Google Play Store
App Store

Türk sinemasının en eski korku filmi, restore edilmiş kopyası ve ona eşlik eden sergisiyle Kadıköy Sinematek’te izleyiciyle buluştu. 1953 yapımı Drakula İstanbul’da, bir sinema mirası olarak yeniden dikkat çekiyor.

Drakula aramızda

Deniz Burak BAYRAK 

Türk sinema tarihinin en eski korku filmi olarak kabul edilen ‘Drakula İstanbul’da’, uzun ve zahmetli bir restorasyon sürecinin ardından Kadıköy Belediyesi Sinematek/Sinema Evi’nde düzenlenen galayla yeniden izleyiciyle buluştu. 1953 yılında çekilen ve 35 mm kopyaları ciddi biçimde yıpranmış olan film, artık yalnızca bir kült yapım değil; kurtarılmış bir sinema mirası olarak da perdeye yansıyor.

Mekânı son üç yıldır önemli filmlerin restorasyon projesiyle konuşuyoruz. ‘Hakkâri’de Bir Mevsim’ ile başlayıp ‘Bataklı Damın Kızı Aysel’ ile süren ve Kurukahveci Mehmet Efendi’nin desteğiyle yaşama geçirilen projenin 3’üncü ayağında rota korku sinemasına dönüyor.

Mehmet Muhtar imzalı, Turgut Demirağ’ın yapımcılığını üstlendiği Drakula İstanbul’da, Bram Stoker’ın ‘Dracula’ romanının Ali Rıza Seyfi tarafından Türkiye’ye özgü bir yorumla kaleme alınan ‘Kazıklı Voyvoda’ uyarlamasına dayanıyor. Senarist Ümit Deniz’in hikâyeyi 1950’ler Türkiye’sinin toplumsal ve kültürel atmosferine adapte ederken kullandığı mizah ve gerilim dili, yapımın dönemi için alışılmadık bir etki yaratmış; film, gösterime girdiği yıl büyük ilgi görerek kısa sürede efsaneleşmiş.

Galada izlenen restore kopya, filmin neden hâlâ bu denli güçlü bir etkiye sahip olduğunu açıkça gösteriyor. Görüntü yönetmeni Özen Sermet’in incelikli kadrajları, sanat yönetmeni Sohban Koloğlu’nun dönemin sınırlı teknik olanaklarına rağmen yarattığı atmosfer ve titizlikle çalışılmış koreografi, filmi yalnızca bir korku filmi değil, estetik açıdan da iddialı bir yapım hâline getirmiş. Atıf Kaptan’ın hafızalara kazınan Drakula yorumu, Bülent Oran’ın performansı, Ayfer Feray’ın yüksek oyunculuğu ve Annie Ball’un güzelliği ve gazino sahnelerindeki dansları, filmin bellekte yer etmesinde büyük pay sahibi.

BİR KURTARMA OPERASYONU

Ancak bu geri dönüş, başlı başına bir kurtarma operasyonunun sonucu. Nitrat tabanlı orijinal negatifleri Mimar Sinan Üniversitesi Prof. Dr. Sami Şekeroğlu Araştırma ve Uygulama Merkezi arşivinde bulunan filmin 4K taramasının ardından Atlas Post Production’da Dr. Şenol Er tarafından yürütülen fiziksel restorasyon süreci; eğilme, büzülme, kırılma, perforasyon hasarları ve yüzey bozulmaları gibi büyük sorunların tek tek giderilmesini kapsamış. Dijital restorasyon ve post prodüksiyon aşamaları ise Caner Çevikkaya tarafından tamamlanmış; sürecin Ahmet Hızarcı’nın süpervizörlüğünde sonuçlandırıldığı bilgisi de mevcut.

Görüntü sabitlemeden kare kare temizlik işlemlerine, sesin yeniden haritalanmasından orijinal ışık ve kontrast dengesinin geri kazanılmasına kadar uzanan bu titiz çalışma, restorasyonun biraz daha gecikmesi hâlinde filmin tamamen kaybolma ihtimali bulunduğunu da gözler önüne seriyor. Bugün izlenen kopya, yalnızca teknik bir başarı değil, sinema belleğine yapılmış önemli bir müdahale niteliği de taşıyor.

Drakula İstanbul’da, restore edilmiş hâliyle 25 Aralık ve 14 Ocak’ta Sinematek/Sinema Evi programında yer almaya devam edecek. Filmle birlikte, restorasyon sürecine ve yapımın tarihine odaklanan bir sergi de izleyicilere açık. Küratörlüğünü Suna Altan’ın, tasarımını Kerem Yaman’ın üstlendiği sergiden anlıyoruz ki film, dünyada hikâyeye en sadık 3’üncü Dracula uyarlaması. Film 1998’de Maryland’deki korku filmleri festivalinde de gösterilmiş ve ayakta alkışlanmış. Ayrıca sinemada uzun köpek dişleri gözüken ilk vampir temsili de Drakula İstanbul’da görünüyor. Filmin sinemamızdaki ve basındaki izleri ile yenilenme sürecini farklı bir bağlamda bu sergiyle de takip edebilirsiniz.