birgün

10° AÇIK

DÜNYA 26.10.2021 07:52

Dünyayı değiştiren devrim

Lenin, kapitalizmin gelişkin olduğu yerlere değil, kendi ülkesine baktı. Sınıf mücadelesiyle koşullanmış örgütü ile devrim/iktidar perspektifini kaynaştırdı. Devrim bir son değil. Lenin’in Ekim Devrimi’ne dair yaklaşımı hiçbir koşulda unutulmamalı: “Bu bir ilk zafer, nihai zafer değil henüz.”

Dünyayı değiştiren devrim

İlhan Kamil TURAN

104 yıl önce siyasal toplumsal devrimler çağını açan, yeni tipte burjuva demokratik hareketler/ulusal kurtuluş savaşlarına sosyalizm çerçevesi sunan büyük bir devrimin özgül koşullarını kavramak ve birçok ders çıkarmak mümkündür. Bu noktada öncelikle söylenmesi gereken, 1917 Büyük Ekim Devrimi’nin, dönemin nesnel ve öznel koşullarının kaynaşması ve bu yönde müdahalelerle gerçekleştiğidir.


KOŞULLARIN BÜTÜNLÜĞÜ

Bir devrim için, nesnel koşullar ile o koşullara müdahalede bulunan öznel etkenler ve giderek öznel ve nesnel koşulların birlikte devindiği, nesnellikte belirli değişimlerin yaşandığı yeni bir bütünlük (somut bütün) mutlaka gereklidir. Bu açıdan dönemin Rusya’sında koşulların kaotik olduğunu söyleyebiliriz. Nüfusun yüzde 85’inin kırsal alanlarda yaşadığı Rusya’da, 1914-1918 Birinci Dünya Paylaşım Savaşı ile ülke nüfusunun yüzde 35’i yok olmuştu. Çarlık Rusya’sı emperyalizmin en zayıf halkasıydı. Savaşın yıkımı, cephelerde ve tüm ülkedeki açlık sorunu yani ekmek, barış ve toprak istemleri ile demokrasi ve ulusal sorunların yakıcı varlığı, nesnel koşullar içinde yer alıyordu. 1917 Şubat Burjuva Devrimi ile bu sorunların çözülemeyecek olması, aynı yıl içindeki Ekim Devrimi’ne geçişte önemli olanaklar sunmuştur.

Otokratik Çarlık rejiminin yıkılmasına yol açan Şubat Devrimi sonrası oluşan Geçici Hükümet ile İşçi, Köylü, Asker Sovyetleri’nden oluşan ikili iktidar odakları arası mücadele ve savaş koşulları, Şubat’tan Ekim’e 8-9 aylık dönemi belirlemiştir. 1905’teki grevler sırasında, ordu içindeki bölünmenin de yansıdığı Sovyetler’in 12 yıl sonra İşçi, Köylü, Asker Sovyetleri ve ikinci bir iktidar organı olarak öne çıkışı, kitlelerin kendi iradelerini doğrudan içeren örgütlenişi ile Bolşevik Parti örgütlülüğü ve Lenin’in iktidarı hedefleyen süreç yönetimi, en önemli öznel faktörlerin başında gelmiştir.

DEVRİMİN GÜNCELLİĞİ

Lenin, kapitalizme içkin genel yasallıkların yönü ve bu sistemin bunalımını belirli bir zaman ve özgül bir mekânda (Rusya’da) ve dönemin uluslararası koşullarında, emperyalizm, bunalım çözümlemeleri ve savaş koşullarında somut bir bütünlük içinde ele aldı, sınıf mücadelesi ile devrim-iktidar perspektifini kaynaştırdı. Devrim bu sayede başarıya ulaştı.

Macar Marksisti Gyorgi Lukács, bu bağlamda şu tespitleri yapar: “Lenin asla, –tıpkı Marx gibi– zaman ve mekânca sınırlı, yerel Rus deneyimini genelleştirmedi. Tersine, o, dâhice bir bakışla, zamanımızın temel sorununu, ilk ortaya çıkacağı yer ve zaman içinde derhal seçti: Yaklaşan devrim. Ve bundan sonra, gerek Rusya’ya ilişkin gerekse uluslararası tüm olayları, bu perspektif içinden, devrimin güncelliği perspektifinden kavradı ve kavranabilir kıldı.” (G. Lukács, Lenin’in Düşüncesi/Devrimin Güncelliği, Belge Yay. 1998, s. 9)

Kısaca Lenin, kapitalizmin en gelişkin olduğu örneklere değil, kendi ülkesine baktı. Rusya’nın gerilik ve özgünlükleriyle kaynaşan koşullar içinde, Birinci Dünya Paylaşım Savaşıyla bağlantılı gelişmeler, sınıf mücadelesi ile koşullanmış örgütü ile devrim/iktidar perspektifini kaynaştırdı; tarihsel moment ve olanakları değerlendirerek Ekim Devrimi sıçramasında en önemli rolü oynadı. Lukács, Lenin’in bu siyasal özgünlüğünü, “Devrimin güncelliği: Lenin’in temel düşüncesi ve aynı zamanda onu Marx’a kesin olarak bağlayan nokta budur” diyerek açıklar. (age, s. 9)

Lukács, Marx ve Lenin arasındaki bu bağı, “toplumsal–tarihsel bütünün tam bir çözümlemesi”ne dayandırır ve “devrimin güncelliği, tek tek günlük her sorunun, toplumsal–tarihsel bütünün somut bağlamı içinde ele alınması, bunların proletaryanın kurtuluş momentleri olarak incelenmesi” olarak açıklar. Kısaca, “günlük her sorunun –günlük sorun olarak bile– aynı zamanda devrimin temel sorunu olduğu” (age, s. 11) köktenci yaklaşımı Lenin’deki hâkim düşüncedir.

SOVYETLER MESELESİ

Sovyet sözcüğü, şûra, meclis, konsey, kurul anlamına gelmektedir. Bizdeki en yakın anlamı Osmanlıca’daki şûra veya meclistir.

Ekim Devrimi’ni simgeleyen Lenin dışında nedir diye sorulsa, yanıt herhalde Bütün İktidar Sovyetlere siyaseti olur. Nihayetinde iktidar, 25 Ekim’de Kışlık Saray’ın alınıp Geçici Hükümet’in devrilmesiyle İşçi, Asker, Köylü Sovyetleri’ne geçtikten bir saat sonra Tüm Rusya İşçi, Asker, Köylü Temsilcileri Sovyetleri Konferansı toplanarak Rusya’nın İşçileri, Askerleri ve Köylülerine Çağrı’yı yayımlar. Lenin, ertesi sabah başkent Petrograd Sovyeti’ne bağlı Askeri Devrimci Komite adına, Rusya Yurttaşlarına başlıklı kısa bir açıklama ile Geçici Hükümet’in görevden alındığını, halkın uğrunda savaştığı davanın kazanıldığını ilan eder. Metin, Yaşasın işçilerin, askerlerin ve köylülerin devrimi sözleriyle sona erir. (Ekim Devrimi Dosyası, Sol Yay., 1999, s.170). Devrim, emperyalist devletlerin kuşatma ve kışkırtmasıyla üç yıl sürecek zorlu bir iç savaştan, savaş komünizmi döneminden geçerek gene galip gelir. Burada dikkat çekmek istediğim, iktidarın, Bolşevik Parti’nin yönlendirdiği İşçi, Asker, Köylü Sovyetleri tarafından ele geçirilmiş olmasıdır.

Sovyetlerin ilk oluşumu, 1905 Devrimi dönemindedir. 1905 olaylarının başlangıcında grevler ve tarihe Kanlı Pazar olarak geçen katliam vardır. St. Petersburg (Petrograd) kentindeki Putilov fabrikasında başlayan ve dört gün sonra genel greve dönüşen hareketliliğin devamında Papaz Gapon’un başını çektiği, aziz resimleri taşıyan 140 binden fazla işçinin Çar’a dilekçe vermek üzere Kışlık Saray’a yürüyüşü kanla bastırılır. Bu olayların yaşandığı ocak ayından aralık sonuna kadarki dönemde yaygın grevler vardır. Grevlerin bazıları iktisadi, bazıları siyasi, sonra iktisadi-siyasi, giderek tamamen siyasi boyutlardadır. İşte bu dönemde Sovyetler ilk kez mayıs ayında, grevdeki dokuma işçilerinin açık havada yaklaşık 100 delege seçmeleriyle oluşur.

Olaylar emekçilerin yenilgisiyle sonuçlansa da Sovyetler, yıllar sonra yeniden oluşacaktır. 12 yıl sonra Ocak 1917’de Lenin, Kanlı Pazar’ın yıldönümünde Zürih’te genç İsviçre işçilerinin düzenlediği toplantıda konuşurken, aynı gün Rusya’da başlayan hareketlilikten habersizdir, 1905’teki Sovyet örgütlenmesini örnekler. Kısa bir süre sonra Lenin, Şubat (Burjuva) Devrimi sürecini, devrime nesnel temel oluşturan olgu ve koşullar bütünlüğü içinde, “Pek çok tarihi neden yüzünden –Rusya’nın hatırı sayılır geriliği, savaşın yarattığı özel güçlükler, çarlığın aşırı ölçüde dağılması, 1905 geleneğinin olağanüstü canlılığı– Rus devrimi öteki ülkelerdeki devrimi geride bıraktı. Siyasal yönetimi açısından Rusya devrimle birkaç yıl içinde ileri ülkelere yetişti” şeklinde açıklar. (Yaklaşan Felaket ve Kurtulma Gerekleri, Ekim Yay. 1990, s. 64) Lenin’in sözünü ettiği 1905 geleneğinin olağanüstü canlılığının başlıca iki unsuru Sovyetler ve grevlerdir. Ekim’in önceli olan Şubat Devrimi’ndeki kitle hareketliliğinin başlıca iki biçimi gene grevler ve Sovyetler olmuştur.

Şubat Devrimi, Kanlı Pazar’ın yıldönümü olan aynı günde sokak gösterileri ve matbaacıların greviyle başlar. 50 bin işçi greve çıkar, Petrograd’ın bir varoşunda askerler grevcilere katılır. Grevler Moskova, Bakü ve diğer bazı kentlere sıçrar. Yeni takvimle 8 Mart’ta kadın işçiler, Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü’nde, “Ekmek İstiyoruz” sloganı eşliğinde greve gider, grevler yayılır, sloganlar siyasi muhteva kazanır. “Kahrolsun Çar”, “Kahrolsun Otokrasi”, “Kahrolsun Savaş” sloganları eşliğinde Sovyetler yeniden oluşur.

Sovyetlerin açıklanışı koşullara göre değişmektedir. Örneğin 1905’te ilk oluştuğu zaman Lenin onları mücadele organı olarak niteler. “Emekçi Temsilcileri Konseyi ne bir işçi parlamentosu, ne de bir proleterci devletin organı, ve hatta ne de herhangi bir hükümet organıdır. (Konsey) belli amaçların elde edilmesi için girişilen bir mücadelenin organıdır. (…) İşçi Delegeleri Konseyi veya Parti? Bence işin doğrusu şu olmak gerek: Hem İşçi Delegeleri Konseyi, hem de Parti...” (Aktaran, Bertram D. Wolfe, Devrimi Yapan Üç Adam, Cilt: 2, BFS Yay. 1989, s. 8-9)

Ancak pratiğe bağlı olarak Sovyetler konusu ve Bütün İktidar Sovyetlere siyaseti, devingen içeriklidir. 1905’te parti ile birlikte mücadele organı, 17’de Geçici Hükümet karşısında emekçi iktidarı adayı bir organ, emekçi sınıfların ve bütün solun mücadele ve ittifak örgütlenmesi, Nisan-Temmuz döneminde yapılabilse idi barışçıl geçişi sağlayabilecek tek araç, giderek bir ayaklanma çağrısı ve “kitle hareketi ve devrimci mücadele sonucunda vücuda gelen bir iktidar biçimi”dir. (Halkın Devlet Yönetimine Katılımı Üzerine, Nazım Kitaplığı, 2003, s. 83)

DEMOKRASİNİN BİLEŞİMİ

Yeni iktidar biçimi, yeni bir rejimi ifade eder. “Sovyetler sistemi, parlamenter sistemin avantajlarının, yakın ve doğrudan demokrasinin, yani hem yasama hem de yürütme erkinin halkın seçilmiş temsilcilerinin elinde toplanmasından kaynaklanan avantajları ile bütünleştirilmesi olanağını yaratır. Burjuva parlamenter sistem ile kıyaslandığında, bütün bunlar, demokrasinin gelişiminde evrensel ve tarihsel önem taşıyan yönlerdir.” (age, s. 45)

Sovyetler her alanda örgütlenir: İşçiler, tarım ücretlileri ve köylü temsilcileri Sovyetlerinin bir cumhuriyeti; işçi, asker, vb. vekilleri Sovyetleri; işçi, köylü ve tarım gündelikçileri vekilleri Sovyetleri, banka görevlileri Sovyetleri, tarım işçileri vekillerinin özel Sovyetleri, vb. (Nisan Tezleri, Sol Yay. 1992, sf. 11, 71, 78, vd.)

DEVRİM DİYALEKTİĞİ

“Her devrimin temel sorunu iktidar sorunudur” (age, sf. 15) diyen Lenin, bu konuyu, otokrasiden demokratik cumhuriyete geçişin kesintisiz bir süreç içinde emekçi sınıflar lehine sonuçlanması, yani demokratik devrimin sosyalist devrime geçişi çerçevesinde ele alır.

Devrimin dördüncü yıldönümü dolayısıyla yaptığı bir konuşmada, burjuva demokratik devrim sorununu “Monarşi, kast sistemi, toprak sahipliği ve toprak kullanımı, kadının durumu, din, milliyetlerin baskı altında tutulması” olarak özetler, (Seçme Eserler, Cilt 6, İnter Yay. 1995, s. 517) ileri ülkelerde bile bu sorunların varlığını belirtir ve Sovyet iktidarının hepsinden ileride olduğunu söyler. Burjuva demokratik devrim ile proleter-sosyalist devrim arasında Çin Seddi olmadığını belirttikten sonra, “Birincisi ikincisine doğru büyür. İkincisi geçerken birincinin sorunlarını çözer. İkincisi birincinin eserini pekiştirir. İkincinin birinciyi ne ölçüde aşacağına, mücadele ve ancak mücadele karar verir” (age, s. 519) der. Sovyetler iktidarının temsili parlamentarizm ile doğrudan demokrasiyi kaynaştırdığı için en demokratik burjuva cumhuriyetinden neden kat kat daha fazla demokratik olduğunu sık sık belirtir.

Bu noktada Lukács’ın, Lenin çözümlemesine değinmekte yarar var. Lukács, Lenin’in, “Saf bir sosyal devrim bekleyen biri onu asla yaşayamaz. Ve böyle biri, gerçek devrimi anlamayan, yalnızca lafta devrimci olan bir kişidir” (G. Lukács, Lenin’in Düşüncesi, Belge Yay. 1998, sf. 52) sözlerini aktardıktan sonra burjuva ve proleter devrimlerin diyalektiğine dair Lenin’den hareketle şunları söyler: “Çünkü gerçek devrim burjuva devrimin proleter devrime diyalektik dönüşümüdür. Geçmişteki büyük burjuva devrimlerinin önderi ya da yararlananı olan sınıfın artık nesnel açıdan karşıdevrimci olduğu gibi tartışılmaz tarihsel bir olgu, asla, bu devrimlerin çevresinde dolandığı nesnel sorunların artık toplumsal açıdan sona erdiği, bu sorunların devrimci çözümüyle hayati ilgileri bulunan toplumsal tabakaların tatmin olduğu anlamına gelmez. Tam tersi. Burjuvazideki karşı devrimci dönüşün anlamı, sadece, proletarya karşısında düşmanca bir tavır alması değil, aynı zamanda burjuvazinin kendi devrimci geleneklerinden de vazgeçmesidir. Burjuvazi kendi devrimci geçmişinin mirasını proletaryaya devreder. Bundan böyle, burjuva devrimini mantıksal sonucuna götürebilecek konumda olan tek sınıf, proletaryadır. Yani bir yandan burjuva devrimin güncelliğini hala koruyan talepleri ancak bir proleter devrimin çerçevesi içinde gerçekleşebilecektir, öte yandan bu taleplerin tutarlı biçimde gerçekleştirilmesi bizi zorunlu olarak bir proleter devrime götürecektir. Hasılı bugün proleter devrim, aynı anda burjuva devrimin hem gerçekleşmesi, hem de aşılması demektir.” (age, sf. 52-53)

Otokrasinin yıkılışı, sömürgeler sorunu, ulusal sorunlar, toprak sorunları, din, demokrasi ve kadın sorunları ve bu sorunlarla birlikte Ekim Devrimi’ne devrolan açlık, barış vb. hep bu alanla ilgili olarak artık devrim-sosyalizm geçişine tabi olmaktadır.

DEVRİM BİR SON DEĞİL

Tabii olarak, devrimin gerçekleşmesi her şeyin güllük gülistanlık olacağı anlamına gelmez. Lenin bu açıdan gerçekçi bir yaklaşım ile “Bu ilk zafer, nihai zafer değil henüz, (…) Sanki böylesine yeni, daha önce hiç görülmemiş bir tip devlet düzeninin yaratılması gibi tüm dünya tarihi için yeni bir eser, hiç başarısızlığa uğramadan ve yapmadan ortaya konabilirmiş gibi!” diyerek güçlüklere karşı mücadelenin önemine değinir. “Biz başlangıcı yaptık. Ne kadar zamanda, ne zaman, hangi ulusun proleterleri bu eseri sonuna kadar vardırırlar, bunun önemi yok. Önemli olan, buzun kırılmış, yolun açılmış ve gösterilmiş olmasıdır” (Seçme Eserler, Cilt 6, s. 522).

Ayrıca devrim sonrası konuşma ve yazılarında ve 1924 yılı başındaki ölümünden hemen önce bürokratikleşme tehlikesine karşı hangi uyarıları yaptığı vasiyet diye de nitelenen Kongreye Mektup’ta yer almaktadır. Bu konunun, Lenin’in çok önemsediği kitlelerin devlet yönetimine katılımı eksikliğinin Sovyetler Birliği’nin 74 yıl sonraki çözülüşüne dek uzayan bağıntıları olduğunu söylemek mümkündür.

Başka bir konu olsa da, Mustafa Kemal’in, Lenin’e yazdığı mektup ile başlayan ilişkiler sonucu Sovyet Rusya’nın altın, silah, askeri danışmanlık yardımının Türkiye’nin burjuva devrim süreci ve Kurtuluş Savaşı’na önemli katkıları olduğunu belirtelim.

SONUÇ YERİNE

2013 yılındaki Gezi DirenişiHaziran halk hareketi sırasında oluşan halk meclisleri (ve daha sonraki Birleşik Haziran Hareketi) gibi oluşumların ileride hatırlanarak daha üst örneklerinin oluşturulması gereği, herhalde devrimciler ve ilgili herkese zimmetlenmiş bir görevdir.