birgün

23° AÇIK

SİYASET 28.05.2020 04:00

Dün 27 Mayıs’tı

Yıllarca “Demokrasi Bayramı” olarak kutlanan bir günü tekraren yaşadık. Düşünüyorum da demokratik açılımı şiar edinmiş genç Cumhuriyet’in sivil siyasetine ve siyasetçilerine yapılan bir saldırıyı bayram olarak yıllarca kutlamak ne kadar doğruydu! Bunca yıl, halkın iradesini yok sayan bu küstahlığı nasıl sineye çektik!

***

Cumhuriyetin ilk askeri darbesi olan 27 Mayıs 1960, yaşanan Yassıada yargılamaları ve verilen idam kararlarıyla tarihe, ülkemiz adına kara bir leke olarak geçmektedir!

***

14 Ekim 1960’ta başlayan Yassıada davaları Başbakan Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idam edilmesiyle son bulmuştu...

***

Yaşanan demokrasi ve hukuk karmaşası sonrasında özellikle İşçi Partisi’nin Meclis’e girmesiyle birlikte TBMM’de, özgürlük, eşitlik, emeğin yüce değer sayılması ve insan hakları üzerindeki genişleme talepleri ve tartışmaları yoğunlaştı. Toplumun vicdanı ve demokrasinin vazgeçilmez kurumları olan üniversiteler ve sendikaların da tam bağımsız Türkiye mücadelesine katılması, Türkiye’nin normalleşmesinin kapısını açtı...

***

Ancak 27 Mayıs darbesi sonrası askerler, ülkeyi yönetiminde söz sahibi olmanın cazibesine kapıldılar! Ve ilk adım olarak, CHP’nin normalleşme adına DP’li siyasilerin yasağını kaldırma talebine karşı çıktılar! Sonra; Devrimci gençlerin sürdürdüğü, sendikaların sahiplendiği ve halkın da dayanışma gösterdiği çağdaş laik, demokratik devlet, örgütlü toplum ve eşit yurttaş mücadelesine karşı durdular. Dönemin Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç “sosyal gelişme ekonomik gelişmenin önüne geçti” diyerek 12 Mart 1971 askeri müdahalesi hakkını kendinde görebildi!

***

Askerler yaptıklarını meşrulaştırmak ve 27 Mayıs darbesinin travmasını dengelemek için “Tam bağımsız Türkiye diyen” ellerine silah dahi almayan Devrimci gençleri, yaşanan kargaşanın sorumlusu olarak gösterdi, yargıladı ve idama mahkûm etti! Böylece hem gelişen ve değişen Türkiye’nin önünü kestiler ham de dış güçlere daha da bağımlı hale getirdiler! Sağcı milletvekillerinin TBMM’de “3 bizden, 3 sizden” bağırışları arasında Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idamına onay verilmesi, faşizan yönetimlerin varlık nedeni olduğu kadar, otokrasiyi hedefleyen yolunda başlangıcı olmuştur!

***

Sonrası malum!

Soğuk savaş döneminde komünizm korkusu ve gladyo yapılanmasıyla ülke siyaseti dış güçler adına dizayn etmekle görevli askerlerin yaptığı 12 Eylül faşist darbesi!

***

Ve bağımsız Türkiye’yi engelleyen, özgürlükler, hak ve hukuku sınırlayan, baskıcı, yurttaşın can ve mal güvenliğini umursamayan anayasayla oluşan göstermelik demokrasi dönemi!

***

17. dönemde Mersin Milletvekili ve TBMM Başkanlık Divanı üyesi olduğum zaman divanda “darbelerin önüne geçilmesi gerektiğini bunu da yasalarla değil, toplumu bilinçlendirerek ve demokrasi kültürünü geliştirerek” yapabileceğimizi söylemiştim. Bu nedenle TBMM’de yeni bir lurul oluşturmayı önermiştim. Darbeler, iki önemli kurumu yok ediyor. TBMM’yi ve basını!

***

Meclis Başkanı Necmettin Karaduman bu önerimi kabul etti. Böylece TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu kuruldu. Kurucusu ve sanatsal faaliyetler komitesi başkanı olduğum bu kurulla, tüm yurtta demokrasi kültürünü geliştirmek adına sanatsal faaliyetler yaptık, yayınlar çıkardık… Böylece egemenliğin halkın olduğu bilincini güçlendirmeye çalıştık.

***

İlk çalışmamız TBMM’nin 65. yılını kutlamak oldu. Hedefim 65 yıl boyunca bu ülkeye Cumhurbaşkanı ve Başbakan olarak hizmet etmiş kişilerin TBMM’deki törene katılarak ödüllendirilmesiydi. Kenan Evren buna karşı çıktı. “Ben Ecevit, Demirel, Erbakan ve Türkeş’e karşı darbe yaptım. Her darbenin mantığı vardır. Mesela 27 Mayıs’ın mantığı ayrıdır” demesi üzerine tartışmış, sonunda DP’lilerin siyasi yasağının kaldırılmasını sağlamıştım. Ve yıllar sonra 1985’te Celal Bayar ilk kez TBMM’ye gelebilmişti. Ve SHP Genel Sekreteri olarak 1987 referandumunda İnönü ve SHP’lerle birlikte 12 Eylül mağduru siyasetçilerin yasağını kaldırma mücadelesini de kazanmıştık!

***

Şimdi Türkiye’de gizli ve sinsi yasaklar devam ediyor! 27 Mayıs şehitlerine sahip çıkanlar, yurttaşların hak ve özgürlüklerine ne saygı gösteriyor ne de sahip çıkıyorlar! Ne acı…

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız