Düşlerinden vazgeçmeyenler için

21.06.2019 10:27 BİRGÜN KİTAP
GÜNEY IŞIKARA İmkânsız Sermaye, üretimi örgütlemenin yegâne mümkün ve verimli yolu olarak sunulan kapitalizmin yeryüzünde yaşamı birçok şekilde tahrip ve tehdit ettiği bir dönemde okuyucuyla buluşuyor. Kitabın yazarı Alp Altınörs, bu derin çelişkiyi önce küresel ölçekte, kapitalizmin yapısal eğilimleri bağlamında ele alıyor, ardından da birçok somut mücadele ve alternatif pratikleri özelinde irdeliyor. Kitabın ilk kısmı, […]
GÜNEY IŞIKARA

İmkânsız Sermaye, üretimi örgütlemenin yegâne mümkün ve verimli yolu olarak sunulan kapitalizmin yeryüzünde yaşamı birçok şekilde tahrip ve tehdit ettiği bir dönemde okuyucuyla buluşuyor. Kitabın yazarı Alp Altınörs, bu derin çelişkiyi önce küresel ölçekte, kapitalizmin yapısal eğilimleri bağlamında ele alıyor, ardından da birçok somut mücadele ve alternatif pratikleri özelinde irdeliyor.

Kitabın ilk kısmı, canlı emeği sömürmeden büyüyemeyen, büyümediği takdirdeyse var olamayan sermayenin kendi çelişkilerinden doğan varoluşsal bunalımını bir çerçeve olarak sunuyor. Yazar, kapitalizmin ani ve geçici bir çöküşü tarif eden krizlerden ziyade sürekli bir patinaj hali yaşadığını öne sürüyor ve bu debelenme bağlamında emperyalizmin somutlaştığı güncel biçimleri, faşist eğilimlerin yükselişini, öğütüle(meye)n kitlelerin ‘çöp nüfus’a dönüşmesini, göçmen krizini tartışıyor.

‘Toplumsal Robot’ başlıklı ikinci kısım, bu organik bunalımı kapitalizmin hem kendi ürünü olan, hem de yutamadığı yumruya dönüşen robotlu üretim özelinde ele alıyor. Mevcut ekonomik düzende genelleşen işsizlik ve kârlılık krizi başta olmak üzere kangrenleşen bir dizi sorunu besleyen robotlu üretim, üretici güçler ve üretim ilişkileri arasındaki çelişkinin kristalize biçimi olarak karşımıza çıkıyor. Böylelikle yazar, yirmi birinci yüzyılda kapitalizm içinde ve ötesindeki ufuklara açılan kapıyı aralıyor ve robot vergisi, yurttaş geliri, piyasa sosyalizmi tartışmalarına eğilerek işe koyuluyor. Her piyasa aktörünün geri kalan tüm aktörlere karşı amansız bir rekabet içinde bulunduğu kapitalizm koşullarında, gelişmekte olan robotlu üretim, bilişim ve yapay zekâ teknolojileri bu rekabeti keskinleştirmeyi, istihdam-çalışma koşulları-gelir vb üzerindeki yıkıcı sonuçlarını genelleştirmeyi vaat ediyor. Altınörs, robotlu üretimi kâr yerine toplumsal refahı merkez alan, kaynaklarını buna göre planlı olarak tahsis eden bir ekonomik bağlamda tahayyül ederek teknolojinin daima toplumsal bağlamıyla birlikte düşünülmesi gerektiğini hatırlatıyor.

Kapitalizmin alternatifi tartışmasıysa esas olarak üçüncü kısımda, komünalizm-komünizm sorusu ekseninde masaya yatırılıyor. Komünalist akımın en önemli iki teorisyeni Bookchin ve Meszaros ile tartışmalar yürüten Altınörs, bu teorilerin uygulamaya geçtiği Kürt coğrafyasındaki belediyelerin ve Venezuela’daki komünal konseylerin deneyimlerini titizlikle inceleniyor. Bu hamlelerin ortaya çıktıkları somut koşullarda son derece ilerici bir rol oynadıklarını tespit eden Altınörs, politik dengelerin dayattığı zorlukları da gözeterek, hamasete meydan vermeden, serinkanlılıkla şu sonuca ulaşıyor: Kapitalizmin çatlaklarında geliştirilecek alternatif biçimler, kendi içinde değerli kazanımlar yaratsa da, nihayetinde kapitalizm tarafından yutulmaktan kurtulamıyor. Sermaye kendisi dışında hiçbir üretim ilişkisine meydan bırakmıyor. Öyleyse, sosyalist solun da üretici güçleri talep etmesi, üretim tarzını dönüştürmeyi yeniden gündeminin başına yerleştirmesi gerekiyor.

Kitabın dördüncü ve son kısmıysa politik özne sorunsalına ayrılmış. Sınıf savaşımında yaşanan gerilemeden, politik alanda var olmayan sınıfın nesnel anlamda da var olmadığı sonucunu çıkaran, dolayısıyla özne (ve sınıf) tanımını esnekleştirme yoluna giren post-Marksist yazına karşı Altınörs, bu gerilemeyi üretim örgütlenmesinin parçalanması bağlamında ele alıyor. Bakış açısı bir kez buradan kurulduğunda sınıfın kendisinin değil, onun politik birliğinin kaybolduğu sonucu çıkıyor. Tam da bu noktada ufukta beliren ‘ezilenler’, ‘yoksullar’, ‘dışlananlar’ gibi kategoriler (ve bunlara tekabül eden politik güçler) yazara göre devrimci bir politik özne olarak sınıf ile karşıtlık teşkil etmek bir yana, onun kendi politik birliğini kurabileceği mücadele zeminleri sunmaktadır.

İmkânsız Sermaye, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya uğruna geçmişte ve günümüzde bambaşka coğrafyalarda verilen mücadeleleri hem sahiplenerek hem de eleştirerek, teorik ve tarihsel süzgeçlerden geçirerek okura zengin bir harman sunuyor. Üstelik bunu büyük anlatıların bir kenara bırakılmasının salık verildiği, birçok radikal muhalifin yenilgi ruh halini özümsediği, sistem için çatlaklara sığındığı bir zamanın ruhuna meydan okuyarak, sosyalizme tam da bugün, burada sıkı sıkı sarılmamız gerektiğini hatırlatarak, cesaretlendirerek yapıyor. İmkânsız Sermaye, sadece kapitalizmin iflasını değil, sosyalizmin güncel imkânlarını da vurguluyor. Düşlerinden vazgeçmeyenler için okunması şart bir kitap…