El Pueblo Unido’yu çeken Martín Farías: Zamanın çok ötesinde bir şarkı
“Kurtuluş yok tek başına...” sloganının sokaklarda yankılandığı bugünlerde, El Pueblo Unido’nun filmini çeken Şilili müzikolog Martín Farías ile konuştuk.

Semiha DURAK / LONDRA
“Örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez.” Anlamını, gücünü ve evrensel gerçekliğini zaman içinde kavradığım bu sloganı, Türkçeden önce İspanyolcasıyla öğrenmiştim.
1996 yazıydı; Bulutsuzluk Özlemi’nin “Şili’ye Özgürlük” şarkısını ilk kez duyuyordum.
Salvador Allende’yi, Şili’deki darbeyi ve arkasındaki karanlık güçleri- yüzlerce sayfalık bir kitaba sığacak kadar bilgiyi bir çırpıda anlatıyor; nakaratında da “El pueblo unido jamás será vencido” diye haykırıyordu. Anlamını bilmesem de dilime dolanmış, öğrendiğimdeyse ruhuma işlemişti. Kelime kelimesine çevirince,“Birleşen bir halk asla yenilmez” diyor; dünyayı değiştirmenin imkânsız olduğunu söyleyenlere meydan okuyan, burnumuzun ucunda olup da göremediğimiz bir sır gibi orada, yanı başımızda duruyordu.
Şarkının kendisini Inti Illimani’den dinlediğimde ise, başka bir dünyanın gerçekten mümkün olduğuna inandıran bir davetle karşılaşmıştım. Umudu, direnci ve dayanışmayı tek bir şarkıda buluşturan büyülü bir tınısı vardı.
Benzer bir direnişi dile getiren ‘Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz’ sloganının yeniden sokaklarda yankılandığı bugünlerde, El Pueblo Unido bu kez Şilili müzikolog ve yönetmen Martín Farías’ın Himno adlı belgeseliyle karşıma çıktı.” Himno, bu direniş şarkısının yalnızca tarihine değil, dünyanın dört bir yanında onu söyleyen, dönüştüren ve sahiplenen insanların ortak hafızasına da odaklanıyor.
Martín Farías ile bir araya geldik ve hem filmi, hem de El Pueblo Unido’nun hikâyesini konuştuk.
Filmi, Şili darbesinin 50. yıldönümünde, toplumsal hafıza, yas ve yüzleşmeyle yüklü bir zaman diliminde yaptınız. Bu zamanlama, “El pueblo unido jamás será vencido”nun hikâyesini ve filmi anlatma biçiminizi nasıl şekillendirdi?
Filmin darbenin 50. yılı anmalarının bir parçası olmasını istiyorduk. Aynı zamanda kendimize şu soruyu da soruyorduk: Bu anmaları nasıl daha anlamlı bir biçimde sürdürebiliriz? Çünkü bir süredir Şili’de, darbenin anılması fikri etrafında bazı tartışmalar mevcut. Yıllar geçtikçe, bu tür anmaların hâlâ anlamlı olup olmadığı sorgulanıyor. Biz hala gerekli olduğuna inanıyor ama bunun için yeni bir şey söylemek, insanlara farklı bir bağ kurma imkânı sunmak gerektiğini de düşünüyoruz. Bu yüzden “El Pueblo Unido”yu merkezine alan bir film yapmak fikri anlamlı geldi. Çünkü bir yandan 1973 darbesinin 50. yılını anarken, aynı zamanda bu şarkının da 50. yılını kutluyorduk. Bu da bize yalnızca Şili değil, dünya çapında da umut, direniş ve özgürlük gibi temaları hatırlatmak için bir olanak sundu.
Ama insanların kamera karşısına geçip “Bu şarkıyı şu tarihte, şurda çaldım” dediği bir belgesel yapmak istemedik. Hikâyeyi daha özel, daha yaratıcı bir dille anlatmayı amaçladık. Elbette tanıklıklar önemli ve ilham verici, ama kurgu sürecinde bu anlatıyı sadece tanıklıklarla sınırlamayan farklı anlatı biçimleri aradım. Bu benim için çok önemliydi. Çünkü “El Pueblo Unido” sadece sözlerinden değil, aynı zamanda biçiminden, yorumlanışından ve müziğin kendisinden de güç alan bir şarkı. Filmi yaparken bu gücü, bu çok katmanlılığı anlatmanın sorumluluğunu taşıdım.

El Pueblo Unido ile kişisel bağınızı merak ediyorum, ilk olarak ne zaman duyduğunuzu hatırlıyor musunuz? Filmi çekerken bu şarkıyla olan ilişkiniz değişti mi?
Tam olarak ilk ne zaman duyduğumu hatırlamıyorum ama sol görüşlü bir evde büyüdüm. Evde sürekli Víctor Jara, Quilapayún gibi müzisyenler dinlenirdi. Muhtemelen o zamanlardan itibaren şarkı benim hayatımdaydı. Ama bu şarkıyla olan ilişkim, doktora yapmak için İskoçya’ya gittiğimde farklı bir boyut kazandı.
İskoçya’da kamusal alanlarda, tren istasyonlarında, havaalanlarında piyano bulunmasına bayılmıştım. Ne zaman bir piyano görsem oturup birkaç parça çalıyordum ve onlardan biri El Pueblo oluyordu. Her seferinde biri yanıma gelip “Bu El Pueblo değil mi?” diye soruyordu. Şili’den ve farklı ülkelerden insanlarla olan bu karşılaşmalar bende bu şarkının hikâyesinin anlatılmasının zorunlu olduğu fikrini uyandırdı.
Film ilk kez, 2023’ün Aralık ayında gösterildi ama arkadaşlarım hâlâ dünyanın değişik yerlerindeki gösterilerden videolar gönderiyor; insanlar bu şarkıyı söylemeye devam diyor. Bu da şarkının hâlâ ne kadar geçerli ve güçlü olduğunu gösteriyor.
Şarkının kendisi de, az önce söylediğiniz gibi, 1973’te — darbeden kısa bir süre önce, korkunun yükselmeye başladığı bir dönemde, bestelenmişti. Ama buna rağmen umut ve dayanışmaya dair güçlü bir mesaj taşıyor. Sizce korku ve umut ya da ütopya ve travma arasındaki bu gerilim, onlarca yıl sonra bile şarkının bu kadar etkileyici olmasının sebeplerinden biri mi?
Evet, bence bu şarkıda dönemin diğer şarkılarına kıyasla başka türlü bir ağırlık var. O döneme ait pek çok şarkı bulunuyor ama El Pueblo Unido’da, Yeni Şarkı akımında ya da genel olarak Şili’nin popüler müziğinde pek rastlamadığımız bir görkemlilik hissediliyor.
Aklıma gelen bir örnek, 1970’lerde bestelenen Cantata Santa María. 20. yüzyılın başında Kuzey Şili’de öldürülen işçileri anmak için yazılmış büyük bir eser. Elbette ki bu eserde de benzer bir törensellik var çünkü yas tutma amacı taşıyor. Ama El Pueblo örneğinde— yani bir şarkının hem umut duygusunu uyandırması hem de halkın birliğini böylesine ciddi, neredeyse kutsal bir şekilde hissettirmesi — bence bu çok etkileyici. Ve sanırım bu da şarkının bu kadar evrensel ve kalıcı olmasının sırlarından biri.
Filmde şarkının dünyadaki yolculuğunu izlerken müziğin köklerine de gidiyoruz, Brahms’a uzanan melodik bir kökeni olduğunu da görüyoruz. Sizce, Brahms’ın ritimleriyle Sergio Ortega’nın devrimci ruhunu birleştiren bu bağın, bu müzikal karışımın da şarkının kalıcılığında etkisi var mı?
Evet, kesinlikle. Quilapayún’un doğaçlama yaparken Brahms’tan esinlendiğini filmi yapmaya başlamadan önce de biliyorduk. Ama burada ilginç olan, Sergio Ortega gibi klasik eğitim almış bir bestecinin, halk müziğine bu yapısal zenginliği katması. Normalde besteciler, popüler müzik sahnesinin merkezinde olmazlar. Ama Ortega bu konuda istisna. Şarkının dört dakikasına bu kadar fazla bilgi, armoni ve tarihsel birikim sığdırabilmek büyük bir başarı. Brahms’la olan bağlantı da bunu simgeliyor bence.

Peki, şarkının merkezindeki “El Pueblo Unido” sloganının kökeni hakkında bir bilgi var mı? Bazı kaynaklarda Kolombiyalı avukat ve devrimci Jorge Eliécer Gaitán’a atfedildiğini gördüm.
Böyle söyleyenler var ama bu konuda araştırma yapan bir meslektaşım, Gaitán’a dair herhangi bir referans bulamadı. Elimizdeki veriler, bu sloganın ilk kez 1970’lerde Şili, Arjantin ve Uruguay’da kullanıldığını gösteriyor.
El Pueblo Unido’nun dünya genelinde 150’den fazla versiyonunu topladığınızı ve bunların arasında Türkiye’den de örnekler olduğunu biliyorum. Farklı dillerde ve kültürlerde dolaşırken şarkının algılanışı veya yorumlanışında değişiklikler fark ettiniz mi?
Evet, bu gerçekten çok ilginç bir konu çünkü araştırmaya başladığımızda yaptığımız ilk şeylerden biri bir veri tabanı oluşturmak oldu. Her yeni versiyonla birlikte, kaydedildiği yıl, ülke, kullanılan enstrümanlar gibi bilgileri kaydediyorduk. Bu süreç, şarkının tarihsel yolculuğundaki bazı önemli dönüşümleri keşfetmemizi sağladı.
En dikkat çekici değişimlerden biri, darbeyi takip eden ilk yıllarda üretilen versiyonların orijinale neredeyse birebir sadık kalmasıydı. Bazılarında sadece sözler çevrilmişti ama müzikal yapı pek değişmiyordu. Ancak 1983’e geldiğimizde, şarkının yorumlanışında ciddi farklılıklar görülmeye başladı. Örneğin Japonya’da kaydedilen ve filmde de yer alan bir versiyon var — oldukça deneysel, bu Tokyo’daki serbest caz sahnesiyle bağlantılı. Bu tür yorumlara daha önceki yıllarda rastlamak imkânsız. Ama 1983 itibariyle müzisyenler “Artık bu şarkıyla daha fazla şey yapabiliriz” diye düşünmeye başladı. Farklı tarzlarda yeniden düzenleme yapmak, şarkıya daha özgürce müdahale etmek mümkün hâle geldi. Bu çok heyecan verici çünkü 50 yılın ardından bu kadar farklı biçimde yeniden yorumlanabilmesi, şarkının ne kadar güçlü olduğunun göstergesi.
Coğrafyaya göre de ses dünyası farklılaşıyor tabii. Mesela İran’da yapılan yorumlar, kullanılan enstrümanlar açısından oldukça farklı. Japonya’daki deneysel versiyon gibi örnekler, şarkının aynı kalıp içinde nasıl değişebildiğini çok iyi gösteriyor.
Sözleri çevrilse de çoğu zaman “El pueblo unido” kısmı İspanyolca bırakılıyor gibi görünüyor.
Evet, bu çok güzel bir detay. Sözler başka dillere çevrilmiş olsa bile, slogan genellikle İspanyolca bırakılıyor — bu da Şili halkıyla dayanışma içinde olduklarını göstermenin bir yolu.
Türkiye’deki versiyonlarından söz edebilir miyiz?
Türkiye’den dört farklı versiyon buldum. Muhtemelen daha fazlası da vardır ama elimde 1977 tarihli, Türkiye İşçi Partisi korosunun söylediği bir plak var. Sonra, Mehmet Celal’in yaptığı bir versiyon bulunuyor. Eudaimonia isimli bir metal grubunun 2004’te yaptığı bir başka versiyona ulaştım — bu versiyon oldukça ilginç çünkü şarkıyı epik metal tarzına uyarlamışlar, elektrik gitar bolca kullanılmış. Bir de Türkiye Komünist Partisi korosunun söylediği bir yorumla karşılaştım.
İşin en üzücü yanı, bir ülkeden bir grup versiyon bulduğumda, o ülkeyi derinlemesine inceleyemiyorum çünkü her ülkede en az üç-dört farklı örnek oluyor. Hepsi çok zengin, çok özel ama hepsini filme dahil etmek mümkün değil. Bu, filmde yaşadığımız en zor kararlardan biriydi — birçok hikâye anlatılmadan kaldı.
Filmde, “Protesto şarkıları toplumsal hareketlerin fon müzikleri değil, araçları, ateşleyicileri olarak da işlev görüyor,” diyorsunuz. Sizce bugün müziğin aktivizm içindeki yeri ne? ‘El Pueblo Unido’ gibi şarkılar hâlâ insanları birleştirme gücüne sahip mi?
Bu, Şili’deki gösterimlerden sonra yapılan söyleşilerde sık duyduğumuz sorulardan biri. Çünkü Şili’de, 2019’daki halk ayaklanmasından sonra güçlü bir yenilgi hissi doğdu. “Tarihi değiştiremedik, haklarına sahip çıkan bir toplumu kuramadık” gibi bir duyguyla baş başa kaldık.
Sanırım bu duygu, bugünün toplumsal hareketleriyle ilişkilendirilen bir protesto müziğinin yokluğu düşüncesiyle de bağlantılı. 70’lerle karşılaştırınca sahne çok farklı görünüyor. Eğer bugünkü direniş müziğini eski kalıplarla ararsanız, muhtemelen bulamazsınız. Ama bakış açınızı biraz genişletirseniz, hâlâ önemli ve anlamlı örneklerin varlığını görebilirsiniz. Mesela burada Şili’de hip-hop sahnesi çok aktif. Ya da gösteriler sırasında çalınan müzikler, Fransa’daki, Japonya’daki yürüyüşlerde yer alan bando müzikleri gibi uygulamalar — bunlar eskiye göre farklı olabilir ama protesto müziği tamamen kaybolmuş değil.
Yani aynı biçimde olmasa da hâlâ “dünyayı değiştirmek isteyen insanların” sesini taşıyan müzikler var. Ama farklılıklar yüzünden bazı insanlar bunu göremiyor olabilir.
Bununla bağlantılı olarak, filmde de görüyoruz; 2019’daki protestolarda gençler bu şarkıyla yeniden bir bağ kuruyor, onu yeniden yorumluyordu. Şarkının doğduğu dönemi yaşamamış insanlar için bile bir anlam taşıyor olması sizin için ne ifade ediyor?
Uzun yıllar boyunca El Pueblo’yu sokakta duymak zordu. Eski kafalı, modası geçmiş bir solcu şarkısı gibi görülüyordu, kimse tekrar duymak istemiyordu. Sol çevreler tabii ki dinliyordu ama genel olarak baktığımızda,halk için bu şarkılar 70’lerin çatışmalarıyla anılıyordu. Dolayısıyla 2006 ve 2011’deki ilk öğrenci hareketlerinde bambaşka müzikler çalındı — ambient, bando müziği gibi. 70’ler repertuarı yoktu.
Değişim 2019’da başladı. Víctor Jara’nın şarkıları, El Pueblo ve diğerleri tekrar duyulmaya başlandı. Eski kuşakların şarkıları gençler tarafından yeniden sahiplendi. Filmi yapmaya başladığımızda protestolar henüz olmamıştı. Çekimlere başladığımızda sokaklarda şarkıları duymak bizi şaşırttı çünkü 70’lerde şarkı sadece konserlerde ya da özel gösterilerde çalınıyordu. Gerçek anlamda sokaklarda duyulmamıştı. 2019’daki değişim çok çarpıcıydı çünkü geçmişle, 70’lerle yeniden bir bağ kuruldu.

Víctor Jara’dan söz etmişken, Şili’deki direnişin merkezinde bir figür olmasına rağmen filmde ona çok kısa bir şekilde yer verildiğini gördüm. Bu bilinçli bir tercih miydi, yoksa daha çok arşiv ya da telif hakları gibi pratik nedenlerle mi böyle oldu?
Bunun temel nedeni, Víctor Jara’nın bu şarkının tarihiyle doğrudan bağlantılı olmaması. Bazı bağlantılar kurulabilir elbette — örneğin 60’larda Quilapayún üyeleriyle arkadaştı, birlikte çaldılar ama birkaç yıl sonra yolları ayrıldı. 1973’te Jara biraz daha farklı bir müzik tarzına yönelmişti ve Yeni Şarkı hareketinin sanatçıları arasında bazı küçük anlaşmazlıklar da vardı. Dolayısıyla filmde daha belirgin şekilde yer almamasının ana nedeni bu olabilir.
Ama elbette uluslararası perspektiften bakınca, Víctor Jara öyle önemli bir figür ki, birçok insan onu filmde daha fazla görmeyi bekliyor. Bu tercihim bu gerçeklikle bağlantılı. Fakat şunu da hissediyorum: Jara, ben onu açıkça öne çıkarmasam da zaten filmde var. Çünkü Şili’deki ve Japonya’daki gösterilerde onun şarkıları da çalınıyor. Bu kadar güçlü ve bu şarkının tarihine bu kadar içkin bir figür ki, bir şekilde zaten var oluyor.
El Pueblo Unido, Türkiye’de genellikle Víctor Jara ile ilişkilendiriliyor, hatta kimileri şarkının ona ait olduğunu düşünüyor.
Aynı durumla ben de karşılaştım. Norveç ya da Danimarka mı tam olarak hatırlamıyorum ama 70’lerde basılmış bazı plaklarda “El Pueblo”nun bestecisi olarak Víctor Jara yazılmıştı. Bu tür bir karışıklık çok da şaşırtıcı değil. Çünkü 70’lerde müzisyenler farklı dillere sahip ülkelere sürgüne gittiklerinde, kimin neyi bestelediğini açıkça anlatmak kolay olmuyordu.
Bu yüzden insanların kafasının karışması, “Bu Víctor Jara’nın şarkısı” deyip geçmeleri normal. Özellikle de Jara’nın hayatı ve öldürülmesi o kadar güçlü ve merkezi bir yer tutuyor ki, Şili tarihinde bu kadar önemli bir figürünün bazı şeylerle doğrudan ilgili olmadığı düşüncesi bile zor geliyor insanlara.
El Pueblo Unido’nun bugün dünyanın herhangi bir yerinde yeni bir anlamla, yeni bir umutla söylenmesini hayal etseniz, bu neresi olurdu?
Çok güzel bir soru. Açıkçası, El Pueblo’nun Filistin’de söylendiği bir versiyonu bulamadığıma biraz üzüldüm. Eminim, kendi direniş şarkıları vardır ve belki de bu şarkıya ihtiyaçları yoktur. Ama yine de özgür bir Filistin için El Pueblo’nun orada söylenmesini görmek isterdim. Bu, hem şarkının, hem de dünya tarihine dair en büyük dileğim olurdu.


