birgün

29° AÇIK

BİRGÜN PAZAR 07.06.2020 08:43

Elon Musk, SpaceX ve uzayın özelleştirilmesi

Eğer Hubble kâr amacı güden özel bir şirket projesi olsaydı, kullanmak isteyen bilim insanlarına tekel fiyatıyla kiralanacak, elde edilen veriler şirketlere parayla satılacak, yan ürünlerin hepsi patentler yüzünden çok daha pahalı olacak, uzay bilimi tekelci birkaç şirketin kontrolünde olacaktı. Şimdi özel şirketler, geçmişte devletlerin kamusal olarak finanse ettikleri araştırmalara bedavaya çöküp bundan sonra yaratılacak bütün değeri kişisel servete dönüştürme çabasında.

Elon Musk, SpaceX ve uzayın özelleştirilmesi

Geçtiğimiz hafta Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX, Crew Dragon kapsülü ile Uluslararası Uzay İstasyonu’na (UUİ) astronot gönderen ilk özel şirket oldu. Amerika’nın Rusya’ya olan bağımlılığını bir nebze de olsa azaltan bu fırlatma başta Özgür Demirtaş ve müritleri olmak üzere pek çok kişi tarafından coşkuyla karşılandı. Böyle canlı yayında roket fırlatmalarını izlemek eğlenceli olsa da uzayın özelleştirilmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağını iyi düşünmek gerekir.

Uzay araştırmalarının ekonomisi

Şöyle başlayalım. NASA’nın en büyük, en aktif ve en şaşalı programı Uzay Mekiği programıydı. Ancak Challenger, Enterprise, Columbia gibi mekikler gösterişli olmalarına karşın hantal, pahalı ve verimsiz araçlardı. Nitekim NASA 2011 yılında Uzay Mekiği programını sonlandırdı. 2011’den bu yana UUİ’ye gitmek için Rusya’dan taksi hizmeti alıyordu. Çünkü Soyuz ile uzaya gitmek mekiklerle uzaya gitmekten çok daha ucuzdu.

Uzay mekikleriyle uzaya çıkmanın NASA’ya fırlatma başı maliyeti 1.5 milyar dolar. Soyuz kapsülünün Roscosmos’a fırlatma başı maliyeti ise sadece 66 milyon dolar. Tabii mekiklerin kapasitesi yedi kişiyken Soyuz’ların kapasitesi üç kişi (6 metreküp iç hacim). Kişi başı hesaplarsak; mekik ile uzaya çıkmanın NASA’ya astronot başı maliyeti yaklaşık 215 milyon dolar, Soyuz ile uzaya çıkmanın Roscosmos’a kozmonot başı maliyeti ise 22 milyon dolar. Yani neredeyse onda biri!

Uzay Mekiği programının kapatılmasıyla birlikte Rusya, uzaya gitmenin tekeli haline geldiğinden taksimetre ücretini de artırdı. Roscosmos, NASA’ya çektiği astronot başı fiyatı yıllar içinde 81 milyon dolara kadar çıkartarak Amerika’ya kapitalizm dersi veriyordu. Amerika, Rusya’ya olan bu "utanç verici" bağımlılığı azaltmak için 2012 yılında özel şirketleri devreye sokarak uzay programını taşerona devretmeye başlamıştı.

SpaceX’in Dragon serisi, 10 metreküp iç hacmiyle Soyuz’dan biraz büyük bir kapsül. Dragon ile UUİ’ye çıkmanın astronot başı fiyatı 55-60 milyon dolar (NASA’nın SpaceX’e ödediği). Yani NASA’nın Roscosmos’a ödediği 81 milyon dolardan düşük ama Soyuz’un Roscosmos’a olan maliyetinin de 2-3 katı. Üstelik Soyuz ile Kazakistan’dan UUİ’ye çıkmak 6 saat sürerken Dragon seyahati 19 saat sürüyor. Dolayısıyla, Batı medyası Crew Dragon fırlatmasını "tarihi olay" diye yutturmaya çalışadursun, uzay istasyonuna araç göndermeyi Kadıköy-Bostancı minibüs hattına çevirmiş olan Ruslar bu konuda Amerika’dan hâlâ çok ileride.

Şu da var ki Soyuz 1967 yılından günümüze pratikliği, ucuzluğu ve en önemlisi, bin 200’den fazla gerçek fırlatmada yaklaşık yüzde 98 başarı yüzdesiyle, güvenliği test edilip onaylanmış bir uzay programı. Crew Dragon, soru işareti… Özgür Demirtaş bunu paylaşmaz ama geçen sene insansız test uçuşu yapan ilk Crew Dragon infilak etmişti. 2014 yılında da Virgin Galactic’in deneme uçuşunda bir kişi hayatını kaybetmiş, bir kişi de ağır yaralanmıştı.

NASA’nın kaza ve facia sicili kabarık. Ama öyle ya da böyle, bir devlet kurumu olan NASA’da bir astronot hayatını kaybettiği zaman halk bu üzücü sonucu uzay araştırmalarının riskli doğasına yorup kabulleniyordu. Zaten hem başka alternatif de yok(tu) hem kamu projeleri kâr amacı gütmedikleri için güvenlik için elden gelen her şeyin yapıldığı düşünülüyordu. Fakat bu işler taşerona devredilip özelleştirilirse kârlılığı artırmak için ilk kısılacak kalem bu olur. Zira kâr amacı güden şirketler için can güvenliği önce optimize edilen, sonra maliyetleri düşürmek için yasalarla belirlenen en alt limite dayanan bir değişkendir. Hatırlayalım; TKİ’nin tonunu 130 dolara çıkardığı kömürü Soma Holding 23 dolara çıkarıyordu. 301 madenci hayatını kaybetti. "Kalan kârlar bizimdir."

Uzay turizminin ekonomisi

Uzay ekonomisi kabaca üç kategoride özelleşiyor: Uzay fırlatmaları, uzay turizmi ve uzay madenciliği. Bu sektörlerde hali hazırda, farklı alanlarda uzmanlaşan, yüzden fazla şirket var. Hesaplar piyasanın kâr amacı güden 250’den fazla şirketi kaldırmayacağı yönünde. Başta SpaceX olmak üzere, bu şirketlerin çoğu devletten ihale alarak garanti parayla çalışıyor, tıpkı Limak, Çalık, Cengiz, Rönenans Holding gibi… Yani ortada rekabetin olduğu bir serbest piyasa falan yok. Ne olacak? Kapitalizmin doğası gereği birkaç şirket tekel olacak. Uzay, devlet tekelinden özel tekele geçecek. Halkın olan değerler birkaç parazitin rantı haline gelecek.

Sektörde ön plana çıkan şirketler SpaceX, Virgin Galactic, Boeing, Lockheed Martin, Jeff Bezos’un kurduğu Blue Origin ve iki Türk mühendisin sahibi olduğu Sierra Nevada. Bunların çoğu kârlı değil. Çünkü uzay ekonomisi henüz paraya çevrilmiş değil. Devletler bilimin ilerlemesi adına bu araştırmaları vergilerle finanse edebilirler ama özel bir şirket kâr edemeyecekse neden yatırım yapsın, değil mi? Şimdilik yapılan yatırımlar gelecekte kârlı olma beklentisine istinaden yapılıyor. Ama bu gelecek çok uzakta olabilir. Nitekim 2025’te Mars’a ilk insanlı iniş hayalini satan Mars One şirketi, henüz şuradan şuraya gidemeden iflas ederek milyarlarca dolarlık yatırımı çöpe atmıştı. En son Virgin Galactic kurucusu Richard Branson, birkaç ay evvel, devletten destek almazlarsa batacaklarını söylemişti. Halbuki 2019 Netflix orijinali Ad Astra filminde Brad Pitt uzayda kaybolan babasını aramak için Virgin Galactic aracıyla aya gidiyordu (ürün yerleştirme).

Uzay turizmi çok uzak değil. Ancak bilet için 250-400 bin dolar, uzay istasyonunda gecelik konaklama için 35-50 bin dolar gibi rakamlar telaffuz ediliyor. Bu fiyatlarla kaç kişi uzaya gidebilir? Mesela havayolu şirketi Pan Am, iflas etmeden önce, bu işe girişeceğini açıkladığında kapora verip bekleme listesine yaklaşık 100 bin kişi kaydolmuş. Hâlâ bekliyorlar… Kaporalar da yandı. Virgin Galactic de 250 bin dolardan birkaç yüz bilet satmış, bir nevi kitlesel fonlama olarak. Uzay istasyonunun aynı anda en fazla iki turiste yer vereceği söyleniyor. Listede bekleyenlerin ölmeden uzaya gidebilme ihtimalleri çok düşük. Öyle ya da böyle, süper zenginler için sıradaki gösteriş tüketimi olacak bu fikrin sıradan insanları neden heyecanlandırdığını anlamak mümkün değil.

Uzayda mülkiyet…

Uzayın mülkiyeti kime ait? Göktaşları kimin? Hepimizin mi? Yoksa ilk üstüne binenin mi? Yani özel bir şirket kafasına göre bir göktaşından kıymetli metal ve mineraller çıkarıp dünyada satabilir mi? Satabilirse, kimin malını kime satıyor? Mars’ta araziler kimin olacak? İlk gidenin mi? Bunu kim söylüyor? İkinci giden, ilk gidenin kafasına vurup araziyi alırsa ne olacak?

Bakın Hubble Uzay Teleskobu pahalı bir devlet projesidir. Hubble Uzay Teleskobu’nu kullanarak bugüne kadar 1.3 milyon gözlem yapıldı, bu gözlemlerden elde edilen verilerle 15 binden fazla bilimsel makale yazıldı, sonuçları da öğrencilerle ücretsiz olarak paylaşıldı. Bunun, vergiler üzerinden, Amerikan vatandaşlarına maliyeti kişi başı yıllık sadece 1.6 dolardı. Bu sayede herkes Hubble’ın sonuçlarından faydalanabildi. Bir sürü meraklı genç bu sayede bilim insanı oldu. Belki bazıları SpaceX’te işe girdi. Teleskopta kullanılan dijital görüntüleme teknolojisi ile tıpta meme biyopsisi geliştirildi. Çünkü bilim kısıtlayarak değil paylaşarak daha hızlı çoğalır…

Eğer Hubble kâr amacı güden özel bir şirket projesi olsaydı; kullanmak isteyen bilim insanlarına tekel fiyatıyla kiralanacak, elde edilen veriler şirketlere parayla satılacak, yan ürünlerin hepsi patentler yüzünden çok daha pahalı olacak, uzay bilimi tekelci birkaç şirketin kontrolünde olacaktı. Şimdi özel şirketler geçmişte devletlerin kamusal olarak finanse ettikleri araştırmalara bedavaya çöküp bundan sonra yaratılacak bütün değeri kişisel servete dönüştürme çabasında.

Fanatikler SpaceX’in reklamlarını keyifle izliyor. Ama pişman olacaksınız. Önce kamusal olup sonra özelleşerek endüstri haline gelen her şeyde olduğu gibi kâr toplumun önüne geçtiğinde pişman olacaksınız.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız