birgün

18° PARÇALI AZ BULUTLU

DÜNYA 05.09.2020 11:44

Dünya yangın yeri, tek çözüm sosyalist gelecek yaratmak

ABD’nin hibrit savaşlarının karşılıklı fırlatılan termonükleer füze ya da küresel bir yangın felaketiyle sonuçlanabileceğini belirten Foster’a göre, dünya bir dönüm noktasında. Tek çözüm yanan evi terk etmek ve sosyalist bir gelecek yaratmak.

Dünya yangın yeri, tek çözüm sosyalist gelecek yaratmak

John Bellamy FOSTER - Monthly Review Editörü
Hazırlayan: Ömür Şahin Keyif

Oregon Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü John Bellamy Foster, 1949’dan beri yayımlanan ABD merkezli sosyalist dergi Monthly Review’ün editörü ve ülkenin önemli düşünürlerden biri. Çalışmalarında kapitalizmin ve emperyalizmin ekonomik, politik ve ekolojik çelişkilerine odaklanan Foster’ın bu alanlarda Türkçe’ye de kazandırılmış pek çok eseri bulunuyor. Foster her ay BirGün’ün sorularını yanıtlıyor dünyanın gündemini oluşturan konularda değerlendirmelerde bulunuyor.

ABD Hükümeti Çin’le olan gerilimi tırmandırıyor. Pew Araştırma Merkezi’ne göre ABD halkının yüzde 73’ü Çin’le ilgili olumsuz görüş bildiriyor. Çin karşıtı retorik Cumhuriyetçiler için bir seçim stratejisi. Demokratlar da Trump’ı Çin’e karşı ‘yeterince sert olmamakla’ suçluyorlar. ABD’li yetkililerin işleri ‘dönülmez noktaya’ getirmeyi hedeflediğine dair haberler var. Böyle bir sonuç olası mı?

Bir dünya sistemi olarak kapitalizmin tarihi, düşüş halindeki hegemonyacı güçlerle yükselen devletler arasında genellikle savaşa neden olan mücadelelerle işaretlidir. Bu mücadele dünya hegemonyası için verilir. Şu anda böylesi bir dönemdeyiz. Bu bir süredir Obama yönetiminde inşa ediliyordu, şimdi Trump yönetiminde ise çok daha açık ve agresif şekilde sürdürülüyor. Çin’le Yeni Soğuk Savaş formundaki hegemonyacı mücadeleye yönelme Trump göreve başlamadan önce de aşikârdı. Steve Bannon açıkça Çin’in yükselişi karşısında ABD hegemonyasının düşüşüyle, Çin’i zayıflatmak ve ABD üstünlüğünü garantilemek için ekonomik, politik ve askeri mücadeleye olan ihtiyaçla ilgili konuşmuştu. Trump, Çin’e karşı en sert ekonomik eleştirileri yapan ve ‘The Coming Wars with China’ (Çin’le Gelecekteki Savaşlar) gibi kitapların yazarı Peter Navarro’yu ticaret danışmanı olarak atadı.

Bunu, ABD’li ve Batılı çok uluslu şirketlerin ana üretim ağlarını küresel emtia zincirlerini Çin’den çekip Hindistan ya da Meksika gibi başka bir yerde konumlandırmak için tayin edilen sözümona Çin’le Ticaret Savaşı takip etti.

Küresel tedarik zincirlerinin yön değiştirmesi şu anda hızla gerçekleşiyor (fakat bu hız Çinli üretime daha bağımlı olan yüksek teknolojide daha az hızlı). Bu hız, pandemiyle birlikte küresel tedarik zincirleri kesintiye uğradıkça daha da arttı. Buna açıkça Çin ve Rusya’yı hedef alan devasa bir askeri takviye eşlik ediyor. ABD’nin resmi 2021 askeri bütçesi 705 milyar dolar, bu rakam gerçekte trilyon doları geçiyor.

EGEMENLER ÇİN’İ TEHDİT GÖRÜYOR

Çin’e karşı yön değiştirme politik düopolün her iki partisinin yanı sıra Çin’in olağanüstü büyümesini ABD’nin dünya ekonomik, finansal, teknolojik, politik ve askeri hakimiyetine bir tehdit olarak gören, bir bütün olarak ABD çok uluslu şirketleri ve ABD hakim sınıfının desteğini alıyor. Bunu sözümona Amerikan Yüzyılı’nın Çin Yüzyılı”yla yer değiştirmesinin önlenmesi için gerekli hegemonya mücadelesi olarak tanımlayan ABD Dışişleri Bakanı ve eski CIA Direktörü Michael Pompeo’dan başkası değil.

Mücadele bugün hibrit savaş (siber savaş, finansal savaş ve dezenformasyonu içeriyor) denilen şeyle ve Yeni Soğuk Savaş’la tasavvur ediliyor. Bu savaş jeopolitik ve jeoekonomik anlamda veriliyor. Günümüz teknoloji ve karmaşık bağlılıklarının mahiyeti karışık yöntemli denilen savaşlara daha geniş bir menzil sunuyor. Fakat bu, karşılıklı termonükleer füze fırlatılması ya da küresel bir yangın felaketiyle sonuçlanabilir.

Dünya bu nedenle bir dönüm noktasına ulaştı. Çin’in ekonomi alanındaki ya da diğer tüm şekillerdeki ilerlemesi - örneğin Tek Kuşak Tek Yol inisiyatifi - şu anda ABD’nin hakim çıkarları tarafından ABD hakimiyetine tehdit olarak görülüyor. Herhangi bir tür küresel hükümetle bağdaşmaz olan sermayenin saltanatı bizi kaçınılmaz olarak küresel bir Armageddon’a sürüklüyor, tıpkı bizi büyük iklim yangınına sürüklediği gibi. Tek çözüm yanan evi terk etmek ve sürdürülebilir insan gelişimi dünyası için hazırlanan sosyalist bir gelecek yaratmak.

DEĞİŞİME İZİN VERMEZLER

Joe Biden Demokratlar tarafından başkan adayı olarak gösterilirken, ülkeyi ‘yeniden inşa’ sözü verdi. Eleştirilerinin hedefinde ırkçılık, Trump’ın pandemiyle başedememesi, ‘demokrasiye saldırıları’ gibi yapısal sorunlar vardı. Demokratik Parti içindeki ilericiler, haziran röportajımızda “sağcı neoliberal Demokrat” ve “kötünün iyisi” diye nitelediğiniz Biden’a reform için bastırabilirler mi? Demokratlar bazı dış politika konularında Cumhuriyetçilerden bile daha şahin. ABD başkanı söz konusu olduğunda, dünyanın geri kalanı için ‘kötünün iyisi’ diye bir şey var mı?

Bunların çoğu tamamen retorik. Biden’in Wall Street’e açık mesajı “Hiçbir şey değişmeyecek” şeklinde. Bununla, yönetici sınıf ilişkileri, ekonomi ve finans, polis-ceza düzeninin yanı sıra işçi sınıfı, kadınlar ve ırksal olarak ezilenlere karşı tüm neoliberal saldırıları kastediyor. Biden, neofaşist kanada karşı ABD hakim sınıfının neoliberal kanadını temsil ediyor. Bu ayrımı Trump in The White House’ta (Trump Beyaz Saray’da) tarif etmiştim. Eğer kazanırlarsa, Demokratların yönetiminde muhtemelen hukukun egemenliğine doğrudan zarar verilmesi, açık baskı, açık ırkçılık ve cinsiyetçilik biraz geri saracak. Bu biraz değişim yaratabilir ve muhtemelen ülkeyi neofaşist eşikten geriletebilir. Yine de politik sürecin kendisi, toplumsal ayaklanma gerektiren yapısal bir değişikliğe izin vermeyecektir. Biden Başkan yardımcısı adayı olarak Kamala Harris’i seçti. Aslında bir siyah olan Harris, (Politik olarak ayrıştığı babası iyi tanınan Jamaika doğumlu Marksist ekonomist ve Stanford’da bir profesör olan Donald J. Harris) Demokratik Parti’de en vahşi polis devlet/hapisane yanlısı stratejiyi temsil eden bir figür. Kaliforniya başsavcısıyken açıkça çok kişiyi hapse atmakla övündü.

Biden, Demokratik Parti’nin sağ kanat ürünü ve ırksal ayrımın uzun süreli destekçisi. 1994 yılındaki suç yasa tasarısının (Yeni Jim Crow’a benzetiliyor) asli yazarı. Aynı zamanda 2005’teki büyük şirket dostu iflas yasasının en güçlü destekçilerinden biri. Bu yasa yoksul kişilerin borçtan kurtulabilmelerini çok daha zorlaştırdı ve aslında ABD’de borç köleliği (peonage) durumunu yarattı. İlk olarak Obama tarafından, ABD siyaseti açısından, seçimde sağ kanat bir denge sağlamak ve Obama’nın ırksal olarak ilerici fikirleri destekleyeceğine dair korkuyu yatıştırmak için başkan yardımcısı adayı olarak seçilmişti. Eğer seçimi kazanacak olursa, (bu şu anda belli değil) neoliberal-neofaşist bir ittifak göreceğiz, fakat bir süre tepede neoliberaller olacak.

Dünyadaki ABD gücüyle ilgili tahminde, başkanlık seçiminin sonucundan bağımsız olarak, çok fazla değişiklik olmaz. Demokratlar güçlü NATO taraftarı. Atlantik İttifakı, Rusya’yla Yeni Soğuk Savaş’ın hırslı destekçisi değil. Trump yönetimi, Trump in the White House (Trump Beyaz Saray’da) kitabında anlattığım gibi, Rusya’yla bir yumuşama tercih etti ki, Çin’e karşı çok daha agresif şekilde ilerleyebilsinler. Bunun Cumhuriyetçiler açısından olumsuz sonuçları oldu. Trump Yönetimi bu yüzden Rusya stratejisinde yumuşamadan uzaklaşmaya zorlandı. Yine de, Trump’ın Beyaz Saray’ı, Demokratları beraberlerinde sürükleyerek, Çin’le Yeni Soğuk Savaş’a devam ettiler. Bütün bunların sonucu Yeni Soğuk Savaş’ın giderek artan şekilde Çin – Rus jeopolitik bloğu olarak görülen şeyle birlikte hızlıca gelişmesi. Şu anda bu konuda Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında bir fark yok ve bunun sonucu tüm dünyanın kutuplaşması olacak. İklim Değişikliği, Dünya Sağlık Örgütü gibi uluslararası örgütlerle ilişkiler vb. kritik alanlarda iki partinin uluslararası politikaları arasında daha büyük bir fark var. Ve elbette kimse Trump gibi anormal, istikrarsız ve cezasızlıkla davranmaya meyilli hiçkimsenin parmağının dünyanın en büyük nükleer cephaneliğinde olmasını istemez. Fakat Yeni Soğuk Savaş’ın büyük stratejisi ABD politik duopolünün iki partisi için de aynı.

BU SİSTEMDE ÇÖZÜM YOK

Can kayıplarına neden olan ve insanları yerinden eden Kaliforniya yangınlarının şiddetinin her yıl artmasının iklim krizine bağlı olduğunu biliyoruz. Fred Magdoff’la birlikte yazdığınız ‘Her Çevrecinin Kapitalizm Hakkında Bilmesi Gerekenler’ kitabınızda, “Gerçek şu ki, bugün yüz yüze olduğumuz ana çevre sorunları - iklim değişikliği bunlardan yalnızca biri- var olan sosyal ilişkileri ayakta tutarak, teknolojik ya da pazara dayalı çözümler kanalıyla çözülemez” diyorsunuz. Ekolojik devrim amacını gerçekleştirmek için küresel radikal çevreci hareket inşasındaki önemli araçlar neler?

Büyük Marksist Ekonomist ve Monthly Review’in Editörü Paul Sweezy, 1990’ların başında ben Savunmasız Gezegen’i yazarken, demişti ki “Çevre sorununu abartmak mümkün değil.” Haklıydı. 21’inci Yüzyıl’ın üçüncü 10 yılında -dünya bilim konsensüsünün bize durmadan dediği gibi- kıyamet senaryosu olasılıklarının gezegenle ilgili endüstrileşmiş medeniyetin devamını tehdit etmesiyle, bir bütün olarak insan türünün durumuna zarar verilmesiyle yüz yüzeyiz. Yüzlerce milyon belki milyarlarca insan şu andaki yüzyılda yaşam koşullarının tehlikede olduğunu görüyor. Şu anda bunun sebebine dair bir şüphe kırıntısı dahi yok; rağbet gören ekonomik sistem. Sorunlarımızın nedeni olan bu sistemi çözüm olarak sunmak absürdün ötesinde, yine de durum hızla kötüye giderken, gün be gün bu absürt görüşün sergilenmesini izledik. Geri döndürülemeyecek olan yıkım hızla yaklaştı, şu anda ise kapımızın eşiğinde. Bazı tekno-sosyalistler (bazen ivmeciler de denir), statüko içindeki pek çokları gibi, teknolojinin bizi kurtaracağını iddia ederler. Fakat hayal ettikleri negatif karbon teknolojileri bugün o ölçüde değil ve muhtemelen hiçbir zaman da olmayacaklar.

Bütün bunlar sizin de belirttiğiniz gibi, çevre hareketi ve var olan trendleri nasıl tersine döndürebileceği konularını gündeme getiriyor. Bugün, Çevre hareketinin neredeyse hiç önemi olmadığı açık- eğer ekososyalist değilse ve var olan politik ekonomik rejimi Marks’ın dediği gibi “tepeden tırnağa” dönüştürmeye hazır değilse, devrimci değilse… Greta Thunberg’i dinleyin. Bize kralın çıplak olduğunu gösterdi. Şimdi soru ekososyalizm mi imhacılık mı?

LATİN AMERİKA DURUMU ANLADI

Bence bu Latin Amerika’da Oldukça iyi anlaşıldı. Evo Morales yönetimindeki Bolivya ve Sosyalizme Doğru Hareketi - MAS (şimdi darbeyle uzaklaştırıldı) başarısızlığını ortaya çıkararak ve hatrı sayılır miktarda yerli geleneklerinden doğan alternatif bir strateji ortaya koyarak iklim değişikliğine baskın kapitalist cevaba karşı çıkmada başı çektiler. Her Çevrecinin Kapitalizm Hakkında Bilmesi Gerekenler’de Bolivya’nın Cochabamba şehrindeki 22 Nisan 2010 tarihli Halkın Anlaşması’nı ek olarak yayınladık. Bütün sorunlarıyla beraber Venezuela, popüler komünlerinden doğan ekososyalist analizin merkezi oldu. Küba Dünya’daki en ekolojik ülke. Mauricio Betancourt’un Global Environmental Change (Küresel Çevresel Değişim) dergisinde (Haziran 2020) yer alan “Metabolik uçurumun azaltılmasında Küba tarım ekolojisinin etkisi” (The Effect of Cuban Agroecology in Mitigating the Metabolic Rift) başlıklı kusursuz çalışmasını okumanızı öneririm. Brezilya’ya muhtelif gezilerimde, Topraksız Köylüler Hareketi’nin (MST) simgesel olduğu ekososyalizme, tabandan gelen destek karşısında hayrete düştüm. Latin Amerika’da bunların yaşandığı alanlarda, sürdürülebilir materyal koşullar için mücadeleye eşit şekilde ekonomik ve ekolojik olarak yönelen ekolojik bir işçi sınıfının sürdürülebilir insan gelişimini hedeflediğini görebiliriz. İnsanlığın geleceği olan bu, tabii eğer insanlığın herhangi bir geleceği olacaksa…

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız