum. Ama şu konuda çok iyimser olmamak lazım, yaratılan sağlık şoku her zaman eşitsiz paylaşılır, şimdiye kadar en azından il seviyesinde yaptığım çalışmalar sağlık sistemi daha az gelişmiş, sağlık altyapısı daha eksik, nitelikli sağlık personeli daha kısıtlı illerde nüfusa göre ölüm oranlarının vaka sayılarıyla normalize edilince daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Bunu şundan söylüyorum, bizim sağlık sistemimiz herkese hizmet verir, herkese kapıları açıktır diye, sağlık sistemi bu şoku kaldırır mı diye hesaplama yapmadan belirli kararlar almak çok yanlış olduğu gibi, sırf sağlığa hizmette göreceli eşit ve ayrım gözetmeyen bir sisteme sahip olmamız, hiçbir şekilde bizi Covid-19’un yaratabileceği eşitsizliklere karşı bağışıklı hale getirmez, hiçbir şey olmasa, ekonomik eşitsizliğin Covid-19’a karşı korunma olasılığını ciddi bir şekilde etkilediği bütün ülkelerin verisinde çok açık, Türkiye’deki ilk veri çalışmaları da bu yönde doneler veriyor. Burada da eşitsizliği en minimuma indirecek şey rasyonel ve safhalandırılmış kısıtlama politikaları ve doğru test politikasıyla kontrol altına tutulacak bir salgının toplumun geniş katmanlarına ve özellikle sağlık bakımından en savunmasız nüfuslara hiç bulaşmaması.

► Türkiye’de pek çok devlet hastanesi kapatılarak, bunun yerine özel sektöre yaptırılan şehir hastaneleri yerleştirildi. Pandemi tablosunun ağırlaşması karşısında hükümetin devlet hastanelerini kapatıp şehir hastanelerine yönelmesi doğru bir uygulama mıdır? Devler hastaneleri kapatılmasaydı pandemi ile daha iyi mücadele edebilir miydik?
İl seviyesinde şehir hastanesi donanımlı iller, kapasitelerine göre vaka başına ölüm verisi bakımından çok geride kalmış görünmüyorlar. Ben şehir hastanelerinin son kertede oluşmuş sağlık yükünü karşılamada, kapasiteleri, yatak kapasiteleri ve inter-scope yeterlilikleriyle başarılı olmuş olma ihtimalleri olduğunu düşünüyorum, ama dediğim gibi oluşan sağlık yükünü hangi tip hastane karşılayabilirdi sorusundan daha çok bu sağlık yükü özellikle ikinci dalgada nasıl oluştu bu beni daha çok ilgilendiriyor. Benim küresel sağlık çalışmalarım iki şeyin salgının sağlık etkisini kontrol altına almak ve sağlık değerlerini çok düşürmemesine yardımcı olduğunu ortaya koyuyor;

1- bir ülkenin sağlık hizmeti kapasitesi 2-bir ülkenin testlerle önünü görme kapasitesi, oluşan filizlenen salgın kümelenmelerini tanıma ve sonra da hapsetme kapasitesi. Bu ikinci bahsettiğim şey aslında bir halk sağlığı kapasitesi ve biz bu konuda ne kadar yeterli olduğumuzla ilgili net bir rakam bilmiyoruz. Bir sebebi yatak sayısını hesaplamak çok kolay, ama bir ülkenin genel halk sağlığı kapasitesini ölçmek daha zor.

Bence bu salgından doğru şeyleri öğrenen ülkeler bu yüzyılı daha az sallantılı ve daha risksiz geçirecek. Bu tip bir sağlık şokundan sırf büyük hastaneler inşa ederek kurtulamayız, özellikle amacımız oluşan büyük sağlık şokunu en az ölümle geçirmek değil, daha önemlisi uzun dönemli morbidite etkisini hala çok bilmediğimiz bu hastalığın toplum üzerindeki toplam sağlık yükünü minimize etmekse. Halk sağlığı sistemlerimize ve bu alandaki insanlarımıza ve nüfus halk sağlığı eğitimine de sağlık hizmeti alanındaki sabit sermaye yatırımları kadar ciddi bir sağlık yatırım alanı olarak görmemiz lazım. Asya’nın bu salgının kontrolünde başarısı bunu ortaya koyuyor.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol