Eğitimin gündemden düşürülen gündemi: Laiklik
ÜNAL ÖZMEN ÜNAL ÖZMEN

2019-2020 eğitim öğretim yılı siyasi partiler ve temsilcilerinin “hayır” dilekleriyle 9 Eylül Pazartesi günü başladı. Eğitimdeki dinselleşmeden yakınmalar oldu; laiklik, “bilimsel, demokratik” diye devam eden kavram setinde anıldı ama eğitimin olmazsa olmazı olarak ayrıca dile getirilmedi.



9 Eylül, aynı zamanda CHP’nin 96. kuruluş yıl dönümüydü. CHP yönetimi, kuruluş etkinliklerinde “Bu ülkede demokrasiyi yeniden inşa edeceğiz” vaadini yineledi. Partinin altı ilkesinden biri olan laiklik, eğitim-öğretim yılının başlaması ve kuruluş günü vesilesiyle de olsa CHP yönetiminin aklına gelmedi.

Fransa, 2019-2020 eğitim öğretim yılına 2 Eylül’de başladı. Bu vesileyle düzenlenen törene Fransa başbakanı Edouard Philippe, Milli Eğitim Bakanı Jean-Michel Blanquer ile birlikte katıldı. Bakan, törende yaptığı konuşmada ”daha önce izlenen eğitim politikalarına devam edeceğiz ve laiklikten asla taviz vermeyeceğiz” dedi. Eleştirel Pedagoji dergisine Paris’ten yazan Prof. Ali Arayıcı’nın bildirdiğine göre Eğitim Bakanı Blanquer “Eğitim ve bilim emekçilerinin aylık ücretlerine yıllık 300 avro ekleneceğini, eğitim reformunun eksiksiz sürdürüleceğini” belirtti. Fransa’da hükümet Macron’un liberal sağ partisinden.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, hemen her konuşmasında “Kimseyi ötekileştirmeyen, tüm yurttaşlarımızı kucaklayan…” diye başlayan bir cümle kurar. Konuşmaya böyle bir cümleyle başladığınızda elbette laiklikten söz edemezsiniz. Acaba Kılıçdaroğlu laikliği uzlaştırıcı bir unsur olarak görmüyor, yurttaşların bir kısmını ötekileştirdiğini mi düşünüyor. CHP, “Tüm yurttaşlarımızı kucaklayan” biri olabilmek için toplumu temel siyasi ilkesi etrafında birleşme yerine ondan (laiklik) vazgeçmeyi daha kolay bir yol olarak mı görüyor...

CHP’nin laiklikle arasına koyduğu mesafe, toplumun hatta laik entelektüellerin de mesafeli durmasına yol açıyor. Oysa bugün aşılmaya çalışılan 17 yıllık İslamcı iktidar politikalarının tamamı laik yönetim, laik eğitimle alt edilebilir. Türkiye’nin dış politikası mezhepçi bir İslamcılık davasının sonunda bu noktaya geldi. Ekonomik kararlar, İslami yapılanmaya katkısına/hizmetine bakılarak almaktadır. AKP iktidarı çevre, konut, tarım, turizm dahil her politikasını din ve piyasa çıkarına hizmeti ölçüsünde değerlendirip gerçekleştirmektedir.

Eğitim, sadece İslam dinine uygun hale getirilmedi; laiklikle iltisaklı bilim, demokrasi, özgürlük, dil, kültür ve felsefe eğitimin konusu olmaktan çıkartıldı. Böyle bir ortamda başlayan eğitim öğretim yılının topluma “hayır” getirmesini dilemek, İslamcı iktidara başarısının devamını dinlemekten başka anlama gelmez.