birgün

24° AÇIK

Ekonomik krizden konut krizine Türkiye’de kent ve barınma sorunu!

Gelinen noktada hem OECD’nin hem de çok sayıda uluslararası ekonomi yayınlarının yaptığı araştırmalarına göre 2010’lardan bu yana dünyada konut fiyatlarının en fazla artış kaydettiği lider ülkeyiz. Ne yapılabilir? Öncelikle kentsel dönüşüm müteahhitlere ve dolayısıyla özel sektöre devredilmesine son verilmelidir!

BİRGÜN PAZAR 12.06.2022 06:30
Ekonomik krizden konut krizine Türkiye’de kent ve barınma sorunu! Büyükşehirlerde konutlarda fiyat artışları yıllık yüzde 100’ün üzerine çıktı. (Fotoğraf: AA)
Abone Ol google-news

Sinan ARAMAN

Türkiye Cumhuriyeti 100. yılına ekonomik, siyasal, ekolojik, eğitim, sağlık, barınma vd. her alanda biriken sorunlar ve bu sorunların şiddetli krizlerüretmesiyle girmeye doğru hızla yol alıyor. AKP’nin iktidarda olduğu son 20 yıl ise bu krizlerin her alanda daha da yoğunlaştığı ve hatta (ekonomik, ekolojik, sosyal, siyasal vb.) kriz kaynaklarının antidemokratik, baskıcı bir rejimin bir politika aracı olarak kullanıldığı bir dönem olarak tarihe geçmiş ve geçmektedir!

Coğrafyasının önemli bir kısmının deprem riski altında bulunan Türkiye’nin kent ve konut sorununa neşter vurması kaçınılmazdı ama nasıl ve ne şekilde? Bu yazıda kısaca bu sorunun AKP döneminde sermaye birikimi, spekülasyon ve rant üretimi birliktesiyasal iktidarın bir “hegomanya harcı”na dönüştürülerek, kent ve konut sorununun nasıl daha da büyük bir ölçekte (konut balonu, tarihi ve ekolojik yıkım, betona gömülen yaşanılamaz kentler ve ucube mimarivb. ) kriz üreten bir duruma sürüklen(diril)diğini kısaca açmaya çalışacağım. 10 yıldır bu soruna kafa yorup bu konuda doktora tezi hazırlayıp kitap (Konut Balonu; Türkiye’de İnşaat/Gayrimenkul Furyası, Kriz ve Türkiye Ekonomisi) yayımlamış bir araştırmacı ve akademisyen olarak Türkiye ekonomisini de Cumhuriyet tarihinin en büyük krizine sürükleyen kent ve konut sorununa “İnşaat ya Resulullah!” tarzında çözüm üretme zihniyetinin toplumun büyük bir kısmını, büyüttüğü bir avuç müteahhide ve gayrimenkul zenginine mahkûm bıraktığına değineceğim! Bu bağlamda önce kapitalizme dair kısa tarihsel ve yapısal bir özet sunup sonra onun Türkiye manzarasına geçeceğim!

KAPİTALİZMİN KONUTLA İMTİHANI!

19. yüzyılda İngiltere, Almaya, Fransa, ABD gibi kapitalizmin öncü ülkelerinde hızla büyüyen sanayi üretimi eşliğinde toplumsal nüfuskentlerde yoğunlaşırken, kentsel mekânın üretimi de sermaye sınıfı açısından kaynağı toplumsal emek sömürüsü ve artı-değerolan kâr, faiz, rant ve spekülatif kazanç elde etme aracına dönüşmüştür. Toplumun temel ihtiyacı olan barınma sorununa kapitalizmin çözümü, özel mülkiyet temelinde konutu kullanım değerinden öncedeğişim değerinin belirleyici olduğu bir yatırım aracı ve metaya dönüştürmek olmuştur. İpotekli konut kredileriyle konut piyasası, “İnşaat-Finans Kompleksi” biçiminde kapitalizmin borç ekonomisi ve finansal sektör ağlarına en erken eklemlenen sektörlerin başında yer almıştır. Böyle olunca kentsel mekânlar zengin ve yoksul sınıfların yaşadığı mekansal ve sınıfsal ayrışmaya maruz bırakılmış, kentlerin yeniden yapılandırılması sermayenin ihtiyaçları temelinde şekillenmiştir.Dahası, kapitalizmin dünya krizleri, savaşlar, deprem, fırtına, sel vb. “doğal” felaketler devletlerin öncülüğünde sermaye sınıfına kentlerin yeniden inşasını bir fırsat, yatırım ve birikim aracı olarak değerlendirme olanağı sunmuştur! 1. ve 2. emperyalist paylaşım savaşları, 1789, 1854 Krizi akabinde Avrupa’yı kasıp kavuran işçi sınıfı ve halk ayaklanmaları, 1929 Genel Ekonomik Buhranı, 1970’lerde kapitalizmin genel krizleri akabinde sermayenin yeniden üretim süreçleri “yaratıcı yıkım”ın harekete geçirdiği dinamikler olarak; savaşlar, yeni ürün ve piyasalar, yeni üretim yol ve teknikleri, yeni kentsel mekânlar ve kentsel mekânların yeniden üretimi! Kapitalist üretim ilişkilerinin temel dönüm noktalarında bunlar öne çıkarken özellikle de sermayenin küresel ölçeklerde krize girdiği dönemlerde kentsel yeniden yapılanması (inşası) krizi aşmanın bir aracı olarak da işlev görmüştür.Buna dair öncül çalışmalara K. Marx Kapital’de yer yer değinirken, onun en yakın çalışma arkadaşı F. Engels Konut Sorunu ve İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu çalışmalarında bizzat ele almıştır. 20. yüzyılda ise H. Lefebre, M. Castells, D. Harvey gibi düşünürler bu konuyu çeşitli boyutlarıyla ele alıp analiz etmeye devam ederek bu alanda önemli bir külliyat ortaya koymuştur…

NEOLİBERAL KENTLER, EMLAK BALONLARI VE AKP DÖNEMİ

1970’lerin genel krizinden çıkmak için sermayenin en çok yöneldiği alanlardan birisi kentsel üretim yani inşaat işleri ve gayrimenkul üretimi olmuştur. ABD’de 1990’larda yaşanan krizler, aynı süreçte Asya ve Latin Amerika ülkelerinde yaşanan krizler, 2000 Japonya Krizi vb. finansal/ekonomik krizlerin arkasında gayrimenkul balonları dikkat çekmiştir. Kikapitalizmin merkez üssü olması nedeniyle dünya krizine dönüşen ABD 2008 Mortgage Krizi bunun zirve noktası oluşturmuştur!Kaldı ki, C. P. Kindleberger ve R. Aliber’e ait Finansal Krizler Tarihi adlı çalışmada belirtildiği gibi kapitalizmin finansal balonların patlaması şeklinde yaşadığı krizlerin en önemli 2 aracı hisse senedi ve gayrimenkul balonları olmuştur, ki bunlar kredi mekanizması ve spekülasyon ile en fazla yatkın piyasalardır!

Kapitalist bir ülkede hangi alana yatırımlar yoğunlaşırsa o piyasasının ayakta kalması için üretimin ve tüketimin de sürekli bir biçimde yoğunlaşması ve sürdürülmesi gerekir. Örneğin sağlık hizmetlerinin özelleştirip “sağlık sektörü”ne yatırım yapıyorsanız koruyucu sağlık hizmetleri yerine tedavi edici hizmetlere yönelerek hasta üretip tedavi pazarlamanız, silah sanayisine yoğun yatırım yapıyorsanız savaş çıkartıp silah pazarlamanız, inşaat şirketleri ve şantiyelere yoğun yatırım yapıyorsanız gökdelenler, AVM’ler, rezidanslar, lüks konut siteleri, gereksiz de olsa yol, köprü, baraj vb. işler yapıp pazarlamanız vb. kaçınılmazdır. Bu kapitalizmin üretim ve pazarlama mantığının bir sonucudur ki verdiğim örnekler maden ve enerji üretimi ile birlikte son 20 yılda AKP iktidarının Türkiye’de uluslararası sermayeyi de çekerek en çok yöneldiği alanlar olmuştur! Ne pahasına? Cumhuriyet tarihinin borç rekorunu kırıp GSMH’nin yüzde 60’ını aşan dış borç biriktirme pahasına; Suriye örneğinde olduğu gibi iç savaşa dahil olup insan kaybı ve milyonlarca insanın mağdur olması pahasına; tarımı çökertip tarım potansiyeli zengin bir ülkeyi et, buğday, ayçiçek yağı, saman vb. ithal eder bir duruma getirme pahasına; sınai üretimi gerileterek iğneden ipliğe her şeyi ithal etme noktasına getirme, dış ticaret ve cari açığı büyütme ve Merkez Bankası (MB)’nın bütün rezervlerini iç etme pahasına; Kamu İhale Yasası’nı yok sayarak YİD modeliyle büyük inşaat şirketlerine (“beşli çete” başta olmak üzere) TOKİ ve Emlak Konut üzerinden Hazine arazilerini neredeyse bedavaya peşkeş çekip, ucuz kamu kredileri tahsis ederek ormanları, tarım arazilerini yok etme, nefes alınamaz ucube binalarla dolu kentler inşa etme, dağataşa yol, baraj, inşaat yaparak doğayı, tarihi katletme pahasına; Karadeniz’den Ege’ye seller, yangınlarla can ve mal kayıpları pahasına..!100. yılına yaklaşan Cumhuriyet tarihine son 20 yılın katkısını saymakla bitirmek kolay değil ancak bilanço oldukça karanlık ve kabarık!Kapitalizmin kentle imtihanın Türkiye manzarası böyle! Şimdi birazda son 20 yıldır inşaat yapıp gayrimenkul üreten AKP iktidarının konut krizini döşeyen politikalarına kısaca değinelim. Ya da şu soruya; “Bunca ev, bina, gökdelen üretimine rağmen neden konut ve kira fiyatları enflasyonu kat ve kat aşarak insanları barınma hakkından mahrum edecek bir duruma sürüklüyor?” sorusuna kısaca yanıtlar arayalım.

ZORUNLU KENTSEL DÖNÜŞÜMDEN KONUT KRİZİNE!

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; 1970’lerde kapitalizmin krizini aşmak üzere ABD ve İngiltere öncülüğünde devreye sokulan neoliberal politikaları en acımasız ve en erken uygulamaya koyan ülkelerin başında Şili ve Arjantin ile birlikte Türkiye yer almıştır. 12 Eylül askeri darbesi ve Turgut Özal dönemi ile tam gaz uygulanan neoliberal politikalarla işçi ve emekçilerin ekonomik ve siyasal örgütlenmeleri yerle bir edilirken, kamuya ait işletmelerin büyük bir kısmı özel sektöre devredilmişti. 1999 Marmara Depremi, 2000,2001 ekonomik krizleri üzerine 2002’de iktidara gelen AKP yönetimi kamu adına elde avuçta ne kalmışsa özel sektör devretme yönünde son noktayı koymuş, diğer yandan da Zorunlu Kentsel Dönüşüm sürecini başlatmıştı. Bu süreci kendisi ile ittifak halinde yeni zenginler yaratma ve müteahhitlerden oluşan büyük sermaye grupları oluşturma yönünde istismar eden AKP yönetimi riskli yapıları hızla yok edip kentleri insanca yaşanacak, sağlıklı, doğal ve tarihi yapıyı da koruyacak şekilde yeniden yapılandırmak yerine kat karşılığı Yap-Sat modeliyle süreci özel sektöre yani müteahhitlere devretmişti. Bir kamu kuruluşu olan Emlakbank’ın mirası üzerine kurulan Emlak Konut ve TOKİ ise AKP’nin büyüttüğü büyük inşaat şirketleri ile ortak projeler üreten, onlara kamu arazilerini neredeyse bedavaya peşkeş çeken, en büyük müteahhit, proje mimarı ve pazarlama şirketi olma rolü biçilmişti. Böylesi bir modelle inşaat/gayrimenkul çılgınlığı alıp yürümüş, yıkılan binalar yerine gökdeleneler dikilmiş, kentlerin etrafında ve içindeki yeşil alanlara göz dikilerek imara açılmış, kentsel dönüşümün henüz yarısına bile gelinememişken yeni yapılan binalarla birlikte kentler betona gömülmüştü. Üstelik, tarıma darbe vurulup sanayi üretimi geriletilirken ülke de inşaat şirketleri ve gayrimenkul yatırım ortakları alıp başını yürümüştü. Keza, yerli ve yabancı kaynakları AKP yönetimi hem üretim hem de tüketim yönünden (enflasyonun altında düşük faizli ucuz inşaat/konut kredileri!) ha bire onlara akıtmış ve akıtmaya devam ediliyor. Öyleki; tüm dünyayı kasıp kavuran Covid 19 Salgını’na karşı çok sayıda ülke sosyal yardım paketleri açıklarken AKP iktidarının sürecin başında da sonunun da açıkladığı tüm yardım programlarının içinde düşük faizli konut kredileri yer almıştır! 2008 Krizi ve öncesi benzer krizlerden hiçbir ders alınmadan borç ve kredi mekanizması ile beslenen gayrimenkul çılgınlığına toplumun önemli bir kısmı da sürü psikolojisi ile eklemlenmişti. Dünyada en fazla müteahhidi olan Çin’den sonra ikinci ülke olmuş ve çevre ülkelere(Irak, Libya, Suriye, Rusya vd.) inşaat işleri ihraç eder duruma gelmiştik! AKP’den önce büyük şehirlerde dahi emlakçı bulunmazken şu anda her sokağın başında en az bir emlakçı tünemişti! Dağ taş inşaat ve gökdelenle şenleniyor du; öyle ki Uludağ başta olmak üzere Anadolu’da bütün büyük dağların eteklerine hatta göbeğine değin gökdelenler inşa edilmiş durumdadır! Fiyatlar sonsuza dek yükselecek beklentisiyle az çok birikimi olan herkes bankalardan kredi çekerek gayrimenkule yatırım yapmaya koşmuş ve koşmaya devam ediyor! Öte yandan “dikey mimari”nin sınırlarına erişilince “yatay mimari” söylemiyle yoksullar şehrin merkezlerinden çeperlerine doğru zorunlu kentsel dönüşüm sebebiyle itilerek onların eski yerleri AVM, işyeri, otel, rezidans vb. projelerle zenginlere peşkeş çekiliyor. Literatürde buna soylulaştırma (mutenalaştırma) deniyor! Velhasıl kelâm: Bunca konut inşaatına rağmen AKP döneminde %20 olan kiracı oranı %30’lara çıkıyor, ev sahibi oranı ise düşüyor. Yani gayrimenkulü olanlar ucuz kredilerle servetine servet ekliyor, yeni aldıkları ev ve işyerlerinin kredi maliyetlerini kiracılara yıkmak için kiraları yükselttikçe yükseltiyorlar. Ev ve gayrimenkul fiyatlarının sürekli artış beklentisiyle alım satımla kazanç peşinde spekülasyonu tetikliyorlar, vb… Gelinen noktada hem OECD’nin hem de çok sayıda uluslararası ekonomi yayınlarının yaptığı araştırmalarına göre 2010’lardan bu yana dünyada konut fiyatlarının en fazla artış kaydettiği lider ülkeyiz. Yani enflasyonu ikiye üçe katlayan fiyat artışları ile Konut Balonu ile karşı karşıyayız! İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Anabilim Dalı’nda 2014’te Tez konumu inşaat ve Türkiye ekonomisi üzerine belirlerken krizler ve varlık balonları üzerine yaptığım yoğun okumalar üzerine Türkiye ekonomisinin tarihinin en büyük krize doğru sürüklendiğini ve bu krizin ayrıca konut balonu ile “taçlanacağını” iddia etmiş ve makro verilerle ispatlamaya çalışmıştım. Daha sonra genişleterek Türkiye ekonomisinin son 20 yılının ekonomi politiği üzerinden Kitaba dönüştürdüğüm Tez’imdeki iddialarımın adım adım gerçekleştiğini görmekteyiz ne yazık ki! Görünen köy kılavuz istemezdi! Lakin, kriz körlüğü ile malul olan liberal/neo-liberal iktisat ve siyaset bilimi krizi önceden haber edenleri ve bu konuda toplumubilgilendirenleri“felaket tellallığı” ile itham etmiştir her zaman!

AKP ÇÖKERSE BÜYÜK MÜTEAHHİTLER, ONLAR ÇÖKERSE AKP ÇÖKER!

BM İnsan hakları Sözleşmesi’nde temel insan hakkı olarak geçen barınma ihtiyacı olarak konutun kapitalist bir ekonomide değişim değeri amacıyla üretilen bir meta ve yatırım aracına dönüşmesi, dünya ölçeğinde aşırı biriken atıl fonların kârlı yatırım arayışı ile sektör ve dünya piyasalarını dolaşarak ilgili ülke ve sektörlerde tüketimi kamçılayıp geçici bahar havası yaşatması, düşük faiz ve aşırı borç (kredi) mekanizmasıyla beslenen satın alma gücüne nazaran “aşırı” üretim (arz) ve talep mekanizması, fiyatların sürekli aratacağı beklentisi ile spekülasyon ve sürü psikolojisi ile kısa yoldan köşeyi dönme hevesi ve nihayet aşırı üretime ve boşta duran konut stokuna rağmen piyasa değerlerinin konutun gerçek değerini kat ve kat aşması, vb! Birbirini besleyen yüksek rantlar biçiminde emlak balonuna (ya da finansal balonlara) yolaçan temel faktörlerdir bunlar. AKP hükümeti ise sürecin başından itibaren bütün bunlara çanak tutmaktadır. Enflasyonun altına düşük faiz politikası, bu amaçla defalarca MB başkanı değiştirmesi, zorunlu kentsel dönüşüm potansiyeli, kayrılan büyük inşaat şirketlerine yönelik kelepir fiyatına satılan kamu arazileri, düşük faizli krediler, YİD modeliyle “yandaş” müteahhitlere kaynak aktarımı, vergi afları ve daha neler neler! Bütün bunlar hem yandaş sermayedarları büyütmek hem de sektörle birlikte onların batmasını önlemek için giderek yoğunlaşan biçimde uygulanmaktadır!

2014’den bu yana ekonomik krizi önleyemediler ama inşaatı ayakta tutmaya çalışıyorlar, keza, 2014’ten bu yana sektörün önde gelenleri ellerinde 1 milyonu aşkın konut stoku olduğunu söyleyerek bunların satışı için hükümete çağrı yapıyorlar. Hükümet ise ha bire düşük faizli inşaat ve konut kredisi programı ilan ediyor! Biliyorlar ki; inşaat sektörü ya da büyük müteahhitler çökerse AKP, AKP çökerse büyük müteahhitler çökecek! Keza, 2014’den bu yana 12 bini aşkın sayıyla en fazla batan sektör inşaat başı çekiyor. Aynı şekilde, 2020 itibariyle kredi geri dönüşlerinde %9 ile en fazla alarm veren sektör inşaat/gayrimenkul.Daha 2 yıl önce “İslami” esaslara göre faizsiz finansman yapan ancak riskli bulunduğu için kapatılan çok sayıda finansal kuruluş, bunlar arasında geriye kalan 6 tanesi BDDK güvencesi altına alındı!Bu aralar Türkiye’nin her tarafında tamamlamayan ve sahiplerine teslim edilemeyen yarıda kalmış inşaat proje haberleri dikkat çekiyor. Son zamanlarda mahkemelerde en çok biriken dava dosyaları reddi miras davaları ile evsahibi kiracı dosyaları! Çünkü yaşamını kaybedenlerin çoğu geride borç bırakıyor, artan konut ve kira fiyatları ise yoksulları çaresiz bırakıyor. Bütün bunlar kapitalizmin borç ekonomisi ve kar ve de rant aracına yani piyasaya terkedilmiş gayrimenkul/inşaat ekonomisinin henüz başlangıç evresinde olanların bakiyesi!

KONUT KRİZİ ERTELENİYOR!

AKP’nin ısrarlı enflasyonun altında düşük faiz politikası, nerdeyse yılda bir ilan edilen düşük faizli konut kredisi kampanyası, ekonomiye döviz kaynağı sağlamak ve inşaat sektörünün ayakta kalması için yabancılara satış teşvikleri, yanan/yakılan sahil hatlarında ormanların imara açılması, mega projelerle büyük inşaat şirketlerine kaynak aktarımında ısrar ve bunların maliyetinin YİD modeli ile kamu bütçesine yani halka yıkılması vd… Hepsi konut balonunu ertelemeye yönelik hamleler. Ancak nafile çabalar; kriz ertelenebilir ama bu haliyle önlenemez! Şimdiden patlak veren konut krizini daha büyük ölçekte yaşanmasını öteleyen en önemli faktör ise Zorunlu Kentsel Dönüşüm! Ancak kentsel dönüşümde bir arpa boyu bile yol alınamazken oluşan konut stoku 1 ile 1,5 milyon civarında dillendiriliyor. Kat karşılığı yap-sat modeliyle böylesi bir kentsel dönüşümün sonucunda oluşacak konut stoku bu rakamı ikiye üçe katlayacaktır ve esas facia da o zaman yaşanacaktır! Bu bağlamda henüz buzdağının görünen yüzündeyiz!

Peki, ne yapılabilir? Öncelikle kentsel dönüşüm müteahhitlere ve dolayısıyla özel sektöre devredilmesine son verilmelidir! Hükümet büyük müteahhitlerin elinde bulanan konut stokunu gerçek maliyeti ile kamulaştırmalı (vergi aflarını, arazi peşkeşlerini, ucuz kredi olanaklarını düşerek!) ve konut ihtiyacı olan yoksul kesimlere aylıklarının % yüzde 20’sini geçmeyecek bir oranla kiralamalı ya da satışa çıkarmalıdır. Orta ve uzun vadede ise TOKİ özel şirket mantığıyla hareket eden bir kuruluş olmaktan çıkarılarak yeniden yapılandırılmalı, katılımcı belediyecilik ve yerinde kentsel dönüşüm ve de kooperatifçilik temelinde yerinde kentsel dönüşüm süreci başlatılmalı, sosyal yaşam alanları, kültürel ve sportif tesisler, yeşil alanlar vd. planlanarak sağlıklı, yaşanabilir ve ekolojik kentsel mekânlar en uygun/ucuz imkanlarla tesis edilmelidir! Kentlerimiz, yaşam alanlarımız ve ipotek altına alınan yaşamlarımız büyük inşaat şirketlerinin ve finansal kuruluşların boyunduruğundan kurtarılmalıdır!

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun