birgün

13° AÇIK

GÜNCEL 18.05.2020 09:40

Eğitim, Dinselleştirme ve İktidar

İnsan ve kamu yararına uygun laik bir eğitimin ne kadar hayati önem taşındığını herkesin malumudur. Korona salgını ile yaşanan ekonomik, sosyal, toplumsal, hukuk ve demokratik alanda yaşanan krizler karşısında laik, bilimsel ve demokratik aklın, nasıl can çekiştiğini de yeniden görünür kılmıştır.

Bunun en önemli sebebi ise eğitimin dinselleştirilmesidir. Devletin yatırımını insana, kamuculuğa, demokrasiye, sosyal devlete, laikliğe ve toplumsal barışa değil, dinciliğe ve elitlerin kendi iktidarını korumaya yapmasıdır.

Sadece bireyin ve toplumun değil, aynı zamanda ülkenin gelişiminde eğitim en önemli alanların başında gelir. Çünkü karşı karşıya kaldığımız ve kronikleşmiş sosyal, siyasal, hukuksal, siyasal ve ekonomik krizin çözüm anahtarı da bir ölçüde burada yatmaktadır.

Eğer geleceğin inşasına, evrensel kabuller arasında saydığımız laikliğin, demokrasinin, hukukun, adaletin, sosyal devletin, toplumsal barışın, eşitliğin, özgürlüklerin, insan hak ve onuruna saygının damgasını vurmasını istiyorsanız, nasıl bir eğitim felsefisini savunduğunuz ve nasıl bir toplum hayal ettiğinizle doğrudan bağlantılıdır.

Soru gayet net ve açık; Nasıl bir insan, toplum ve ülke hayal ediyorsunuz? Tüm kültürel ve toplumsal çeşitliği insan/yurttaş merkezli eşitliği mi? Yoksa etnik ve mezhepçi kalıplar içinde iktidarın kendi ideolojik kimliği için, her emrine itaat eden tek tipleştirilmiş bir nesil mi?

Türkiye bu ikincisinden yana tercih koyduğu için, ideolojik faaliyetinin merkezine etnik ve mezhepçi kimlik ekseninde “ideolojik kul” yaratmayı benimsemiştir.

Tam da bu nedenle, AKP eğitim alanında ardıllarını yetiştirecek ve siyasal islamcılık eksenindeki iktidar hedefini dinin alanına kurmuştur. Özellikle 1947’lerde sonra Türkiye’de siyasetin, gerçek manada laiklik, din, vicdan, inanç ve düşünce özgürlüğünü ihlal eden politik tutumlar, günümüze kadar katmerlenerek süregelmiştir. Bugün ise en doruk noktasındadır.

“Tevhid-i Tedrisat Kanunu” kapsamında din ve dindar üreten bir eğitim vermek ve bu amaca hizmet eden din okulları kurmak, bu ideolojinin vazgeçilmez bir parçasıydı.

İnanç özgürlüğünün ve dini hizmetlerinin inanan grupların, laiklik ve insan hakları çerçevesinde yerine getirilmesini savunmak yerine, din devletin ve siyasi iktidarların tekeli altına alınmış ve iktidarların yine kendilerinin belirlediği kamu görevlileri ve yetkili kamu kurumları tarafından getirilmiştir.

Laik, bilimsel ve demokratik eğitim beşiği olan Köy Enstitülerinin kapatılması ve bunun yerine İmam Hatiplerin açılması ve köylere imamların gönderilmesiyle, 1924 yılında 4.500 olan cami görevlilerinin sayısı bugün 130.000’e ulaşmıştır. Bütçesi sıfır olan kamu din harcamalarının ise Diyanet, Din Eğitimi, dini kamu etkinlikleri ve İslamcı Cemaatlere, Tarikatlara akan kamu bütçesiyle 30 milyar doların üzerine yükseldiğini ifade etmek abartılı olmazsa gerek.

Yatırımı dincilik üzerinden kurgulayan bu Ortaçağ dönemine ait zihniyet ve uygulama ile elitler şatafatın, gösterişin ve zenginliğin cennetinde sefa sürerken, milyonlarca halk ise yoksulluğun ceheneminde ızdırap çekmektedir.

Eleştirel aklın cezaevlerine tıkıldığı günümüzde, cehaletin her alanda toplumsallaştığına tanık oluyoruz. Üniversitelerde görevli Prof ünvanlı insanlardan tutun, siyasetçisine kadar, adeta cemaat ve tarikat şeyhleri gibi demeçler vermektedirler. Devlet mezhepçiliğinin vesayetine teslim olmuş beyinler, bilimsel aklın değil, vahiylerin ve dogmalarına sözcüsü haline gelmiş Ortaçağ nesline dönüşüyor. Prof ünvanlı zatlar, şeyhler gibi 12 yaşındaki kızları bedenleri üzerinden “bilimsel” diye manipüle ettiği, çağdışı görüşleri ile kız çocuklarına cinselliği ve doğurmayı vaaz ediyor.

Kim ne derse desin, bu eğitim sistemi insan merkezli değildir. Akıl merkezli hiç değildir. Demokratik, laik ve bilimsel hiç değildir. Sadece ve sadece devlet ve iktidar erklerinin kendi egemenliklerini korumak ve sürdürmek için kullandığı dincilik istismarına endeksli, iktidarın kendisine “dindar ve kindar nesil” yetiştirmeye yarıyor.

Bu eğitim ve eğitim sistemini dayatan siyasal yaklaşımın ile demokrasi, laiklik, eşitlik, bilimsellik, ekonomik ve toplumsal kalkınma ve insan hakları konusunda ilerlemek mümkün değildir.

İşte bu nedenle; eğitimin ve kamusal hizmetlerin dinselleştirilmesine son verilmeli, bu hakkın inanan kesimlerin kendi olanaklarıyla ve haklarıyla laiklik ekseninde özgürleştirilmesi gerekir.

Somut adım olarak;

  1. Tüm Yasalar ve kanunlar dinsel referansalar ve yeminler kaldırılmalıdır.
  2. Zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi kaldırılmalıdır. Eğitimin dinselleştirilmesine son verilip, dinler ve inançlar hakkında, felsefi ve tarihsel bilgiler, her hangi bir dini telkin ve dini aşılama olmaksızın, nesnel ve objektif şekilde tarih ve felsefe dersleri içinde verilmelidir.
  3. Cemaatlerin ve Tarikatların kamu eğitimin içinde yer almasına olanak veren, “MEB İşbirliği Protokolleri” iptal edilmelidir.
  4. AİHM kararları uygulanmalıdır.
  5. Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır. Farklı din/ inanç gruplarının ve inançsızların eşitliği sağlayacak, inanç özgürlüğünü korumak için laiklik ilkesinden taviz vermeyecek hukuki bir kurul oluşmalıdır. Bu bir ulusal eşitlik kurumu olarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesindeki standartlara uygun şekilde düzenlenmelidir.
  6. İbadethane kavramının özgürlükçü tanımı yapılmalı, Cemevlerinin ibadethane statüsü tanınmalıdır.
  7. İnanç gruplarının statüsü kamu içinde değil, özel alanda yasal olarak tanınmalı ve laiklik ve hukukun evrensel ilkesiyle kurumsal hak sahibi olarak tanınmalıdır. Asla tanımlanmaya ve asimilasyona maruz kalmamalıdır.
  8. Kamu hizmetlerine girişte ya da kamu hizmetlerinde yararlanma hakkında ayrımcılığın giderilmelidir.
  9. Ayrımcılık ve nefret suçları yasası, tüm farklı din/ inanç gruplarına ve inançsızlara gözetilerek çıkarılmalıdır. Nefret söylemi ve ayrımcılık suçları cezasızlık hukuku ile değil, aksine ağır şekilde cezalandırılmalıdır.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız