birgün

15° SİSLİ

DÜNYA 14.04.2020 08:03

Düsseldorf IUBH Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Kemal Bozay: Yeni toplumsal hareketlerin doğması kaçınılmaz

Salgın sonrası hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı açık. Kapitalist sistem, hegemonyasını korumak için değişik girişimlerde bulunacak. Diğer yandan milliyetçi dalgalanmalar, ırkçılık, sağ-popülist rejimlerin baskıları da artacak

Düsseldorf IUBH Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Kemal Bozay: Yeni toplumsal hareketlerin doğması kaçınılmaz

İBRAHİM VARLI

Neoliberal kapitalist sistemin maskesini düşüren salgının yarattığı tahribat şimdiden kurulu mevcut düzeni sarsmaya yol açtı. Hiçbir şeyin artık “eskisi gibi” olamayacağına dair tezler bir hayli fazla. Biz de salgının etkilerini, salgın sonrası dünyanın alacağı şekli ve solun yapabilecekleri üzerine Düsseldorf IUBH Uluslararası Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Kemal Bozay ile konuştuk.

Koronavirüs sonrası dünyayı nasıl bir gelecek bekliyor?

Koronovirüs pandemisiyle birlikte dünya çapında son yüz yılın en büyük küresel salgını ile karşı karşıya olduğumuzu söylemek mümkün. İnsanlık, tarihler boyunca birçok salgına karşı mücadele etti. Yakın zamanlarda, sıtma, kolera ve İspanyol gribi gibi dalgaları da yaşadı insanlık. ’Koronovirüs salgınıyla dünya nereye doğru yol alacak?’ sorusuna gelecek olursak; öncelikli olarak birçok siyasal elit ve gözlemcinin, tarihsel olguları koronovirüs krizi öncesi ve sonrası diye tartışmaya çalıştığını hatırlamak gerek. Söz konusu tartışmalar arasında özellikle uluslararası politikalar içerisinde neler değişecek ya da jeopolitik dengelerde ne tür kaymalar olacağı noktasında sorular ortaya atılmakta. Örneğin güncel politik tartışmalar bağlamında ABD, Çin ve Rusya gibi güçlerin krizinden söz ediliyor. Bu krizin dünyayı nereye sürükleyeceği şimdiden belli olmasa da, açık olan yeni senaryoların tartışılmaya başlanmasıdır. Uluslararası politik çevreler içerisinde bir akım pandeminin sistemsel olarak önemli bir yıkıma yol açtığını ve dolayısıyla uluslararası dengelerde büyük değişimlere yol açacağını savunurken, diğer bir akım bu denge değişiminin geçici olduğunu ve reel bir temele dayanmadığını ifade etmektedir. Geçtiğimiz yüz yılın felaketi olarak tanımlanabilecek Birinci ve İkinci Dünya Savaşına baktığımızda emperyalist güçler nezdinde konum itibarıyla uluslararası düzen dengesi içerisinde büyük oranda kaymaların olmadığına tanık olduk. Bu noktada kanımca koronavirüs sonrasında da ciddi denge kaybının yaşanmayacağı düşüncesindeyim.

HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAZ

Çokça dillendirildiği gibi “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” mı?”

Bu sorunun yanıtı hangi bakış açısıyla yaklaştığımıza bağlı. Elbette geçmişle gelecek arasında daima diyalektik bir bağ olsa da koronavirüs sonrasında da değişimlerin olması kaçınılmazdır. Fakat politik dengeler içerisindeki tartışmalar gidişatı başka bir yöne sürüklemekte. Örneğin emperyalist dengeler içerisindeki yeni söylem ve değişimler de gözetleyebiliyoruz. Kriz küresel bir boyutta olsa da ona karşı gündeme gelen çözüm perspektifleri büyük oranda ‘ulusal’ düzeyde kalıyor. Bu anlamda emperyalist güçler arasındaki çelişkilerde fazlasıyla gündeme gelmekte. Örneğin Almanya büyük oranda koruma maskelerinin ve nefes alma aletlerinin başka ülkelere ihracını durdurdu. Haftalarca Amerikan sağlık sisteminin başarısını öven ve ABD’nin bu pandemiden etkilenmeyeceğini iddia eden Trump, şimdi sözde ‘Çin virüsünü’ engellemek için ulusal önlem alarak sınırları kapatmakta çözümü görüyor. Küreselleşme sürecinden geçmemize rağmen yaklaşımların büyük oranda milli temelde olduğunu ve milliyetçi devlet refleksinin ağırlık kazandığını söylemek mümkün. Örneğin Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da bu milliyetçi reflekse dayanarak ‘Küresel salgına karşı ulusal mücadele’ talebini ortaya çıkardı. Cumhurbaşkanlığı tarafından başlatılan bağış kampanyasının “Biz bize yeteriz” sloganıyla yürütülmesi, milliyetçi bilinçaltının bir yansımasıdır. AB ülkeleri içerisinde de şu an çözümler önemli ölçüde tek tek ülkelerin inisiyatifinde. Milliyetçi reflekse sarılma, sınırları kapatma ve he rşeyi karantina altına alma politikası bir nevi çaresizliğin ifadesidir.

Küresel dengeler içerisinde, toplumsal, siyasal, ekonomik bir değişimden söz edilebilir mi?

Küresel dengeler içerisinde bazı olası değişimlerden söz etmek mümkün. Fakat gelecekte çelişkiler büyük oranda emperyalist güçler arasında yoğunlaşacak. Virüsün çıkış noktasını oluşturan Çin’in durumu özellikle dikkate dusseldorf-iubh-universitesi-nden-siyaset-bilimci-prof-dr-kemal-bozay-yeni-toplumsal-hareketlerin-dogmasi-kacinilmaz-716133-1.alınmalıdır. Çin son haftalarda medyaya yansıttığı tabloyla koronavirüs pandemisine karşı mücadelede başarılı olduğunu ve büyük oranda normal yaşama geçtiğini gösteriyor. Çin gerçekliğinden yola çıkarak tablonun arka planını kestirmek şimdilik mümkün değil. Senaryolar arasında ağır basan bir gerçeklik, bu pandeminin ikinci ve üçüncü dalgalarının da geleceğine ilişkindir. Çin, kendisini dünya pazarı içerisinde ekonomik olarak güçlü ve yetkin bir denge olarak yansıtsa bile, başta ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere birçok ülke Çin’le bu pandeminin yayılmasındaki sorumluluğu konusunda sonraki süreçte ciddi bir hesaplaşmaya girebilir. Çin’in bu pozitif tabloyu ne kadar yansıtabileceği ise belirsiz. ABD bağlamında da siyasal dengelerde değişiklikler yaşanması mümkün. Trump, bu krizi iyi yönetemediği için ABD’de ciddi bir prestij kaybına uğradı. Bu da gelecek ABD seçimlerinde Trump‘ın karşısında ilerici kesimlerin adayı olan Bernie Sanders’in çekilmesiyle Joe Biden’e kapı açabilir. Diğer tarafta ABD gerçekliğinden yola çıkarak artan bir işsizlik ve ekonomik krizden de söz etmek lazım.

Salgın, kapitalizmin yapısal krizinin üzerine geldi. Kapitalizm kendisini revize ederek yeni bir yol mu alacak?

Kapitalizmin yapısal krizi elbette yeni değil. Marksist perspektiften yola çıkarsak kapitalizm ve onun sistemleri doğasında daima krizi de barındırırlar. Fakat güncel durumda, kapitalist sistemlerin pandemi sürecinde insanların ölmesini göze aldığına tanık olmaktayız. Son haftalardaki çaresizlik kapitalist sistemlerin koronavirüse karşı mücadelede sundukları politik önlemler sosyal yaşamı büyük oranda daralttığını gösteriyor. Bunun altında insanlara yansıtılan mesaj ise, dayanışma adı altında sosyal ilişkileri azaltmak. Peki bu dayanışmayı ve fedakarlığı kapitalist sistemler kimden bekliyor? Kuşkusuz halktan. Fakat bu durumda bu felaketlerin sorumlusu olan kapitalist sermayenin sorumluluğu gözardı ediliyor. Her şeyin eskisi gibi olmayacağı açık. Kapitalist sistemler, korona sonrasında elbette kendi hegemonyasını korumak için değişik girişimlerde bulunacaklar. Bunların yönünü zamanı geldiğinde izleyeceğiz. Fakat bu pandemiyle birlikte sağlık, çevre ve iş politikalarında köklü değişimlere gidilmesi gerektiği kaçınılmaz. Özellikle sağlık hizmetlerinin bir insan hakkı sorunu olduğunu ve dolayısıyla sağlık alanındaki güvencenin bütün insanları kapsaması gerektiği fikrinin güçlendiğini görmekteyiz.

Bu sürecin sonunda kapitalizm yıpranıp sola tarihsel bir alan açılır mı? Yeni kamucu, sosyal politikalar egemen olur mu?

Elbette sol, ilerici ve demokratik güçler açısından yeni bir süreçten söz etmek lazım. Toplumun bütün kesimleri gibi sol güçler de doğal olarak korona pandemisine odaklanmak zorunda. Pandemi süreci sol kesimleri daha da yakından etkiliyor, çünkü sokağa çıkma ve toplu alanlarda eylem yapma yasağıyla sol-demokratik kesimlerin geleneksel olarak çok önem verdiği hareket alanı olan sokak gücü kaybolmakta. Diğer yandan pandemiyle birlikte yeni dünya düzeni, milliyetçi dalgalanmalar, ırkçılık, mülteci düşmanlığı ve sağ-popülist rejim ve hareketlerin baskıları da artacak. Pandemi gölgesi altında gündeme giren yasaklar özellikle sağ-popülist rejimleri güçlü kılmakta. Örneğin Almanya’da muhafazakâr partilerin oylarında artış var. Bu gelişmeler karşısında solun yeni politikalara ve konseptlere ihtiyacı var. Söz konusu dayanışma beklentisi kuşkusuz bu noktada daha da önem kazanacak. Pandemi sonrası küresel bağlamda sol hareketler, ekonomik mücadelelerin yanı sıra, sağlık ve çevre politikalarına da özel bir önem vermeli. Bu alanda dünya çapında yeni toplumsal hareketlerin doğacağı kaçınılmaz.

1929 BUHRANI’NDAN DA KÖTÜ

1929 Buhranı'nda olduğu gibi bu felaket günlerin sonunda yeni bir otoriterleşme dalgası mı gelir?

Dünya çapında siyaset bilimciler ve iktisatçılar korona pandemisiyle yaşanacak krizin ’29 Buhranı’ndan daha derin ve etkili olacağını bekliyorlar. Çünkü ’29 krizinin çıkışı, temelde bir bankalar kriziydi, fakat koronavirüs ile yayılan salgın ayırım yapmadan bütün toplumu hedef aldı. Dolayısıyla çok daha derin bir krizden söz etmek lazım. Siyaset bilimciler, pandemiye ilişkin tartışırken, ekonomik krizin yanı sıra tarihte yeni dengelerin oluşması, küreselleşme-milliyetçilik ikilemi ve sağ-popülist rejimlerde otoriterleşme gündemiyle bakmaktalar. Söz konusu otoriterleşme dalgası bu noktada beklenilen bir durum. Biraz önce de ifade ettiğim gibi dünyanın her tarafında sağ-popülist rejim ve hareketler salgınla birlikte yeni bir otoriterleşme dalgasını da dayatmaktalar ve dayatacaklar.

Yeni bir faşist dalganın esmesi beklenebilir mi?

Demokratik hakların tamamen ortadan kaldırılması ve sosyal değerlerin tamamen tasfiyesi tarihte genel olarak faşist dalgaları güçlendirmiştir. Koronavirüs pandemisinin yaygınlaşmasıyla birlikte milli refleksin yanı sıra milliyetçi-şovenist politikalar da ivme kazanmıştır. Bu kendisini kuşkusuz hükümet politikalarında da gösteriyor. Dolayısıyla yeni otoriter ve faşist bir dalganın esmesi olası bir durum.

Salgından geriye ne dersler kalacak?

Kanımca, pandeminin en önemli kazanımı toplum içerisinde git gide kaybolan dayanışma duygusunun yeniden güç kazanmasıdır. Toplum olarak milliyetçi reflekslerin yanı sıra sosyal mesafe ve hareket kısıtlamalarının ötesinde, kolektif bilince ve toplumsal dayanışmaya ihtiyacımız var. Pandemi krizi sürecinde sergilenmesi gereken dayanışma, insanların yaşadıkları alanlarda, semtlerde, eğitim alanlarında ve sosyal platformlarda güçlü dayanışma ağları örmesiyle mümkün. Kriz sürecinde ortaya çıkan yeni işsizlik, pahalılık vb. gibi dalgalara karşı ancak güçlü bir dayanışma ağıyla direniş göstermek mümkün.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız