birgün

21° KAPALI

GÜNCEL 01.12.2020 09:18

Eleştirmen Ali Şimşek: Yeni Orta Sınıf hep suç ortağıydı

Eleştirmen Ali Şimşek ile ‘Yeni Orta Sınıf, Sinik Stratejiler’ kitabını konuştuk: “1990’larda kapitalizm parlak yeni orta sınıfsız yapamazdı. Krizdeki neoliberalizmin 1990’ların parlak vitrini yeni orta sınıfa artık ihtiyacı kalmadı. Sistemin meşruiyeti açısından YOS’un suç ortaklığı hep vardır”

Eleştirmen Ali Şimşek: Yeni Orta Sınıf hep suç ortağıydı

Mehmet Emin Kurnaz

‘Orta sınıf’ kavramı sol literatürde üzerinde en çok tartışılan konuların başında geliyor. 1990'lardan günümüze Türkiye'nin kültürel-entelektüel ortamını 'yeni orta sınıf' üzerinden okuyan Tele1 Kültür Sanat Editörü eleştirmen Ali Şimşek ile genişletilmiş yeni baskısı Tekin Yayınevi’nden çıkan ‘Yeni Orta Sınıf, Sinik Stratejiler’ kitabını konuştuk.

1990'lardaki özgüven ve parlaklık hayalinin neo liberalizm için bile artık imkânsız olduğunu vurgulayan Şimşek, Yeni Orta Sınıf’ın sistemin meşruiyeti açısından hep suç ortaklığının var olduğunu söylüyor.

► Orta sınıf tanımlanması güç kavramlardan biri. Bu sınıf eriyip işçi sınıfına dahil olsa da tüketim alışkanlıkları kendilerini işçi sınıfından ayıran bir yanılsama içine sokuyor. Konuya ilişkin çalışmanın zorlukları nelerdi?

Orta sınıf kavramı özellikle Marksitler açısından haklı gerilimler taşıyor. Öncelikle 1945 sonrası Amerikan Rüyası ideolojisi düşünüldüğünde bir iyimserliği, beyaz eşyalar gibi tüketim şaşaasını anlatıyor. İşte orta sınıflar büyüyor, güzelleşiyoruz gibi. Geçmişte Taha Akyol gibi yazarlar bunu çok yazarlardı. Şimdi süngüleri düştü. Ama şurası da bir gerçek 2. Dünya Savaşı sonrası refah devleti uygulamaları özellikle ABD ve Avrupa ülkelerinde, yükselen medyanın da (TV, dergiler) yardımıyla bu iyimserliği somutladılar. Orta sınıfın büyümesi işçi sınıfının küçülmesi ya da “sınıf atlama” düşleriyle yukarı doğru hareketlilik umudu demekti aynı zamanda. Orta sınıf adının da söylediği gibi bir ortada olma, uzlaşma ve denge tınısını da veriyor. Marksistler küçük mülk sahiplerinden, eğitimli beyaz yakalı mesleklere, göreceli yüksek ücretli kesime küçük burjuva tanımlamasıyla yaklaşmakta, kavramın üretim ilişkilerini ve sınıfsal gerilimini vermesi açısından haklıdırlar. Ama yine de kullanım kolaylığı anlamında ve bu sınıfın sistemin “ara”sında olması anlamında orta sınıf kavramı da kullanılıyor. Ben de o çerçevede kullanıyorum. Özellikle 1930 sonrası bu sınıfın faşizm ve sağı nasıl meşrulaştırdığı ise ortada. Gramsci'den Frankfurt Okulu düşünürlerine bu kesimin ideolojik konumu etkileyici bir şekilde analiz edildi ve kültürel araştırmaları başlattı. Benim çalışmaya gelince ben bu kavramı dar anlamında 1980 ama en çok da 1990'larda görülen ve neo liberalizmin kilit sektörlerinde (bankacılık, bilişim, finans, medya, hizmetler vs) çalışan alt ve geleneksel orta sınıflardan devşirilmiş eğitimli bir kesim olarak anlamaya çalıştım. Çünkü neo liberal finansallaşma bu 3.sektörü tarihte olmadığı kadarıyla büyütmüş ve önemli kılmıştı. 1980 sonrası borsa, işletme, finans bölümlerinin gençler açısından cazibesini düşünün. Artan banka sayılarını, medyadaki patlamayı. Kitabım tam da bu kesimin 90'larda kendini içinden geldiği (küçük esnaflık ağırlıklı) bir kesimden kültürel olarak nasıl ayrıştırdığına, hayat tarzları ve ironik diline odaklanması anlamında önemli. Dönemin çok okunan üniversiteli dergisi Leman'da başlayan dile odaklanmam bu dilin 10 yıl içinde reklamcılıktan medyaya nasıl sirayet ettiğini örneklerle gösteriyor.

elestirmen-ali-simsek-yeni-orta-sinif-hep-suc-ortagiydi-811509-1.Çöküş yeni orta sınıfı tedirgin etti

► Bugün plazalarda çalışan, Strabucks’larda takılan bu sınıfı ayrıştıran belli başlı kültürel sermaye kodları neler?

Marx'ın burjuvazi ile proleterya arasındaki tampon aranın yok olacağı öngörüsü geçmişte olmadığı kadarıyla daha gerçek. ABD gibi kendini orta sınıf cenneti gören bir ülkedeki sınıf düşme ve işçileşme ortada. Bu Tramp örneğinde olduğu gibi düşüş ve tedirginlik içindeki orta sınıfları ırkçılık dahil nasıl sağın kucağına attığını da gösteriyor Sorunuza gelirsem. 2000'lere doğru neoliberalizmin krizi, dijital balonun patlaması (Apple örneğin mobile sıçramasaydı batmıştı) finansal kriz milyonlarca insanı etkiledi. Özellikle bizdeki 2001 bankacılık krizi sanki hiç bitmeyecek gibi bir iyimserliğe sahip eğitimli, göreli yüksek ücretli kesimi bir anda işsiz bıraktı ya da düşük ücrete mahkûm etti. 90'larda 10'larca banka, şirket çoğu halkın cebinden kemirerek (BDDK gibi) devlete içi boşaltılmış geri döndü. Örneğin çizgili Sümerbank (Gaffur pijaması) pijaması mizahını doğuran köklü Sümerbank'ın özelleştirilip, kasası boşaltılıp BDDK'ya dönmesi gibi. Ya da 1980'lerin Yupie Genç Pamuk Pank'ın küçük esnaflığı gözeten Halk Banka'sına katılması gibi... Bütün dünyada bu çöküş yeni orta sınıfı tedirgin etti. Cüretli, ironk dilini ve fark üretme stratejilerini belirledi ve hala belirliyor. Örneğin Sam Mendes'in 1999 tarihli Amerikan Güzeli gibi filmler bana göre yeni orta sınıfa eleştirel bakmaya başladılar. Örneğin bu düşme hissi çocuk isimlerini bile belirledi yükselen muhafazakârlaşmayla belirler. Daha önce kendilerini anne-babalarından ayıran çocuk isimleri (Ayşe, Zeynep gibi) bir anda geri dönmeye de başladı. 2013 Gezi sonrası plaza direnişleri dâhil bu kesimin aslında “beyaz yakalı işçi” olduklarına dair bilinçleri arttı. Dediğim gibi kültürel strateji ve hayat tarzı olarak farklılaşması, kendini farklı görmesi yara aldı. Bu hala devam eden bir süreç.

Tehdit hepimiz için sözkonusu

► Orta sınıfın işçileşmesine ilişkin prekarya tanımlamaları yapılıyor. Bu tanımlama bugünkü yeni orta sınıfları karşılıyor mu?

Evet prekerya yani güvencesizleşme, esnekleşme çok kullanılıyor. Ben krizdeki neoliberalizmin 1990'ların parlak vitrini yeni orta sınıfa artık ihtiyacı olmadığını düşünüyorum. Mesela gri yakalı olarak da tabir edilen, meslek yüksek okulu mezunu, ara elemanların, ya da çağrı merkezi çalışanları gibi kesimin kritik konumu onlar açısından daha önemli hale geldi. Esneklik ve güvencesizleşme neo liberalizmin taşeron kalbi zaten. Ama 1990'larda Nobelli Stiglitz'in “dünyanın en parlak on yılı” dediği 1990'larda kapitalizm parlak yeni orta sınıfsız yapamazdı. Yüksek ücretler, beyaz yakalılardaki CEO hayali, kişisel gelişim sektörü vs bunla ilgili. Yine kentin onlara dönük dönüşümü (sex and the city), mekanlar, eğlence anlayışı, mekansal soylulaşma vs. Temel aktörü bu Yeni Orta Sınıf’tı (YOS). Prekerya eğitimli bir YOS için hep tehdit ama hepimiz için tehdit bunu unutmamak gerekiyor. Lise mezunu bir kurye için de.

“Bir Başkadır” dizisi YOS’un yüzleşmesi

► Orta sınıf için tanımlanan suç ortaklığı nereye işaret ediyor?

Orta sınıfların ya da benim 1990'larda yoğunlaştığım, alt sınıf kökenli YOS'un suç ortaklığı hep vardır sistemin meşruiyeti açısından. Bilinmeden çoğu zaman bu ortaklık. Örneğin ben kitabımda örnekler üzerinden yoksullukla dalga geçilen bir kültürel özgüven örnekleri yakaladım. Ya da benim “dışlayıcı reklam” dediğim toplumun alt sınıflarını rencide eden, grotekleştiren “sen alma zaten” diyen örnekler bol miktarda var kitabımda. Örneğin ‘suşi'nin 90'larda nasıl bir fark ögesi olarak kullanıldığını gösterdim. Zaten ben YOS'un 2001 bankacılık krizi sonrası özgüveninin düşmesini “ağzında suşi tadıyla kalmak” olarak nitelendirmiştim. Marksistler genelde kültürel analizi küçümserler. Egemen kuramlar düşünüldüğünde (neo liberalizme eşlik eden postmodern kimlikçilik, sol liberalizm) haklı nedenler de var. Ama kültüre bakmak zaten bizim başlattığımız bir şey. Hemen her şeyi işçileşme olarak gören bir anlayış ta sorunlu ve kolaycı. Evet haklı yönleri var. Herkes proleterleşme baskısında. Ama semboller, “hayali sınıf” algısı, kültürel stratejiler o kadar önemli ki. Yoksa bekleyelim zaten herkes işçi olacak. Arada da devrimi kotarırız! Haklı çıkarız. Oysa “Bir Başkadır” dizisi üzerinden kopan fırtına bile bunun ne kadar acil olduğunu gösteriyor. Bana göre dizinin çok tartışılmayan kritik noktasında YOS'un diğer kesimlerle yüzleşmesi yatıyor. İzleyici kesiminin de ağırlık olduğu bir durum bu.

elestirmen-ali-simsek-yeni-orta-sinif-hep-suc-ortagiydi-811510-1.

► Kitapta 90'lada sinik ve ironik dilin Leman'la ilişkisinden bahsediyorsunuz. Yeni orta sınıfı anlamak için 90'ların kritik noktaları nelerdi ve Leman burada neden öne çıktı?

Çalışmamın ana örnekleri bu dergiden. Benim de içinde olduğum çok okunan sol bir mizah dergisiydi Leman. Leman'ın içinden çıktığı Gırgır'dan önemli bir farkı vardı. Mahallenin ve semtin mizahını yapan Gırgır'a karşı 1991 sonrası Beyoğlu başta dönüşen kentin, dönüşen hayat tarzlarının cafe ve barların, toplumsal karşılaşmaların (rocker, zonta gibi) dilini büyük bir başarıyla yakaladı. Ahmet Yılmaz'ın başlattığı yurdum insanı ironisi kısa sürede ana akım medya ve reklamcılık tarafından da içerildi. YOS'un büyük bir iyimserlikle ve cüretle kendine kültürel sermaye üretmeye başladığı bir dönemde ona kılavuz setleri verdi. YOS'un toplumun diğer kesimleriyle yaşadığı haklı nedenlere de dayanan gerilimi en net bu dergideki mizahta ve ironide gördük. Ama yine de altsınıflara ve kesimlere dönük rencide edici bir dili de görüyoruz bazı örneklerde. Türklüğün parodisi gibi. Daha sonra koca bir Cem Yılmaz mizahına evrilecek rahatsızlıkları görünür kıldı. Sinik bir dil üretildi ve de çok verimliydi bir tarafıyla. Ama maganda, zonta esprilerinde topuz ayarı bazen kaçıyordu tabii. Leman'da aynı zamanda Gırgır'da göremeyeceğimiz bir küçük esnaf parodisi de bu kültürel farklılaşma mücadelesinde çok iş gördü. Bugün yaşadığımız küçük esnaf tabanına da sahip ve lümpenleşmeyi azdıran AKP muhafazakarlığı düşünüldüğünde bana göre haklı yönleri de güçlüydü bu rahatsızlığın. Ama 90'lar farklıydı bu stratejiler Beyaz Türklük savunusu yapan Ertuğrul Özkök gibi YOS peygamberlerinin kozuna da dönüştü. Ya da Ali Taran gibi reklamcıların eline geçti.

***

Gezi'nin ironik dilinin oluşmasında ağırlığı vardı

► Orta sınıf isyanı deyince Gezi Direnişi'ni es geçemiyoruz. Çok fazla kesim tarafından ana omurganın bir orta sınıf isyanı olduğu dillendirildi.

Gezi bir orta sınıf isyanı değil başlı başına. Böyle değerlendirmek çok yanlış olur. 2000'lerden bu yana yaşanan ve hayat tarzları üzerinden kutuplaştıran AKP muhafazakârlığına, cumhuriyetçi kesimlerin, seküler kesimlerin, üniversite öğrencilerinin toplu ve eklemli zengin bir isyanıydı. Ama Gezi'nin ironik sinik dilini oluşturmada elbette gençlerin ve kriz yaşayan YOS'un belli bir ağırlığı var. Gezi'de herkesi hayran bırakan, iktidarı madara eden sinik ironik dil bana göre Leman'da pişen ve Ekşi Sözlük gibi sitelerde de konaklayan bu zenginliğin de ürünüdür. Hemen her şeyi, dikey ve ağdalı anlamları yataya çeken bir alaycı inançsızlık. Bunun çok politik ve kapsayıcı olduğunu gördük. Ama aynı dil 90'larda kapsayıcı değil dışlayıcıydı önemli miktarda. Örneğin Leman'ın zayıflayıp 2000'lerden itibaren yükselen Uykusuz, Penguen gibi dergilerde üretilen 1980 sonrası doğumlu mizahçılardaki dil daha domestik ve “eve dönüş” içeren samimi ve kırılgan bir anlayış üretti. Umut Sarıkaya'nın anne örme kazaklı mizahı gibi, ya da salçalı ekmek yiyen mahalle veledi Fırat tipi gibi. Burası çalışılmayı bekliyor.

Dışlayıcı sinizm aşıldı

► 90’ların sinizmi Gezi’de aşıldı mı?

Evet dışlayıcı sinizm aşıldı biraz. Geleneksel orta sınıflarla, küçük esnaflıkla daha samimi ilişkiler kuran bir mizah dilini gözlemliyoruz. Bu sinemada da karşılığını buluyor. Eve dönüş, regrasyon, özellikle 1970 ve sonrası doğumlulardaki yükselen nostalji gibi birçok ucu var bunun. Tabi mahalle imgesine dönmenin Recep İvedik serilerinde kendini gösteren rövanşçı bir tarafı olduğunu da unutmayalım. Sol, seküler kesimler AKP'nin sürekli imtiyazlandırdığı hayat tarzı kutuplaştırmasının, kendisini de davet eden bu mekanizmanın aslında onun işine yaradığını görmeye başlaması önemli.

elestirmen-ali-simsek-yeni-orta-sinif-hep-suc-ortagiydi-811511-1.

90’ların hayali bile imkansız

► Z kuşağı olarak adlandırılan 2000 ve sonrası doğan gençlerin kültürel kodlarını mevcut orta sınıf tartışmaları karşılar mı?

Benim çalışmanın çekirdeğinde benim de içinde olduğum ve 88 kuşağı dediğim 1967-1970 doğumlu bir kesim var. 90'ların parlaklığını ve cüretini kendince yaşamış bir eğitimli kesim bu. Oysa gerek dijital devrim dolayısıyla 1980 ve sonrası doğumluların (Y Kuşağı dedikleri) daha yatay, esnek ve bilinçli bir yüzeyselliğe sahip olduklarını biliyoruz. Reklamcılar da biliyor. X kuşağında olan bizle artık 50'lere merdiven dayadık. Gezi'deki asıl dinamik kitle de bu 80 ve sonrası doğumlulardı. Dünyaya daha açık ama çok derin olmayan, bunu olumlu anlamda söylüyorum ve endişe duyan bir sosyoloji bu. 2000 ve sonrası doğumlular ise direk dijitallin içine doğdular. Tuşlar ve likit ekranlar onların aparatına dönüştü. Olumlu bir seyreklik ve yataylık içindeler. Artan muhafazakarlaşma o kesimdeki insanlar dahil burayı endişelendiriyor. Benim çalışmamda İslami bir YOS analizi çok yok. Çünkü onlar bazı farklılıklara rağmen (Başakşehir örneği gibi) ebeveynlerinden kültürel olarak ayrışma şansına çok sahip değillerdi. Ama yine de o kesimdeki eğitimli bir kesim ve 2000 ve sonrası doğumlu gençler düşünüldüğünde ebeveynleri gibi yaşamak istemedikleri de ortada. Zaten AKP'nin durumunu ve Babacan'ın Deva Partisi örneği gibi yeni yapıların ne olacağını da ya da yeniden yükselişe geçmeye çalışan merkez sağ partilerin durumunu da bu kesim belirleyecek biraz. Yükselen ateizm ve deizm tartışmasını da bu kesim üzerinden okumak gerekiyor biraz. Ama bitirirken şunu söyleyeyim. 1990'lardaki özgüven ve parlaklık hayali neoliberalizm için bile imkansız artık. Çağrılmaya çalışılan Keynes hayaletini büyü şirket CEO'ları bile terennüm ediyorlar. Dünya tekrar bir orta sınıf efsanesi yaşar mı? Bunu toplumsal mücadeleler belirleyecek. Ama Marx iki sınıflı topluma doğru yolculuğu saptarken geçmişte olmadığı kadarıyla haklı.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol