birgün

32° AÇIK

EKONOMİ 27.01.2021 09:13

Enerji tüketimimiz dışa bağımlı

Elektrik üretimi gerekçesi ile özel şirketlere kamudan değişik mekanizmalarla kaynak aktarılıyor. Son üç yılda YEKDEM, Kapasite Mekanizması ve linyit yakan santrallara tanınan sabit fiyatla alım garantisi mekanizmalarıyla kamu kaynaklarından özel elektrik şirketlerine milyarlarca lira ödendi.

Enerji tüketimimiz dışa bağımlı

Hazırlayan: MMO Enerji Çalışma Grubu ve BirGün Ekonomi Servisi

Bugünkü iktidarın işbaşında olduğu 2002-2020 döneminde, birincil enerji talebi yüzde 87,3, enerji girdileri ithalatı yüzde 101,9 oranında artarken, yerli enerji arzı artış oranı, talep ve ithalattaki artışın gerisinde kalmış ve yüzde 83,7 olmuştur. Enerji arzı içinde birinci sırada kömür gelmekte, onu petrol ve doğal gaz izlemektedir. Fosil yakıtların toplamı yüzde 83,5, yenilenebilir kaynakların payı yüzde 16,5’tir. Başka deyişle birincil enerji arzında yenilenebilir enerji kaynakların payı yalnız altıda birdir. Enerji tüketimi en yüksek noktaya 2017’de ulaşmış, 2018’de 2017’ye göre gerilemiştir. Enerji yönetimi, her zaman olduğu gibi abartılı tahminlerle enerji tüketiminin şahlanacağını ve 2018’e göre 2019’da yüzde 6,4, 2020’de yüzde 9,8 artacağını hayal etmiştir.

Oysa tüketim, 2019’da 144,390 bin TEP olmuş ve 2018’e göre yalnız yüzde yarım artmıştır. Enerji yönetimi ise, süregelen ekonomik krizin etkilerinin salgın nedeniyle yoğunlaştığı 2020’de enerji tüketiminin yüzde beşe yakın artacağını ummaktadır.


2019’DA ENERJİDE DIŞA BAĞIMLILIK YÜZDE 69

Enerji arzı içinde yerli kaynakların payı yüzde 31 olup, tüketimin yüzde 69’u ithalata dayanmaktadır. 2019 enerji hammaddeleri ithalat faturası 41,6 milyar dolar olmuştu. Petrol fiyatlarındaki büyük düşüş, doğalgaz fiyatlarında gerileme, salgından ötürü enerji talebindeki azalma vb. etkenler sonucu, 2020’de gerçekleşen enerji hammaddeleri ithalat faturasının 30 milyar dolar düzeyinde olabileceği söylenebilir.

Rusya Federasyonu, Türkiye’nin doğalgaz temininde birinci, petrol ve taş kömürü temininde de ilk sıralarda yer alan bir kaynak ülkedir. Türkiye’nin enerji ihtiyacının karşılanmasında payı dörtte birdir.

ULAŞIM SEKTÖRÜNÜN PETROL TÜKETİMİ GÖZARDI EDİLİYOR

Toplam enerjinin beşte biri ulaşım sektöründe kullanılmaktadır. Türkiye’nin birincil enerji arzında yüzde 28,70’lik payı olan ve tüketimin yüzde doksanından fazlası ithalatla karşılanan ve her sene ithalatına 25 milyar dolardan fazla para ödediğimiz petrolün; üçte ikisinin ulaşım sektöründe kullanıldığı ve enerjide dışa bağımlılığın en önemli nedenlerinden birinin karayollarındaki milyonlarca aracın yakıt tüketimi olduğu da, akıllardan çıkarılmamalıdır.
İthalat faturasının yüzde altmışı, petrol ithalatı içindir. Trafikte 23 milyondan fazla araç bulunmaktadır. Ulaşımda raylı sistem temeli toplu ulaşıma, nakliyede demiryolu ve deniz taşımacılığına geçilmez ise sorun çözülmez daha da büyür.

ELEKTRİKTE NE DURUMDAYIZ?

Abartılı talep tahminleri ve plansız bir şekilde yapılan yatırımlarla, ihtiyacın çok üzerinde kurulu güç ve üretim kapasitesi tesis edilmiştir. Türkiye’nin 2018’den bu yana elektrik talebi kayda değer bir artış göstermemekte ve yıllık elektrik tüketimi 300 Gigawatt saat civarında gerçekleşmektedir. Geçici verilere göre 2020 tüketimi, geçen yıla göre yalnız binde üç artmış ve 304,6 GWh olmuştur. Oysa, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tüketimi 327-333 GWh olacağını hayal etmişti. Bakanlık 2021 için 341—348 GWh tüketim öngörürken, bu rakama Cumhurbaşkanlığını dahi ikna edememiş olmalı ki, 2021 Programı 2021 için 319,8 GWh tüketimi hedeflemiştir. 2020 yılı mart ayında başlayıp halen devam eden koronavirüs salgını; tüm yaşamı etkilediği gibi elektrik tüketimini de olumsuz etkilemeye devam etmektedir. Bu durumda 2021’de de, talebin bu düzeylerde olacağı ve öngörülen artışların gerçekleşmeyeceğini söyleyebiliriz.
Geçen yıl tüketilen elektriğin yüzde 40,5’i yenilenebilir kaynaklardan, yüzde 59,5’i ise fosil kaynaklardan üretildi. Elektrik talebinin yüzde 43’ü ithal yüzde 57’si yerli kaynaklardan karşılandı.

enerji-tuketimimiz-disa-bagimli-834222-1.

PLANSIZLIK, ARZ FAZLASI

Elektrik talebinde kayda değer bir artış olmazken, 2020 aralık sonu kurulu güç, geçen seneye göre yüzde beş artmış ve 95. 890,6 MW’a yükselmiştir.
Cumhurbaşkanlığı 2019 Programı, bugünkü kurulu güce yakın bir güçle 467 TWh elektrik üretilebilir diyor. Yani bu yıl tüketilen 304,6 GWh elektriğin yüzde 53 daha fazlasını üretme kapasitesi var. Buna rağmen, halen 23 bin MW’den fazla kurulu güçte santral yatırımı sürüyor.

Elektrik üretimi gerekçesi ile özel şirketlere kamudan değişik mekanizmalarla kaynak aktarılıyor. Son üç yılda Yenilenebilir Enerji Kaynaklarından Elektrik Üretimini Destekleme Mekanizması (YEKDEM), Kapasite Mekanizması ve linyit yakan santrallara tanınan sabit fiyatla alım garantisi mekanizmalarıyla kamu kaynaklarından özel elektrik şirketlerine milyarca lira ödendi.

ELEKTRİK VE DOĞALGAZ FİYAT ARTIŞLARI

Bağımsız Düzenleyici Kuruluş olarak tanıtılarak kurulan Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK), iktidarın emrinde, enerji piyasasını özel şirketler adına düzenleme kurulu olarak çalışıyor. Alınan tüm kararlarda yurttaşların ve toplumun değil, özel şirketlerin çıkarları gözetiliyor. Tarifeler elektrik ve gaz şirketlerinin çıkarlarını azamileştirmek için değiştiriliyor, 2019 Ocak- 2021 Ocak döneminde tüm abone grupları için elektrik fiyatları yüzde 48,4-51,3 oranında artmıştır. Bu dönemde BOTAŞ doğalgaz satış fiyatları, konutlar ve küçük sanayi için yüzde 42 arttı. Büyük sanayi için fiyat artış oranı yüzde 4,4 olurken elektrik üreticilerine satış fiyatları yüzde 8,8 düşürüldü. Yapılan zamlara karşın, doğal gazda izlenen fiyat politikası ile tüm tüketicilere yönelik fiyat desteği sağlanırken, kamu desteğinden en çok yararlananlar doğal gaz yakıtlı santral sahipleri ve büyük sanayiciler oldu.

2019 Ocak- Ocak 2021 döneminde resmi enflasyon yüzde 26,8. Konutlarda elektrik fiyat artışı resmi enflasyondan yüzde 80,5, Ankara ve İstanbul’da doğal gaz yüzde 43,3-58,9 oranında daha yüksek. Salgından ötürü işten çıkarılan veya çok düşük ödeneklerle yaşamlarını sürdürmeye çalışan milyonlarca emekçinin, işyerleri kapatılan on binlerce esnafın borçlarını ödeyemedikleri için gaz ve elektrikleri kesildi, kesilecek. (Tablo)

enerji-tuketimimiz-disa-bagimli-834221-1.

Bugün için elektrikte bir arz eksiği yoktur. Ancak sürekli zamlanarak artan elektrik ve doğalgaz fiyatları, doğalgaz ve elektrik faturalarını ödeyemeyen ve sayıları milyonlarla ölçülen yurttaşlar, kamu kaynaklarından özel elektrik üretim ve dağıtım şirketlerine aktarılan milyarlarca TL, bankalara kredi borçlarını ödemeyen ve ödeyemeyen enerji şirketleri, ülkenin enerjide dışa bağımlılığını artıracak ve çevresel felaketlere neden olabilecek nükleer santral projeleri ve bütün bu gelişmeler karşısında tek görevinin, özel şirketlerin çıkarlarını savunmak ve geliştirmek olduğuna inanan ve toplum lehine tek bir adım atmayan bir enerji yönetimi vardır.

Türkiye gibi, her yedi-sekiz senede bir ciddi ekonomik krizle karşı karşıya kalan kırılgan bir ekonomide:

♦ Yeterli hesap yapmadan elektrik fiyatlarının hep yüksek kalacağına, TL’nin yabancı paralar karşısında hiç değer yitirmeyeceğine inanan yatırımcılar,

♦ Kredi isteyen yatırımcının yatırım yapacağı santralla ilgili bilgi, denetim ve yönetim kapasitesini araştırmaya, yatırımın fizibilitesini incelemeye ihtiyaç duymadan “biz teminatları sağlam alalım gerisini boş ver” deyip kredi veren bankalar,

♦ Planlama disiplinini yok sayarak, ihtiyaç olup olmadığına, dışa bağımlılığı artırıp artırmadığına bakmadan bütün yatırım başvurularına lisans veren EPDK,

♦ Elektrik talebinin yüksek oranlarla duraklamaksızın sürekli artacağını varsayan ve sürece toplum yararına müdahil olmak gibi bir fikri, aklı olmayan ve görev ve işlevini yalnızca özel şirketler lehine kararlar alma ve uygulamalara yönelme olarak algılayan enerji yönetimi, yani bu kesimlerin istisnasız hepsi, kaynak israfından ve ihtiyacın çok üzerinde atıl kapasite yaratılmasından ortak ve zincirleme olarak sorumludur.

DOĞALGAZ ARAMALARI, KARADENİZ DOĞALGAZ KEŞFİ, DOĞU AKDENİZ

TPAO’nun 17 Ekim 2020 tarihli basın açıklaması şöyle:

“TPAO, 21 Ağustos 2020 tarihinde, Batı Karadeniz’de, Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölgesinde yer alan Sakarya Gaz Sahasında büyük bir keşif yaptığını duyurmuştur. Sakarya bloğunda açılan ve keşif yapıldığı duyurulan Tuna-1 kuyusu, Ereğli’nin 175 km kuzeyinde yer almaktadır. Kuyu sondaj operasyonu, en son teknoloji ile donatılmış Fatih Derin Deniz Sondaj Gemisi ile gerçekleştirilmiştir. Kuyunun bulunduğu bölgede su derinliği 2117 metre, son derinlik ise 4775 metredir. Kuyu sondajının tamamlanmasını müteakip, rezerv miktarı, eklenen 85 Milyar metreküp ile toplam 405 Milyar metreküp olarak saptanmıştır.”
Siyasi iktidarın, gündemi değiştirmek için, keşifle ilgili olarak yaptığı, “Ülkenin kaderini değiştirecek, enerjide dışa bağımlılığı sona erdirecek” vb. abartılı propagandaları bir yana, yapılan gaz keşfi önemlidir. Rezerv olarak bildirilen rakam sadece bir tahmindir. Rezerv rakamı uzun süre alan, yeni sondajlar gerektiren ve yüksek maliyetli yoğun çalışmalar sonucu belirlenebilir. Keşfin yapıldığı bölgede su ve sondaj derinlikleri fazladır. Bölgede, daha önce de diğer ülkelerce gaz keşfi yapılan sahalar çeşitli kısıtlar nedeniyle devreye alınamamıştır. Bu nedenle, bulunan gazın çıkarılması için bölge ülkeleri ve bu tür derin deniz sondajlarında teknolojik bilgi birikimi olan kuruluşlar arasında işbirliği tesis edilmesi gerekir. TPAO ve BOTAŞ Varlık Fonu kapsamından çıkarılarak güçlü bir kamu kuruluşu olarak birleştirilmeli, Sakarya doğal gaz sahasında üretim için gerekli makina ve ekipmanın azami ölçüde yurt içinde temini öngörülmelidir.

Batmaz bir uçak gemisi hüviyetinde olan Kıbrıs’ın da bulunduğu Doğu Akdeniz; jeostratejik önemin yanı sıra şimdi sahip olduğu hidrokarbon kaynakları ile yalnızca bölge ülkelerinin değil, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya vb. emperyalist ülke ve NATO, AB vb. kurumların, uluslararası petrol ve gaz tekellerinin yanı sıra, emperyal amaçlarla hareket eden Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin de ilgi odağındadır.

2000’li yıllardan başlayarak Mısır, Güney Kıbrıs ve İsrail, tek taraflı kararlarla Doğu Akdeniz’de egemenlik alanları tesis etmeye yöneldiler. Bu dönemde, siyasi iktidar, çeşitli kesimlerin “Tek yanlı girişimlere” net bir şekilde karşı çıkma, kendi “Münhasır Ekonomik Bölge ve Kıta Sahanlığı haklarını beyan ve tescil etme” çağrılarını dikkate almamıştır. Zamanında yapılmayan siyasi ve diplomatik çalışmalar yerine son yıllarda Kuzey Kıbrıs’ın sahaları ile, bazıları ise Güney Kıbrıs’ın da, hak iddia ettiği çakışan sahalarda TPAO’ya verilen sondaj ruhsatları ve TPAO sismik araştırma gemileri ve sondaj gemilerinin bu bölgelerde savaş gemileri desteğinde yaptığı çalışmalar nedeniyle, Güney Kıbrıs, Yunanistan, Fransa ve bazı AB ülkeleri koro halinde Türkiye’ye yönelik bir salvo ateşine geçtiler.


Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynakları, uluslararası petrol ve gaz tekellerinin kârlarını arttırmak için değil, kıyıdaş olmayan Fransa, İtalya, ABD, İngiltere vb, ülkeler için değil, Doğu Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerin, Türkiye, Suriye, Lübnan, İsrail, Filistin, Mısır, Libya, Yunanistan, Kuzey Kıbrıs ve Güney Kıbrıs halklarının ihtiyaç ve çıkarları için değerlendirilmelidir. Savaş gemileri eşliğinde denizlerde arama ve sondaj çalışmaları hiçbir koşulda sürdürülemez. Bu ülkelerle önkoşulsuz görüşme masasına oturmalı ve NATO’nun, AB’nin, ABD’nin, İngiltere’nin, Fransa’nın, İtalya’nın, Rusya Federasyonunun, Çin Halk Cumhuriyetinin müdahalelerine imkân vermeden görüşmeler yoluyla barışçı çözümler bulmalıdır. Türkiye bu alanda uzman kadroları eliyle sözü edilen ülkelere yönelik yoğun bir diplomatik saha çalışmasına yönelmelidir.

Son yıllarda “Mavi Vatan” fikriyatını siyasi iktidarın genişlemeci emellerine alet ederek destekleyen, özünde NATO’cu asker sivil grubun çığırtkanlıkları ile yüksekten konuşan iktidar, AB’nin restine karşılık verememiş ve Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerini askıya almıştır.

“Şirketler hangi destek mekanizması ile kamudan ne kadar maddi destek aldıklarını bildirmemektedir. Bu nedenle, ödemelerle ilgili rakamların bazıları, araştırmacılar tarafından belirli kabullerle hesaplanmıştır. Ancak adı geçen şirketlerin kendilerine yapılan ödemelere dair bilgileri ve doğrulayan belgeleri BirGün’e göndermeleri halinde, kamuoyu ile paylaşılacaktır.”

Yarın: Elektrikte masalın aslı

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol