birgün

18° AZ BULUTLU

KÜLTÜR SANAT 01.10.2020 04:00
author

Düşünselliğin izinde...

Bir zamanlar Türk Dil Kurumu’nun yayınladığı “Macit Gökberk Armağanı” isimli kitapta, kendisiyle yapılan söyleşide Gökberk, “Ozanlar sırasında filozoflardan daha filozoftur,” diyor. Muhtemelen Türk Dil Kurumu adına ona soru yöneltenler de kitabı hazırlayan Bedia Akarsu ve Tahsin Yücel. Bu cümleden sonra aklıma hemen Melih Cevdet’in gelmesinin bir nedeni olmalı!

Melih Cevdet’in özellikle “Kolları Bağlı Odysseus”tan başlayarak, daha sonraki yapıtlarında düşünür kişiliğiyle de karşımıza çıktığı su götürmez bir gerçek. O, Descartes’in açtığı çığırdan gelişen bilincin şairiydi. Yazın yolcuğunda hızı sürekli arttıran bir ateşçi gibiydi. Düşünür kişiliğiyle şair kişiliğinin çelişmeden yan yana geldiği, hatta yeri gelince yarış içinde olduğu ender yazarlardandı.

Önce şiiriyle sarıyordu okuru. Sonrasında durmadan meraklandırıyordu. Yeniden, “Kolları Bağlı Odysseus”u düşünelim. Odysseus hiç kuşkusuz belki de yazın tarihinin ilk “birey”i… Ama onun neden elleri değil de kolları bağlı? Herhalde sirenlerden kendini korumak için değil! Üstelik kolları bağlanırsa kalıverir denizin ortasında… Tamamlayamaz yolculuğunu. Zorunlulukla özgürlük sarkacındadır artık. Okuru tekrar tekrar düşündürüp, sorgulatmanın temelinde yatan merak unsurunu denemelerinde, romanlarında, oyunlarında olabildiğince engin kullanır Anday. Homeros’tan günümüze uzanan aydınlanma bilinciyle yazar hep. “Düzyazıyla anlatılamayacak bir şeydir derler şiire. Çok doğru, ben bunu hayatımda denedim.” diyerek şiiri ve hayatı arasında kurduğu güçlü bağın, onu her okuyuşumuzda yeniden tanığı oluruz.

Şiirinde olduğu gibi denemeciliğinde mitlerden, tarihten yararlandığı, oradan hareketle yeni bir rota çizer… “Akan Zaman Duran Zaman”dan hareketle söyleyeyim: Hep kavramlar üzerine düşünce çeşitlemelerinden yanadır. Bu demektir ki yazılarında kavram donanımı yazının omurgasının sağlamlık güvencesidir. Düzyazının ustalarının pek azında rastlamışımdır: Kavramların irdelenmesinde ironinin varlığına. Hemen şunu söyleyeyim: En basit ironilerde bile gözlemci gerçekten de gerçek yüzünü ve gerçek duygularını anlamak üzere gizleneni açığa çıkarmayı, maskeyi çekip çıkarmayı umabilir. Bu gibi durumlarda ironi sadece daha iyi anlaşılabilmek amacıyla maske takar. Jankelevitch, bu nedenle, “İroni kılık değiştirmesiyle bir an için kafa karıştıran ve aslında anlaşılmak istenen maskeli balo cilvesidir,” der. İşte bu yüzden Melih Cevdet yazdığı metinlerde ironiyi kullanarak kılık değiştirme ustasıdır. O, ciddiyetle ironinin karıştığı, birbirine gereksinim duyduğu dengenin yazarıdır.

Mesela şairler için şöyle der: “Ozanları bağışlarlar, çünkü delidir tümü… Aralarında çok bulundum, bilirim!” Melih Cevdet bir düşünürdür ama düşündürür de… Size bir düşünce önerir, tartışma için başlangıç yapmaktır, bir girizgâhta bulunmaktır amacı… Kendini onaylatmak hiç değil. Belki de bu nedenle, “Düşünmek yoruyor bizi, az bilerek de eyleyebileceğimize inanıyoruz,” der. Toplumda düşünme ediminin oluşmasıyla inceden dalga geçerek. Melih Cevdet toplumsal olaylara, doğaya, varsıl yoksul çelişkisine, yöneten azınlığın yönetilen çoğunluk karşısındaki davranışlarına bakarken duyarlılıklarını besleyen ana kaynaktan, düşün kaynağından alır gücünü. “Yanyana” kitabından ötürü hakkında yedi buçuk yıl hapis istemiyle dava açıldığında, Jean Paul Sartre’nin bir sözünü anımsamıştı: “Önemimizi Alman işgalinde anladık.” Bugün örgütlenmiş cehalet bizi toplumsal çürümeye doğru adım adım götürmeye çalışırken, bağnazlık alıp başını gitmişken, nefes almak bile zorlaşmışken uygarlık bilincimizin kaynaklarını korumak her şeyden önce boynumuzun borcu…

Sait Faik, “Dünyada tek namuslu insan varsa, onu aramaya, bulmaya mecburuz, mahkûmuz” demişti. Melih Cevdet’i yedi buçuk yılla yargılayan zihniyetle, bugün ülkeyi yangın yerine çevirenlerin karanlık yüzleri birbirine ne kadar da benziyor.

Ama bizim yangın söndürme ustalığımız da Spartaküs’lerden, Bedrettin’lerden, Pir Sultan’lardan, Melih Cevdet’lerden geliyor.

Macit Gökberk ne kadar da haklı! Bu ülke bir bakıma eline kağıt kalem alan gerçek sanatçıları düşünsellik boyutuna zorla da olsa itiyor.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız