Google Play Store
App Store

BİRTEK-SEN’in araştırması, tekstilde sömürü ve cinsiyet eşitsizliğinin boyutunu ortaya koydu. Rapora göre her iki kadından biri işyerinde tacize uğruyor, fazla mesai zorunlu tutuluyor, kreşe erişebilen kadın ise neredeyse yok.

Düşük ücret, fazla mesai, mobbing, taciz: Tekstilde koşullar kölelikten hallice
Özak Tekstil’de çalışan kadın işçiler, aylarca sendikal mücadele vermişti. (Fotoğraf: BirGün)

Emek Servisi

Hem sömürünün hem de emeğin yoğun olduğu ve kadın işçilerin en çok çalıştığı sektörlerden olan tekstil, kadın işçileri adeta ‘modern kölelik koşulları’ altında çalışmaya zorluyor. Birleşik Tekstil, Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası’nın (BİRTEK-SEN) yayınladığı “Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Tekstil Sektöründe Kadın Emeği ve Sendikal Algı Raporu”, bölgede çalışan tekstil işçisi kadınların kötü çalışma koşullarını, cinsiyet eşitsizliğini, cinsel tacizi ve emek sömürüsünü gözler önüne serdi.

Raporda her iki kadından birinin sendikasız olduğu aktarıldı. Araştırmaya katılan kadın işçilerin yüzde 48,3’ü bir sendikaya üye olduğunu, yüzde 51,7’si ise sendikasız çalıştığını belirtti.

ÜCRET KESİNTİLERİ RUTİNE BİNDİ

Tekstil üretiminin yoğunlaştığı Urfa, Antep, Malatya gibi Güneydoğu kentlerinde işçilik yapan 125 kadın ile gerçekleştirilen ankette, ILO ve TÜİK’in 2018 raporuna göre cinsiyete dayalı ücret farkının yüzde 15,6 olduğu hatırlatıldı. Bu farkın yaş ve kıdem arttıkça daha da derinleştiği ifade edilen raporda, özellikle konfeksiyon işletmelerinde ustabaşı ve şef pozisyonlarında genellikle erkeklerin bulunduğu aktarıldı.

İşçilerin tamamına yakınının 22 bin 104 liralık asgari ücrete çalıştığı ifade edilen raporda, düşük ücretin yanı sıra keyfi maaş kesintilerinin oldukça yaygın olduğu ortaya kondu. Buna göre tekstil işçilerinin yüzde 52,6’sı maaş kesintisine uğruyor. Genellikle “işe gidememe”, “geç kalma”, “performans hedefini tutturamama” veya “hata” gibi gerekçelerle uygulanan maaş kesintilerinin esasen keyfi olduğu ve asıl amacının üretim hızını artırmak için baskı aracı olarak kullanıldığı ifade edildi. Gözdağı vermek ve itaati sağlamak için başvurulan ücret kesintileri nedeniyle alınan net ücretlerin sıklıkla yasal asgari ücretin altına düştüğü aktarıldı.

Düşük ücretler, kadın işçiler arasında kendi emeğine yabancılaşmanın da oldukça yaygın hâle gelmesine sebep oluyor. Rapora göre kadın tekstil işçilerinin yalnızca yüzde 4,3’ü kendi ürettiği ürünü satın alabildiğini söyledi. Raporda, ürettiği ürüne erişebilen kadın işçilerin de düşük fiyat segmentindeki markalarda çalıştığı aktarıldı. Konuya ilişkin şu ifadeler yer aldı: “Zara, Bershka, Levi’s gibi markalara üretim yapan işçilerin hiçbiri kendi üretimlerine ulaşamamaktadır. Böylece, sadece üretimde değil, tüketimde de sınıfsal bir bariyer kurulmakta; işçi, kendi emeğinin yarattığı ürüne dahi ‘müşteri’ olarak ulaşamamakta, dışlanmaktadır.”

36 SAAT MESAİ UYGULANIYOR

Raporda öne çıkan bir diğer unsur ise kadın işçilerin sıklıkla fazla mesaiye kalmak zorunda bırakılmaları oldu. Anket verileri, kadın işçilerin beyan ettiği maksimum fazla mesai sürelerinde “10 saat” ve “12 saat” gibi yüksek oranların öne çıktığını gösterdi. Standart mesainin 10 saat olduğu sektörde birçok fabrikada, özellikle siparişlerin yetiştirildiği dönemde, bir günde toplam çalışma süresinin 18 saate çıktığı belgelendi. Uzman görüşmelerinde ise özellikle Antep, Malatya ve Urfa gibi şehirlerdeki fabrikalarda en az haftada bir gün 18 saatlik çalışma süresi uygulandığının teyit edildiği aktarıldı. Araştırmada çalışma saatlerinin sonunda dinlenecek vakit bulamadıklarını ifade eden kadın işçilerden bazıları, 21 saati bulabilen bir mesai gününün sonunda eve gitmeyip fabrikanın mescidinde birkaç saat uyuduktan sonra tekrar işbaşı yaptıklarını ifade etti. Urfa’da çalışan bazı kadın işçiler ise iş yetiştirme dönemlerinde 36 saat mesaiye kaldıklarını söyledi. Genelde cumartesi günlerine denk getirilen bu vardiyalardan sonra resmî tatil günü olan pazar günlerinde dinlenen işçiler, hafta başında işbaşı yaptıklarını ifade etti.

Öte yandan kadın işçilerin anlattıkları, fazla mesainin mobbing ve tehdit aracılığıyla bir ‘zorunluluğa’ dönüştürüldüğünü ortaya koydu. Kadın işçilerin yüzde 62,2’si fazla mesaiye kalmak zorunda bırakıldıklarını ifade etti. Fazla mesaiye kalan kadın işçilerin yüzde 44,7’si zorlama, yüzde 40,4’ü tehdit, yüzde 14,9’u ise hakaret yoluyla mobbinge maruz bırakıldıklarını aktardı.

İŞ GÜVENLİĞİ ÖNLEMİ ALINMIYOR

Rapor, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin de adeta hiçe sayıldığını ortaya koydu. Anket verilerine göre, “İşyerinizde depreme, sele ya da yangına karşı önlem var mı?” sorusuna kadın işçilerin yalnızca yüzde 34,8’i “evet” derken, yüzde 44,6’sı “hayır” yanıtını verdi. İş güvenliği eğitiminde ise yanıtların yüzde 55,7’si “Eğitim aldım” şeklinde olurken, yüzde 44,3’ü “Almadım” oldu. İş güvenliği önlemleri alınıyor mu sorusuna işçilerin yalnızca yüzde 15,7’si “önlem alınıyor” dedi. 21 fabrikada yapılan ankette “Önlem alınmıyor” yanıtı, yüzde 76,2 oranında verildi.

Önlemlerin alınmaması ve ihmal, iş kazaları, cinayetleri ve meslek hastalıklarının da yaygınlaşmasına sebep oldu. Katılımcıların yüzde 60,3’ü çalışırken rahatsızlık ya da meslek hastalığı yaşadığını belirtti. Kadınların rapor için söyledikleri de tabloyu ortaya koydu:

“Günde 12 saat ayakta duruyoruz. Sırtımda fıtık çıktı ama hastaneye gitmeye bile vaktim yok.” (Fidan, Urfa)

“Topuk dikeni oldu bende, raporum da var. Hatta raporumun olmasına rağmen koltukta oturmayı yasakladılar. Bıraktım koltuğu, masaya yaslanmamıza bile izin vermiyorlar.” (Fatma, Malatya)

“Hamileyim dedim, kaldıramıyorum bu yükleri. ‘O zaman ne iş yapabiliyorsun sen?’ dediler. Sonra da işten çıkardılar.” (Ayşe, Urfa)

HER İKİ KADINDAN BİRİ TACİZE MARUZ BIRAKILIYOR

Araştırma, neredeyse her iki işyerinden birinde kadınların tacize uğradığını da ortaya koydu. Kadın işçilerin yüzde 42,2’si işyerinde taciz ya da rahatsız edici bir davranışa maruz kaldığını belirtti. Öte yandan bu deneyimlerin yalnızca yüzde 45,8’i şikâyet edildi, yani kadınların yarısından fazlası (%54,2) bu durumları hiçbir yere bildiremedi. Raporda, şikâyet etmeme eğiliminin bireysel değil yapısal nedenlerle ilişkili olduğu kaydedildi. Şikâyet etmeme sebepleri arasında “cezalandırılma korkusu”, “bir işe yaramayacağına dair inanç” ve “şikâyet edilecek güvenilir bir merci bulamamak” gibi gerekçeler öne çıktı. Kadın işçiler, durumu ustabaşlarına bildirdiklerinde sıklıkla “Sen yanlış anlamışsın” yanıtını aldıklarını ifade etti.

Raporda öne çıkan diğer bulgular ise şu şekilde:

• Araştırmaya katılan kadınlardan yüzde 74’ü gün içinde tuvalete gitme sınırlaması olduğunu söyledi.

• Katılımcıların yüzde 89,7’si 6 Şubat depremlerinin ardından çalıştığı işletmelerden herhangi bir destek almadıklarını ifade etti.

• Depremin ardından 3 bin 500 lira maddi yardım sağlayan bazı işletmeler, depremzede işçiler işe döndüğünde bu meblağı kadınların maaşlarından kesti.

• Gece mesaiden çıkan kadınların yüzde 82,1’i servislerin kendilerini inmek istedikleri yerde indirmediklerini aktardı.

∗∗∗

KREŞE ERİŞİM YOK DENECEK SEVİYEDE

Kadın işçilerin gasp edilen hakları yalnızca mesai saat ve ücretleriyle de sınırlı kalmadı. Kadınlar, İş Kanunu ile sabit doğum sonrası izin haklarına bile erişemediklerini ifade etti. Ankete göre kadınların yüzde 72’si doğum izni hakkına sahip olduğunu belirtirken, yüzde 17’si bu hakka sahip olmadığını ifade etti. Öte yandan, 150’den fazla kadın işçi çalıştıran işletmelerin kreş bulundurma zorunluluğunun da büyük oranda uygulanmadığı saptandı. Kadınların yüzde 72’si işletmelerde kreşin bulunmadığını ifade etti.

BİRTEK-SEN Malatya İl Temsilcisi Halime Sancak, konuya ilişkin şunları söyledi: “Kendi çocuğumun gittiği kreşin müdüründen duydum, kendi ağzıyla söyledi. Bu civarda bir sürü fabrika var, çalışan kadın işçi sayısını bilerek 149’da bırakıyorlar ki kreş hakkı doğmasın.” Raporda, kreşe bırakılamayan çocukların çoğunun kendi kardeşleri elinde büyüdüğü aktarıldı.