birgün

27° PARÇALI BULUTLU

EKONOMİ 16.06.2020 08:05

Ekonomide tatlı hayaller ekşi veriler

Dünya ekonomisi çok ciddi ekonomik, sosyal, psikolojik sonuçları olacak kritik bir süreçle karşı karşıya. Türkiye ekonomisi Cumhurbaşkanı ile Hazine ve Maliye Bakanı’nın çizdiği pembe tablolarla hiç örtüşmeyen bir şekilde ağır risk altındaki ülkeler arasında bulunuyor

Ekonomide tatlı hayaller ekşi veriler

Geçtiğimiz hafta bir yandan uluslararası kuruluşların Covid-19 sürecinde küresel ekonominin durumunu analiz eden raporları yayımlandı. Bir yandan da Türkiye ekonomisine ilişkin çok sayıda veri açıklandı. Değerlendirmelere geçmeden önce kestirmeden söyleyelim: Dünya ekonomisi çok ciddi ekonomik, sosyal, psikolojik sonuçları olacak kritik bir süreçle karşı karşıya. Türkiye ekonomisi de Cumhurbaşkanı ile Hazine ve Maliye Bakanı’nın çizdiği pembe tablolarla hiç örtüşmeyen bir şekilde ağır risk altındaki ülkeler arasında bulunuyor.

80 YILIN EN DERİN DURGUNLUĞU

Dünya Bankası (DB) 2020’de küresel üretimin yüzde 5.2 daralmasını bekliyor. Şimdiye kadar görülmemiş ölçüde kapsamlı destek paketlerine karşın 80 yılın en derin durgunluğunun kapıda bulunduğunu söylüyor. Bir kez iflaslar ve ardından temerrüt (borç ödeyememe) dalgası tetiklenirse bunun ağır bir finansal krizle sonuçlanabileceği uyarısında bulunuyor. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu “yükselen ve kalkınmakta olan ülkelerin” kamusal sağlık sistemlerini güçlendirmesinin, kayıt dışı ekonominin ortaya çıkardığı sorunlara odaklanmasının ve zayıf sosyal güvenlik sistemlerine daha fazla kaynak ayırmasının önemini vurguluyor.

Türkiye ve benzeri ülkelerde sokak satıcıları, gündelik tamir-bakım gibi işlerde çalışanlar, bahçıvanlar, ev işçileri, küçük esnaf vb. çoğunlukla hiçbir sosyal güvenceleri bulunmadan faaliyetlerini sürdürüyorlardı. Şimdi bu kesimler iyice düşen gelirleriyle toplumun en kırılgan bölümünü oluşturuyorlar ve salgın döneminin uzaması halinde büyük bir maddi çöküntüyle karşılaşmak riski altında bulunuyorlar.

DB dayattığı “yapısal uyum programlarıyla” kamu işletmelerinin özelleştirilmesinin, piyasa toplumunun yerleşmesinin vebalini taşısa da yukarıdaki önerileri akla yakın görünüyor. Raporda 2020 yılında ABD ekonomisinin yüzde 6.1, Avro Bölgesi ülkelerinin de ortalama yüzde 9.1 daralması öngörülüyor. Belli başlı ekonomilerden bir tek Çin’in, o da yüzde 1 gibi güdük bir oranla büyüyeceği tahmin ediliyor. Türkiye’nin ise 2020’de yüzde 3.8 küçülmenin ardından 2021’de yüzde 5 büyümesi bekleniyor. Bu IMF’nin Nisan 2020’deki yüzde 5 daralma varsayımına göre daha iyimser bir projeksiyon. DB güvenin zayıflamasıyla yatırımlardaki düşüşün, zayıf dış talep nedeniyle ihracatın daralmasının ve kısıtlayıcı önlemler nedeniyle ekonomik aktivitenin zayıflamasının altını çiziyor.

OECD’NİN İKİNCİ DALGA SENARYOSU

OECD ise dünya değerlendirmesini iki farklı senaryo temelinde yapıyor. Bir ikinci dalga varsayımına dayalı kötümser senaryoya göre dünya ekonomisi yüzde 7,6’lık bir şok yerken, salgının ılımlı seyri altında ise yüzde 6.0’lık bir küçülme yaşanacak. Bu varsayımlar altında Türkiye ekonomisine ilişkin yüzde 8.1’lik ve yüzde 4.8’lik daralmalar öngörülüyor. “Kim oluyor bu OECD!” diye soracaklara cevabınız, daha geçen hafta Tayyip Erdoğan’ın “OECD bizi büyümede birinci sıraya koydu” diye referans verdiği Paris merkezli zenginler kulübü olabilir.

OECD uluslararası mali kuruluşlar içerisinde “neoliberal piyasacı itikada” en bağlı kuruluşlardan birisidir. Bütçe disiplinini en fazla vurgulayanların da başında gelir. Lakin o bile Türkiye’nin GSMH’nin yüzde 5.5’una denk geldiği öne sürülen ekonomi paketlerinin vergi ve borç ertelemeleri ile daha fazla borçlanmaya dayandığının, nakit desteklerinin çok sınırlı kaldığının altını çiziyor. Aile başı 1000 TL acil yardımın yoksulların yaşam standartlarını sürdürmesine ve toplam talebi desteklemesine çok sınırlı katkı yapacağını söylüyor.

Nitekim 13 Haziran tarihinde Aile ve Çalışma Bakanlığı hanehalkı desteği, kısa çalışma ödeneği, nakdi ücret desteği ve işsizlik ödeneği kapsamında yapılan toplam ödemelerin 20.4 milyar TL olduğunu açıkladı. Bu Orta Vadeli Programdaki GSYH tahmininin ancak yüzde 0.42’sine denk geliyor. Çarpan etkisi benzeri laf cambazlıklarıyla bu rakamın yetersizliğini ört bas etmek olanaksız görünüyor.

SANAYİ ÜRETİMİ YÜZDE 31.4 AZALDI

Nisan ayında sanayi üretiminin 2019’un aynı ayına göre yüzde 31.4 azaldığı açıklandı. Daha da önemlisi imalat sanayi sektörü endeksinde düşüş yüzde 33.3’ü buldu. Büyük olasılıkla nisan, sanayi üretimindeki daralmanın en belirgin hissedildiği ay olacak. Sanayi üretiminin; gıda, sağlık, temizlik ürünleri benzeri yaşamın sürmesi için en önemli kalemler dışında böyle bir dönemde kamu sağlığı riski göz önüne alınarak daha da keskin düşmesi kabul edilebilirdi. Çünkü sanayi üretimindeki kayıp fazla mesai, ek vardiya, kapasite artışı gibi uygulamalarla sonradan telafi edilebilir.

Hâlbuki hizmetlerde; lokanta, kafe, spor salonu, berber gibi mekânlara eksik ziyaretlerden kaynaklanan gelir kaybını dengelemek kolay olmaz. Nitekim nisan ayı ciro endeksleri, başta yüzde 61.6’lık bir gelir kaybı gösteren konaklama ve yiyecek gelmek üzere, hizmetler sektöründe yüzde 22.7’lik bir hasılat düşüşüne işaret ediyor. Korkarım ki önümüzdeki aylar hizmet iş kollarında, değişen tüketim alışkanlıklarının da etkisiyle salgının daha fazla iz bırakacağını kanıtlayacak. Bu işletmelerde belirgin işgücü kayıpları yaşanacak.

İŞSİZLİK ORANI YÜZDE 13.2’YE DÜŞTÜ!

Türkiye’de kurumlara olan güvensizlik; açıklanan enflasyon, büyüme, işsizlik rakamlarına toplumun büyük kısmının itibar etmemesiyle kendini belirgin biçimde gösteriyor. Ancak mart döneminde, Covid-19 pandemisinin orta yerinde işsizlik oranının yüzde 13.2’ye düştüğünün ilan edilmesiyle inandırıcılığın dip yaptığının söyleyebiliriz.

Kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin kapsamına giren çalışanların işyerleriyle sözleşmelerinin devam ettiği, bu nedenle işsiz sayılamayacakları argümanı bir noktaya kadar kabul edilebilir. Gelgelelim çalışma yaşındaki nüfus 1 milyon 39 bin artarken, işgücüne katılanların sayısının 2 milyon 235 bin azalmasının hiçbir mantıklı açıklaması bulunamaz. Eğer yurttaş iş bulmak konusunda tüm umudunu yitirmişse, bilgi ve donanımını emek piyasasında iş göremeyecek ölçüde yetersiz hissediyorsa, işsiz kalmasından daha da vahim bir durum var demektir.

DİSK-AR’ın Haziran İstihdam ve İşsizliğin Görünümü Raporu revize edilmiş geniş tanımlı işsizlik oranını yüzde 39 olarak hesaplıyor. İsterseniz biz de şöyle bir egzersiz yapalım: TÜİK’e göre, 15+ yaş her 100 kişiden 48.4’ü işgücüne katılıyor, bunların 42’si üretim sürecinde kendine yer buluyor. Aile ve Çalışma Bakanlığı’nın verilerine göre Kısa Çalışma Ödeneğinden yararlanan 3 milyon 490 bin, nakdi ücret desteği alan 1 milyon 358 bin kişiyi düşerek nisan ayında çalışanların sayısını bulalım. 62 milyon 216 bin kişilik istihdamdan sadece 21 milyon 285 bin kişinin çalıştığı sonucu çıkar ki, bu da her 100 kişiden 34.2’sinin işbaşı yapması anlamına gelir. Özetle kabaca her 3 kişiden 1’inin fiilen çalıştığı bir salgın sürecinden geçiliyor. Bir de üstüne 2020 büyüme hedeflerinin tutturulacağı iddia ediliyor.

CARİ AÇIK 5.1 MİLYAR DOLARA YÜKSELDİ

Nisan ayı ödemeler dengesi verilerine göre tahminlerin üzerinde, 5.1 milyar dolar cari açık verildi. Çünkü ihracat 2019’un aynı ayına kıyasla yüzde 41.4 azalarak 9 milyar dolar olurken, ithalatın düşüşü yüzde 25’le sınırlı kalıp 13.6 milyar dolarlık bir fatura çıktı. Böylelikle dış ticaret açığı 4.6 milyar dolara yükseldi. Normalde hizmetler dengesi artı verir cari dengeye olumlu yönde katkıda bulunur. Ama bu ay turizm gelirleri sıfır çıkıp, taşımacılık da büyük düşüş gösterince cari açık dış ticaret açığının üzerine çıktı.

2020’nin ilk 4 ayının ödemeler dengesi manzarasına bakınca da ürkütücü bir tabloyla. 12 milyar 855 milyon dolar cari açık verilmiş. Finans hesabından da başta 6 milyar 613 milyon dolar portföy çıkışı gelmek üzere 8 milyar 572 milyon dolar net borç ödemesi/sermaye çıkışı gerçekleşmiş. Net hata ve noksan kalemi de 3 milyar 685 milyon dolar eksi bakiye vermiş, Hepsini toplayınca (-16 milyon dolar sermaye hesabı dahil) ortaya çıkan 25 milyar 128 milyon dolar da Merkez Bankası rezervlerindeki erimeyle karşılanmış.

Önümüzdeki aylarda da ihracattan fazla ümitli olmak zor görünüyor. UNCTAD 2020’nin ikinci çeyreğinde yüzde 27 daralma göstermesini beklediği mal ticaretinin yılı da yüzde 20 düşüşle kapatacağını tahmin ediyor. 4800 ürüne konan gümrük vergileri Gümrük Birliği Anlaşması bulunan en büyük ticaret ortağımız AB ülkelerini kapsamıyor. Bu uygulama başta Çin bazı yerlerden ithalatı bir ölçüde düşürüp cari açığın kapanmasına biraz katkıda bulunabilir, bütçeye de bir miktar gelir sağlayabilir. Ne var ki bu hamlenin can havliyle enflasyonu yükseltmek, büyümeyi sekteye uğratmak, belki de başka ülkelerden misilleme görmek pahasına yapıldığını, ithal ikameci bir kalkınma stratejisine dayanmadığını vurgulayalım.

UCUZ KREDİLER RANTİYELERE KAYNAK AKTARIMIDIR

Ekonomi yönetimi salgın karşısında düşen talebi suni bir kredi genişlemesiyle aşmaya çalışıyor. Örneğin kamu bankalarının uyguladığı birinci el konutta aylık yüzde 0.64, ikinci el konutta yüzde 0.74 faiz oranları ekonominin makro göstergelerine aykırıdır. Buradaki kaynak transferi, işini kaybeden, iki yakasını bir araya getiremeyen yurttaşa değil büyük ölçüde rantiyelere çıkar sağlayacaktır.

TL faizlerin cazibesini yitirmesiyle rantiye kesimin soluğu borsada aldığını, hesap sayısının kısa sürede 1.5 milyonu geçtiğini biliyoruz. Aynı ABD’de olduğu gibi ülke derin bir ekonomik krizden geçerken, cirolar düşerken Türkiye’de de borsalar garip bir biçimde yükseliyor. Vadesiz TL hesaplarında 352 milyar TL, döviz mevduatlarında 121 milyar dolar kendine yüksek getirili bir mecra arayan atıl bir para bulunuyor. Şimdi bu kesime sübvansiyonlu konut, taşıt kredisi sunuluyor.

Dar gelirliler de bu süreçte ihtiyaç kredisi ve kabaran kredi kartı bakiyeleriyle borç batağına daha fazla gömülme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Yapılması gereken, kamu kaynaklarını nakdi gelir transferleri ve ayni yardımlarla yoksul yurttaşlar için seferber etmektir. Bu politika bir nebze de olsa gelir adaletsizliğini azaltmaya hizmet edeceği gibi, alt gelir grupları ellerine geçen imkânı hemen harcamaya yönelteceği için talebi de olumlu etkileyecektir.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız