CHP Lideri Özel, AKP ve MHP’nin, “Bir racon devleti” inşa ettiğini belirtti. Erdoğan görüşmesine gelen eleştirilerine yanıt veren Özel, "Tek başına karar vermiyorum. Beni kandıramaz" diye konuştu. Özel, Yargıtay’a yapılan atama için ise "Normalleşmeye uygun değil" dedi.

Erdoğan beni kandıramaz
Fotoğraflar: BirGün

Mustafa BİLDİRCİN

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, BirGün Gazetesi Yayın Koordinatörü Yaşar Aydın, Ankara Temsilcisi Nurcan Gökdemir ve BirGün Muhabiri Mustafa Bildircin’in sorularını yanıtladı. Özel, AKP ve MHP’nin, “Bir racon devleti” inşa ettiğini belirterek, Bu çetenin her zaman hamisi Süleyman Soylu olmuş” dedi. CHP Lideri, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesinden Anayasa tartışmalarına, “Normalleşme” meselelerinden Yargıtay ve Emniyet’te yaşananlara kadar birçok konuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Seçim başarısının tesadüf olmadığını belirten Özel, “Son anketler 19 Mart'ta yapıldı. Seçime doğru anketler hep iyiye gitti” diye konuştu. 31 Mart seçim başarısının ardından sonuçlara yönelik detaylı çalışmaların yapıldığını kaydeden Özel, şunları söyledi:

“Seçim sürecinde her anket bir öncekinden iyi geldi. Kilis'te yaptırdığımız anket sonucuna göre AKP ve MHP seçmeninden oy alabildiğimizi gördük. Arkadaşlarımız, Kilis'te seçimi kazanacağımıza ihtimal vermediği için ‘MHP'den korkan AK Parti'ye, AK Parti'den çekinen MHP'ye veriyor. Siz CHP'lileri ikna etseniz bu seçim alınıyor’ dedi. Bu genç avukat arkadaş kazanacak dedim. Ve Kilis'i kazandık.

Manisa'da da son 15 gün, ‘CHP kazanılabiliyor algısı halkın arasına yerleşti. Özellikle merkez sağın çok kuvvetli olduğu yerlerde Aydın'da, Denizli'de, Manisa'da, Bursa'da, Antalya'da insanlar CHP’nin kazanabileceğine inandı.”

‘CAM TAVANI KIRDIK’

31 Mart’ta elde edilen seçim başarısının kalıcı olması için çalıştıklarını belirten Özel, nisan ayında yapılan ve “Bu pazar seçim olsa oyunuzu kime verirsiniz?” sorusu sorulan anketlerden CHP'nin birinci parti olarak çıktığını ifade etti.

‘DOĞRU STRATEJİ BELİRLEDİK’

CHP’nin yüzde 25’lik cam tavanı kırdığı vurgulayan Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Seçim sonucuyla ilgili çok yönlü değerlendirmeler yaptık. Başarıyı yek bir şeye bağlamıyoruz. Bir kere doğru adaylar belirledik. Çok anket yaptık. Toplam 350 bin anket yaptık. 255 bin anketle adayları sahada takip ettik. Yani doğru bir strateji belirledik. Toplam 20 firma ile başladı, finale kalan dört firmadan birinin iletişim kampanyasını seçtik. Seçimlerdeki, ‘İşimiz gücümüz’ kampanyasını, müziğinden sözlerine kadar biz belirledik. Kampanyayı ne siyaset bilmeyen bir reklamcıya bıraktık ne de sadece siyasetçi aklıyla yaptık, doğru bir denge tutturduk.”

Seçim kampanyası sürecinde kimseyle kavga edilmediğini ifade eden Özel, “Erdoğan’ın söylediği hiçbir şeye cevap vermedik, kendi gündemimizle ilerledik. Başka partiler de bize sert saldırılarda bulundular. Onların da gündemine dönmedik” dedi.

31 Mart’ta partiler arasında sağlanamayan ittifaka yönelik de değerlendirmelerde bulunan Özel, “İlk başta ittifak yapabilmek için gayret gösterdik. Ama olmayınca kendi ittifakımızı sağladık. Ve o ciddi şekilde tuttu. Özellikle Ege'deki ve Trakya'daki İYİ Parti seçmeni neredeyse ve büyük şehirlerde tamamen yakınımıza geldiler” ifadelerini kullandı.

‘AKP KÖTÜ KAMPANYA YAPTI’

Özel, AKP’nin kötü bir strateji ve kötü bir kampanya yürüttüğünü belirterek, “Mesela AK Parti'nin seçim şarkısını bir hatırlayan yok. Ben AK Parti milletvekillerini soruyorum. Bilmiyorlar” yorumunu yaptı. Özel 31 Mart’taki seçim başarısının nedenini ise “Bu seçimde oylarını artıran ve çok büyük başarı gösteren tek parti, değişimin olduğu parti. Değişmeyenler kaybetti, değişenler kazandı” ifadeleriyle özetledi. CHP Lideri Özel, Balıkesir’de İYİ Parti’nin adayının güçlü bir aday olduğunu anımsatarak, “Ama kaybettirmek isteyene seçmen kaybettirdi” dedi.

ERDOĞAN İLE GÖRÜŞME

CHP Genel Başkanı Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile gerçekleştirdiği görüşmeye yönelik eleştirileri ise şu sözlerle yanıtladı:

“2024 yılında siyasetçilerin el sıkışmaması diye bir şey söz konusu olamaz. 1977-80 arası Ecevit de Demirel ile el sıkışmadı, darbe geldi. Siyasetçiler el sıkışmıyorsa, başkaları elini ovuşturur. Bu illa darbe olmaz, başka bir şey olur. Yani işte bir cemaat yükselir falan. Siyasi kanalları tıkarsan bu ülkede yetişen çocuklara ve senin davranışlarından feyz alan herkese yanlış bir mesaj verirsin. Sonra neden bu kadar çok kadın cinayeti var? Neden iki komşu birbirini dövdü? Taraftar grupları niye kavga ediyor?

Seçmenin net bir mesajı var. Seçmen diyor ki enflasyondan konuşalım, emeklilerin sorunlarından, ataması yapılmayan öğretmenlerden konuşalım. Konuşacağım, kavga etmeyeceğim. İstedikleri kadar zorlasınlar, suni kavgalar etmeyeceğim. Seçmen, uzlaşmacı bir anlayışı ödüllendiriyor. Seçmenden oy alırken de demişim ki erken seçim demeyeceğim. Seçmen bir sarı kart gösterdi. Ve bu sarı kartla, seçmenden aldığımız güçle, onların sesini duyuracağız.

Partili bir Cumhurbaşkanı olduğu için Cumhurbaşkanı gelince ayağa kalmamaya devam edeceğiz. Ama esnaf bana, ‘Cumhurbaşkanı gelince niye ayağa kalmıyorsunuz?’ diye soruyor. Yani bizim gibi bakmıyorlar meseleye. Bana bir tane, ‘İyi yaptınız’ diyen yok. Bizim partililer diyor yalnızca. Einstein'ın dediği gibi, hep aynı şeyi yapıp aynı sonucu alıp şaşırmamak lazım. Kontrollü bir şekilde deniyoruz.

Bize halen, ‘Ya Erdoğan sizi kandırırsa’ diyorlar. Ya neyini kandıracak Erdoğan benim? Tek başıma karar vermiyorum ki ben. MYK ve, PM var, Meclis grubumuz var. Dijital katılımla üyelerimize sorabiliriz. Tek başına karar vermeyen birini nasıl kandıracak?"

CHP’nin sokaktan çekilmeden siyaset yapacağının altını çizen Özel, şunları kaydetti:

“Emekli mitingi, atanmayan öğretmen mitingi yapıyoruz. Daha büyük mitingler de yapacağız. Yani sokaktan çekilmeden bir siyaset yapacağız. 28 Şubat'ta, Gezi meselesinde çok ciddi taleplerim ve umutlarım var. O işi de bir an önce çözmem lazım. Bütün aileler bizden bunu bekliyorlar. Diyaloğun bir de stratejik tarafı car. Türkiye'de çok katı olan seçmen yirmi, otuz yılda bir jelleşiyor. Taraflar arası geçişler başlıyor. 31 Mart’ta o katı seçmen havuzunda bir miktar akışkanlık başladığı görüldü. Bunları tekrar sertleştirmenin bize faydası yok.”

ANAYASA GÖRÜŞMELERİ

CHP Lideri Özel, Anayasa tartışması, Ankara Emniyeti’nde yaşananlar, Ayhan Bora Kaplan ve Sinan Ateş meselelerine yönelik ise şu değerlendirmelerde bulundu: Halk kapıların tamamen kapalı olmasını hiçbir zaman kabul etmiyor. Ama Anayasa gündeminde şerhimizi koyduk. Mevcut Anayasa’ya tam uyum isteriz. Birinci şartımız bu. Ama yapar mı? Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan atamada da gördük ki yapamaz. Anayasa Mahkemesi kararına uymayan dairenin başkanını Yargıtay başsavcısı yapan biri mevcut Anayasa’ya uymaz. ‘Temkinli iyimserliğiniz sürüyor mu’ diye soruyorsunuz. Daha temkinli bir iyimserlik içindeyim artık, dünkü atamadan sonra. Tek başına normalleşmenin siyasetini yapmakla ülke normalleşmez. Normalleşirsen normalleşir. Normalleşme deyip, en sert tercihlerde bulunursan, bunun neresi normalleşme, demeye başlar insanlar.”

RACON DEVLETİ

Ankara’da son üç günde yaşananlara baktığımızda çıkar ilişkileri var. Çok asimetrik güçler var. Ama benim gördüğüm şu. Bu kadar şeyin içinde en az masum olan Süleyman Soylu. Çünkü Süleyman Soylu'yla Ayhan Bora Kaplan'ın hikayeleri TRT'nin önünde dağıtılan silahlarla başlıyor. Ayhan Bora Kaplan ve ekibini Süleyman Soylu’nun, alternatif bir milis güç olarak yedekte tuttuğu belli. Onları kayırdığı, kolladığı belli. Kaplan kaçak CD’cilikten torbacıbaşı oluyor. Ve bu süreçlerde 15 Temmuz akşamı Soylu ile buluşuyor.

Daha bütün suçlar ortaya dökülmedi. Mesela yetiştirme yurtlarındaki kız çocuklarının çirkin ağlara düşürülmesi. Bu çetenin her zaman hamisi Süleyman Soylu olmuş. Şimdi burada Süleyman Soylu'ya MHP'nin geçmişte verdiği destek bu meselenin tüm yönleriyle ortaya çıkmasının önünde, sonuna kadar gidilmesinde bir engel, bir takoz.

HEPSİ SUÇLU, REJİM SUÇLU

Diğer yanında da Sinan Ateş cinayeti var. Ankara'da şu suçluyu arıyorlar. Ülkü Ocakları önündeki aracın fotoğrafını kim servis etti? Süleyman Soylu ortalık karışsın, kendine uzanmasın diye mi etti? Hatta Süleyman Soylu ettirdi, suçu Ali Yerlikaya mı yıktı? Ali Yerlikaya mı etti, MHP ile AK Parti'nin arasını bozmaya çalıştı? O fotoğrafın ortaya çıkması suç değil. İddianameye girmemesi suç. Ama öyle bir düzleme gelmiş ki memleket. Büyük bir karanlığın içinde herkes. Birbirini suçluyor ama esas topyekun hepsi birden suçlu. Bu rejim suçlu, sistem suçlu yani.

KARAGÖZ GÖRÜŞMESİ

Kamuoyu kırgın değil, daha doğrusu bu konuda Twitter başka bir şey konuşuyor, sokak başka bir şey konuşuyor. Ben geçen hafta Afyon, Eskişehir, Kütahya, Manisa ve Soma'da binlerce seçmenle görüştüm. Her türlüsüyle. Bir kişi de demedi ki ‘fotoğraf’, ikinci bir kişi de demedi ki ‘Arapça tabela’. Sokakta böyle bir tansiyon varsa ben hiçbir şey bilmiyorum. Twitter’daki arkadaşları da anlıyorum, hak da veriyorum. Ama sokağın nabzı değil. Yani kamuoyu o değil. Twitter kamuoyu başka. Sanal kamuoyunun kırılganlıklarını anlıyorum. Ama ben sokaktaki gerçek kişilerin durumunu, kafasını önemsiyorum. Bu bir.

İkincisi Özgür Özel'i tanıyan herkes bilir ki yayınına katıldığı bir gazeteci ile karşılaştığında selamlaşmamak, randevu istediğinde vermemek, hele hele de davetiye verdiğinde almamak Özgür Özel’i yani kendimi inkar etmek olur. Bu 31 Mart'tan önce de böyleydi, Grup Başkan Vekili olmadan önce de böyleydi, siyasetten önce de böyleydi.

Mahalleler kavgası var. Özgür Özel bizim mahallenin gladyatörü karşı mahalleden biri gelince kafasını kesmesi lazım. Böyle bir anlayış yok. Kapıma gelmiş, randevu da yok. Yani burada randevu da vermemişiz ki istese verilirdi. Bir buçuk saat beklemiş. Gelmiş davetiye vermiş gitmiş. Bu konuda hiçbir pişmanlığım yok.

ARAPÇA TABELA

Arapça tabela meselesinde lehte aleyhte bütün beyanlarımı tekrar ederim. Ben Arapça kutsaldır, Kur'an dilidir demiyorum. Daha doğrusu Kur'an'dan dolayı Arapça'ya saygı gösterilmesini istemiyorum. Ama diyorum ki Manisa'nın Acarlar köyünde önümden yürüyen bir yaşlı amca gözümün önüne gelir. Diyanet’in takvim yaprağını yerde bulursa öpüp kalp hizasından yukarı bir yere koyar.

Anadolu insanı bu hürmeti gösteriyor. Ben de Belediye Başkanıma diyorum ki “Arapça tabela yırtarak kaldırılmasın, kanunlara uygun tebligat yapılsın, küçülecekse küçülsün”. Fransızca’ya, İngilizce’ye saygı gösterip, Arapça’ya göstermemek bir ayrım. Yırtma görüntüsü partiye mal oluyor,  o yazıya bir kutsiyet atfeden seçmenin gönlünde büyük bir travma yaratıyor. 6 milyon Arap asıllı insan yaşıyor. Şanlıurfa'da, Mardin'de, Hatay'da inanılmaz yoğunlukta, bunlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Yani Suriye'den bahsetmiyorum. Türkiye Cumhuriyeti'nde doğmuş, büyümüş, komşumuz, canımız, ciğerimiz, onların da ana dili Arapça. Onlara da bir hürmetsizlik ve saygısızlık olur aksi bir tutum.

YİNE LİNÇ GELECEK

Bu röportajdan sonra bir 48 saat daha linç gelecek. Ben bu soruyu ‘O konu geride kaldı’ diyerek geçmiyorum yani. Göçmenler konusundaki tutumumuzda en ufak bir farklılık yok. Ben Suriye'yle barışı savunuyorum. Esad'la diyalog diyorum. Komşuda iç savaş kışkırtıcılığını göçmen yaratan bir politika olarak görüyorum ve hatalı buluyorum. Biz Suriye'nin de normalleşmesini, barışa kavuşmasını istiyoruz.

Türkiye'nin geri dönüşü teşvik paketini hazırlaması lazım. Hiçbir zaman göçmen karşıtı olamam. Sol, sosyal demokrat bir görüşe sahip bir siyasetçi olarak göçmen yaratan politikaların, politikacıların karşısındayım.”