birgün

26° PARÇALI BULUTLU

author

Emek bizim, söz bizim

YAŞAM 17.03.2022 07:40
Abone Ol google-news

Cehalet, bilgisiz olma halinden çok bilginin önemini, değerini kavrayamama hali. Bilginin tek başına yeterli olmayacağını, salt bilginin değil bilgeliğin değerli olduğunu görememe hali.

Mevcut iktidarın her şeyin yenisini yaparak yandaş müteahhitlerle ülke yönettiğini sanması bundan. Bugün emekçilerin direnişleri kent kent, fabrika fabrika yayılıyor. “Geçinemiyoruz, çocuklarımızın karnını doyuramıyoruz” diyorlar. Öğrenciler direnişte. “Barınamıyoruz” diyorlar. Akademisyenler bilim ve özerk eğitim olmazsa kalkınma, gelecek kuşaklara aktarım olmaz diyor, akademiyi korumak için direniyorlar. Çiftçiler, doğa savunucuları zeytinliklerin maden ocaklarına yani ranta feda edilmesi kararına karşı isyanda.

Doktorlar 14 Mart Tıp Bayramı’nda tüm yurtta TTB’nin çağrısıyla “g(ö)revdeyiz” diyerek 2 günlük greve gittiler. Taleplerinde çok haklılar. Öldürülmemek, insanca çalışmak ve yaşamak istiyorlar. Sağlık sektörü özel hastanelerde fahiş fiyatlarla hizmetten ticarete dönüştü. İnsanlar devlet hastanelerinde, görevi başında ama bitkin doktorların kapısında sıra bekliyorlar. Pandemi koşullarında yoğun bakımlarda yer bulamıyorlar. Kendi sağlığı söz konusu olduğunda özel jetle yurt dışında tedavi gören, çocuklarını yurt dışında okutan zat seyahat halindeyken gittiği kentte devlet hastanelerinde görev yapan bütün (!) doktorların o gidene kadar istisnasız nöbette tutulduğunu biliyor muydunuz?

“Beni Türk hekimlerine emanet ediniz” cümlesinin sahibi büyük önderin bilimle, eğitimle, üretimle, emekle kurduğu ülkenin her köşesinden işsizlik, yoksulluk, çaresizlik, acı ve isyan seslenişleri yükseliyor. Bu sırada aynı zat doktorların sesini duymak yerine “giderlerse gitsinler” buyuruyor. “Bu hastaneleri inşa eden biziz, doktorları okutan, bu devlet değil mi? Bu devlet sizi okuttu, yetiştirdi, en çok maliyeti yüksek olan sağlıktır. Şimdi az para veriyormuş. Sordum en az alan 8-9 bin, en yüksek 25 bin civarında. Buna rağmen özel sektör çok daha büyük maaş verdiği için kaçıyorlarmış. Açık konuşmayı severim. Varsın gidiyorlarsa gitsinler, bizler de üniversiteleri yeni bitiren doktorlarımızı buralarda istihdam eder buralarda yola devam ederiz. Gerekirse yurt dışından dönmek isteyenleri süratle dâhil eder ülkemizde istihdam ederiz” diyebiliyor.

Şehirlere büyük hastaneler, üniversiteler inşa etmeyi çözüm sanan bir anlayışın okul bitirmeyi yeterli görmesi şaşırtmasın sizi. Nevşin Mengü TUS denklik sınavı gözetmenlerinden kendisine iletilen bilgileri paylaştı geçtiğimiz gün. Türkçe bilmeyen, optik tanıma programını bile kullanamayan, imza atacağı yeri bulamayan yabancı uyruklu kişilerin böylesi önemli bir sınavda derecelenmek için başvurduğundan bahsediliyor. Öte yandan her türlü sınavda hak edenlerin yeterli puanların çok üstünde almalarına rağmen istihdam edilmeyişi, usulsüzlükle ataması yapılan yandaşlar, akademilere dışarıdan atanan ağırlıklı ilahiyatçı rektörler, Keyfi KHK ihraçları, tüm suçlamalardan aklanıp usulsüz yargılandıkları mahkemelerde beraat eden barış akademisyenlerinin göreve döndürülmeyişi gündemde. Açıkça Cumhuriyetle, bilgiyle, emekle kavga ediliyor.

14 Mart günü ülkenin her yanında doktorlar eylemdeydi. Tıp bayramında Taksim’de Atatürk anıtına çelenk koyak isteyen grupta 89 yaşında ömrünü bu ülkenin halkına adamış Erdinç Köksal vardı. Bilimin karşısına şiddetle çıktılar. Bayrama itiş kakış ve darp karıştırdılar. Asgari ücretin altında çok ağır koşullarda çalışan doktorların karşısına yüksek ücretlerle ve şiddet dozuna göre ödüllendirdikleri polisleri getirdiler. Bir hak olan direnişe engel koydular. 62 yıl doktorluk yapan doktorumuza minnet duyacaklarına onu itekleyerek, yerlerde sürüklediler. Erdinç Köksal “Beyaz, ak gömleğim çamurlandı. Bu çamur Taksim’in çamuru değil. Her şeyden güç alan bazı kişilerin sebep olduğu ve utanç yüzlü bir çamur. Bu gömleğimi çamurlu haliyle hayatım boyunca saklayacağım”demiş.

Bu görüntüler bana 2017 yılının Şubat ayında Ankara Üniversitesi Cebeci kampüsü önünde KHK’larla ihraç edilen akademisyenlere destek olmaya gelen hocaların hocası Korkut Boratav’ın tartaklanışını, akademisyenlerin cüppelerindeki postal izlerini hatırlattı. Korkut hoca o gün 81 yaşındaydı. Sıkılan gaz ve orantısız şiddete rağmen hocalarımızla kol kola öğrencileri korumak için siper olmuştuk. 100 yaşına günler kala Boğaziçi üniversitesi direnişine desteğe giden Nermin Abadan Unat, Korkut Boratav, Erdinç Köksal… Onlar Cumhuriyetin ta kendisi. Gelecek nesillere, geleceğe, düşünceye, özgürlüğe yaşadıkça sahip çıkan ilkeli aydınlarımız. Sayısız sanatçı, akademisyen, aydın halkın yanında halkla birlikte hak mücadelesinde.

O zaman bu karanlığı aşmak daha özgür, daha güzel günler ve aydınlık yarınlar için mücadele etmek hepimizin görevi. Cehalet, korku ve şiddet onların olsun bilinç, ahlak, barış, inanç, direniş bizim.

“Emek bizim, söz bizim!”

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun