birgün

26° AÇIK

BİRGÜN PAZAR 17.05.2020 10:08

Emeğimiz oyuncağınız değildir

Twitter'da yapılan hashtag çalışmalarına iki milyona yaklaşan öğrencinin katılması, sınava girecek neredeyse her öğrencinin aynı şekilde düşündüğünü gösteriyor. Biz müşteri değil, göz ardı edilebilecek etmenler hiç değil, nitelikli ve eşit bir eğitime aç öğrencileriz.

Emeğimiz oyuncağınız değildir

Bilal Aktaş

Hayatın her alanında sermayenin çıkarlarına göre değişiklikler yapılması yine hayatın her alanında sürekli daralan bir çember içinde yıkım ve saldırı ile karşı karşıya kalmamıza sebep oluyor. Bu piyasacı sistem içerisinde AKP’nin kendini var ettiği hırs, kin, nefret söylemlerini ve siyasal İslam’ın pençesini sürekli üzerinde hisseden gençlik ise kendi umudunu var etmeye, başka bir yol çizmeye çabalıyor. Yaratmaya çalıştıkları gerici, cinsiyetçi, kindar, bilimden uzak genç nesiller ile sistemlerini büyüterek sömürü düzenine karşı her tehlikeyi “bertaraf etmek” isteyen iktidara karşı yine de gençlik içinde bilimsellikten, ilericilikten, eşitlikten yana mücadeleyi büyüten kesim bu saldırılar karşısında daha güçlü direniş ağları örüyor. Üniversitelerde, liselerde, mahallelerdeki gençler piyasanın bir parçası olmak istemediklerini ve sömürüye karşı eşit, adil bir düzen taleplerini dile getiriyor.

Biz liseliler, gerek sınava hazırlanma, bir gelecek kurmak için rekabet etme, hırslı olma kılıfları altında gerekse de meslek liselerinde ucuz iş gücü olarak açıktan sürekli sömürüyle mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Liselilerin fiziksel ve manevi sömürüsünün yanı sıra sistem ebeveynlerimizi de bu sömürü düzeninin içine çekiyor. Her eğitim kurumunda nitelikli eğitim alamamanın verdiği endişe velilerin bazen kendilerinden kısarak çocuklarını özel okullara, dershanelere yollamaya çalışmasına; buna imkânı olmayan ailelerin de “yarışa bir sıfır geride başlamayı” üzülerek kabullenmek zorunda kalmasına sebep oluyor.

Yıllardır iktidarın dindar ve kindar bir nesil yaratma projesinin bir ayağı olarak da eğitimde yürüttüğü değişim ve dönüşüm politikası giderek içi boşaltılan, müfredatta bilimsel içeriğin yerini dini öğelerin doldurduğu bir hal aldı. Üniversite sınavı ise soruların ağırlıkları, sınav süresi gibi konulardaki değişikliklerle seçicilikten uzaklaştırıldı.

Pandemi döneminde ise iktidar öğrenciler için hayatı kolaylaştırmaktansa kendisinden beklendiği gibi bizleri daha da çok belirsizlik ve geleceksizlik kaygısına sürüklüyor. Her fırsatta tembellik ve başarısızlık ile suçlayarak rekabeti körükleyen sistem, oluşan endişe ve paniği asgari düzeye indirmemekle birlikte üstünkörü açıklamalarla ve yetersiz çözümlerle bizleri belirsizlik çemberi içinde tutmaya devam ediyor. Yıllar içinde zaten birçok konuyu ya sınavda çıkacak konular ya da direkt müfredattan çıkararak içini boşalttıkları eğitimi, uzaktan eğitimle sürdürmeye çalışıyorlar. Uzaktan eğitimin EBA TV boyutunun yanlış anlatımlarla ve niteliksiz eğitimcilerle dolu olması bir yana devlet okullarının ve özel okulların verdiği uzaktan eğitimin kalitesindeki farklar ve bu uzaktan eğitimi alabilmek için gereken ekipmanlara herkesin ulaşamaması da eğitim alanında öğrencilerin yaşadığı eşitsizliği büyütüyor.

Son sınıf öğrencilerinin ve sınava bir daha hazırlanan mezunların ise salgından bile çok endişelendikleri bir sorun olarak liselilerin psikolojik ve fiziksel sağlıkları hiçe sayılarak tarihi iki kez değiştirilen üniversiteye geçiş sınavı karşısına çıkıyor. 12. sınıf müfredatının en önemli ve alan sınavını seçici yapan konularının bu sene sınavda çıkmaması kararından sonra soru dağılımı, örnek soru kitapçığı olmadan belirsizliğe düşen bizler; aynı zamanda sınavın ne zaman olacağının sürekli değişmesi ile bir çalışma programı tutturmakta ve konsantre olup çalışmakta zorluk çekiyoruz. Sınava bu sene girecek öğrenciler sürekli bir belirsizlik ve haksızlık hissiyle boğuşmak zorunda kalıyor ve sınava normal koşullarda giremeyecek olmak bizleri, peki bizim suçumuz ne diye düşünmeye itiyor. Sınav tarihinin bizlerin çıkarı değil de ekonomi öncelikli politikalar gözetilerek değiştirilmesi ise bizleri öfkelendiriyor. Eğitim sistemine yayılmış piyasacılık içerisinde bilim insanları ve eğitimcilerin değil de patronların, turizm şirketlerinin istek ve ihtiyaçlarını karşılayan bu karar, öğrencileri zor duruma sokuyor, verilen 30 dakikalık ekstra süre ise öğrencilere bir “sus payı” gibi görünüyor. Maske ve dezenfektan ile sınava girmenin hem yeterince güvenli hem de mantıklı olduğunu düşünmeyen çoğu öğrenci sınavın salgın kontrol altına alınana hatta mümkünse tamamen bitene kadar ertelenmesi talebini sürekli dile getiriyor. Twitter'da yapılan hashtag çalışmalarına iki milyona yaklaşan öğrencinin katılması, sınava girecek neredeyse her öğrencinin aynı şekilde düşündüğünü gösteriyor. Biz müşteri değil, göz ardı edilebilecek etmenler hiç değil nitelikli ve eşit bir eğitime aç öğrencileriz.

Sınav tarihinin tekrar geri çekilmesi ile sermayenin eğitimimiz üzerindeki ambargosu gözler önüne serilmiş olsa da bizler zaten ülkemizde eğitimin ticari bir faaliyet, sermayenin bir aracı gibi görüldüğünü biliyoruz. Fakat bizler eğitimde fırsat eşitliği ve herkes için nitelikli kamusal eğitimi savunuyoruz ve uzaktan eğitimde bile bu eşitsizliğin böylesine ortada olduğu koşullarda, belirsizlik ve salgının verdiği psikoloji içerisinde sınava girmenin öğrenciler için haksızlık olduğunun farkındayız. Bu belirsizlik ve haksızlığın sorumlularının biz olmadığımızı biliyoruz ve sermayenin çıkarları için geleceğimizin hiçe sayılmasına karşı sesimizi büyütüyoruz. Salgında sınav olmaz; bizim sağlığımız, geleceğimiz sizin çıkarlarınızdan önemli diyen liseliler olarak sokaklarda büyütemediğimiz memnuniyetsizlik sesini hep beraber bir çığlığa dönüştüreceğiz.
Emeğimiz oyuncağınız değildir.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız