birgün

4° PARÇALI AZ BULUTLU

BİRGÜN PAZAR 26.07.2020 10:09

En büyük kazanımımız birbirimizi bulmamız...

En büyük kazanımımız birbirimizi bulmamız...

Maside OCAK

21 Mart 1995’te abim Hasan Ocak gözaltına alındı ve kaybedildi. Biz sekiz gün süren yoğun bir kampanyanın ardından Hasan’ın cansız bedenine Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda ulaşabildik. Hasan gözaltında kaybedilen ilk insan değildi, biz son insan olmasını istemiştik. 19 Mayıs 1995’te Hasan’ı Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’ndan çıkardık ve kendi belirlediğimiz bir mezarlığa gömdük. O dönem ‘Arkadaşıma Dokunma’ adlı bir kampanya vardı. Kampanyanın bileşenleri olan insan hakları aktivistleri ve aileler toplanarak İnsan Hakları Derneği'nde (İHD) neler yapabileceğimizi konuştuk. Çünkü artık o dönemde gözaltında kaybetmeler fazlasıyla yaşanıyordu bu topraklarda. Ve önüne geçmek gerekiyordu.

PLAZA DE MAYO AİLELERİ REHBERİMİZ OLDU

Arjantin’de Plaza de Mayo Aileleri’nin yürüttüğü mücadele bizim rehberimiz oldu. 27 Mayıs 1995’te Galatasaray Meydanı’na ilk kez çıktık. Beş kayıp yakınıydık ve insan hakları aktivistleri yanımızdaydı. Başlangıcımız böyleydi… Üç ana talebimiz vardı: Gözaltında kayıplar son bulsun, akıbetleri açıklanarak ailelerine teslim edilsinler ve tüm sorumlular yargılansın. 1994 Mart ve 1995 Mart arasında İHD’ye yapılan gözaltında kayıp başvurusu 500’leri geçiyordu. Biz Galatasaray’da bir araya gelmeye başladıktan sonra yıldan yıla kayıplar azalmaya başladı. 170’inci haftamızda polis engeliyle karşılaştık. Bu baskı 30 hafta sürdü ve 13 Mart 1999’da ara vermek zorunda kaldık. Ara verdiğimizde o yıl içinde sadece gözaltında kaybedilen insan sayısı 10’lu rakamlarla ifade ediliyordu. Bu da açıkça gösteriyor ki yürüttüğümüz mücadeleyle devletin uyguladığı gözaltında kaybetme politikasının önüne geçebilmiştik.

O dönemde biz oturmaya başladıktan birkaç yıl sonra gözaltından çıkan insanlar, yanımıza gelip polislerin "Beni gözaltında kaybedeceklerdi. Senin annen de gider Cumartesi Anneleri’ne katılır diye seni gözaltında kaybetmiyoruz" dediklerini söylüyordu. Bu da bizim mücadelemizin gözaltında kaybetmenin önüne geçebildiği anlamına geliyor.

2008’de Ergenekon denilen bir operasyon başladı bu topraklarda. Bu operasyon kapsamında yargılanan bazı isimler bizim kayıplarımızın da failleriydi. Bizler bu kişilerin gözaltında kaybetme suçuyla ilgili de yargılanmasını istedik ve bununla ilgili müdahillik taleplerimiz oldu. Müdahillik taleplerimiz reddedildi. Özellikle Ocak Ailesi olarak yaptığımız bir başvuru vardı ki ona aldığımız cevap bu ülkedeki hukuk sisteminin, gözaltındaki kayıplara nasıl baktığının göstergesiydi. Ret cevabında şu yazıyordu: “Her ne kadar Hasan Ocak ile ilgili dava dosyasında bilgi ve belge bulunuyor olsa bile mahkememiz gözaltında kaybetme suçuyla ilgili yargılama yapmamaktadır.” Bunun üzerine 31 Ocak 2009’da yeniden Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelmeye başladık. Faillerin yargılanması için yeniden başvurular yaparak, Galatasaray’da her hafta bir kaybımızın hikâyesini anlatıp, adalet için yönetenleri göreve çağırdık.

Cumartesi Anneleri ve insanları için yönetenlerin tavrı hiçbir zaman değişmedi. 2011 Şubat’ında dönemin Başbakanı Erdoğan bizimle görüşmek istedi. Dolmabahçe’de görüşme yapıldı ve bu görüşmede 103 yaşındaki Berfo Anne’miz de vardı. Berfo Anne ve kayıp yakınlarıyla görüştükten sonra o güne kadar, “Onların arkasında kimin olduğunu bilmiyoruz” diyen dönemin başbakanı, bizim sorunumuzun onların sorunu olduğu ve çözmek için elinden geleni yapacağını söylemişti. Ancak bunların hepsi sözde kaldı. Cemil Kırbayır’la ilgili bir araştırma komisyonu kuruldu Başbakan emriyle. Bu komisyonun yaptığı araştırmalar sonucu 350 sayfalık bir rapor yayımlandı ve bu raporun savcılığa gönderilerek bir soruşturma başlatılmasını istendi. Ancak bugüne kadar herhangi bir ilerleme olmadı.

ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ

Kazanımlarımız bunlardan mı ibaret, hayır. En büyük kazanımımız biz kayıp yakınlarının birbirini bulması. 25 yıl sürdürdüğümüz bu sivil itaatsizlik eyleminin birçok insana ilham olması… Yine aynı zamanda yaşam hakkını savunarak çıkmıştık biz Galatasaray’a. Bizim varlığımızın bu ülkede gözaltında kaybetme politikasının uygulanmasının önünde de bir engel oldu.. 800’üncü haftamızdayız. 700’üncü haftamızdan bu yana yoğun saldırı altındayız. İHD önünde daracık bir alana sıkıştırıldık ve şu anda da bulunduğumuz yerden açıklamalarımızı yapmaya devam ediyoruz pandemiden dolayı. Ama hangi koşulda, nerede olursak olalım kayıplarımızı aramaya, adalet ve hakikat için mücadele etmeye devam edeceğiz. Kararlıyız. Son kaybımız bulunana kadar, faillerin hepsi yargılanıp cezalandırılıncaya kadar asla vazgeçmeyeceğiz.