Erdoğan: Bu ülkede imam hatiplilerin ayağına zincirler vuruldu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Önder İmam Hatip Gençlik toplantısında konuştu.
Son dönemlerde cinsel saldırı haberleriyle ülke gündeminde geniş yer kaplayan İmam Hatiplerle ilgili konuşan Erdoğan, "İmam hatiplilerin ayağına zincirler vuruldu" dedi.
Erdoğan'ın konuşmasından satırbaşları şöyle:
Sizler gibi, evlatları, eşleri, anne babaları gibi ben de bir imam hatipliyim. Hamdolsun, bir ayrımcılık olsun diye söylemiyorum ama bir tercih olarak söylüyorum, dört çocuğumun dördü de imam hatipli... Sizler, yani bir mensubu olmaktan şeref duyduğum imam hatipliler, son dinin ve son peygamberin günümüzdeki hizmetkarları olarak rahmetli Akif Ersoy’un özlemini çektiği Asım’ın nesli olan, üstat Necip Fazıl’ın zaman bana aittir dediği gençler olarak, unutmayın sadece bu milletin değil, tüm ümmetin de umudusunuz.
Açık söylüyorum, bu bilince sahip olmayan imam hatiplinin sıradan bir diploma sahibi olmasının ötesinde anlamı yoktur. Eğer imam hatipliyim diyorsanız, hayatınızın sonuna kadar gururla, şerefle, ama bir o kadar da sorumlulukla taşıyacağınız bir görev üstlenmişsiniz demektir. Bizler imam hatipte okumanın fikir ve gönül dünyamıza neler kattığını çok iyi biliyoruz. Bu hazineden istifade edemeyenler yok mu, elbette var. Deryayı bilmeyenlerden olmayacağız, deryayı anlayacağız, bileceğiz. Bizde en önemli hareket noktasının ne olduğunu gayet iyi biliyorsunuz. Şu manzara, hamdolsun, siyasetten bürokrasiye, her alanda fikir ve gönül dünyasına sahip olanların ezici bir çoğunluğa sahip olduğunu gösteriyor.
Biliyorsunuz, Türkiye’de bir dönem inancından, tarihinden, kültüründen uzak bir nesil yetiştirme projesi uygulandı. Bunun için eğitim sistemimiz alt üst edildi. Bunun çilesini sizler çok çektiniz. Medyadan spora kadar her alanda bilinçli çalışmalar yürütüldü. Her biri utanç verici nice haksızlıklar, hukuksuzluklar yapıldı. İmam hatiplilerin ayak bilgilerine zincirler takıldı, zihnine zincirler takıldı. Katsayı uygulaması dediler, önünü kestiler. Bilmiyorlardı ki milletin bağrında yetişen bu tohumların boy vermesinin önüne geçilemez.
Nitekim milletimiz eline geçen her fırsatta bu okula destek oldu. İmam hatipleri adeta küllerinden yeniden inşa etti. Kapısına kilit vurulmak, öğrencilerinin geleceği karartılmak istenen bu ülkeye cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, milletvekili, bürokrat yetiştiren seçkin eğitim kurumlarına dönüştü. Daha yakın zamanda, 28 Şubat döneminde boğulmak istenen öğrenci sayıları 600 binden 60 bine indirilen imam hatip nesli günümüzde kolejlerle yarışıyor.
Dün Hırvatistan’daydım, bir önceki gün Azerbaycan’daydım. Dün orada İslam’ın resmi din olarak kabulunun 100. yıl dönümü törenine katıldım. Rahmetli Özal’dan sonra oraya giden ilk Türk devlet adamıyım. Hırvatistan’da toplam Müslüman sayısı 60 bin. Çok duygulu bir toplantı oldu. Hepsi dertli. Onlarla orada Cumhurbaşkanı olarak benim yanımda sadece Bosna-Hersek konsey başkanı vardı. Birer konuşma yaptım. Tabii, gündem ağırlıklı olarak terör. Gençler dünyada bütün oyunlar halkı Müslüman olan ülkelerde oynanıyor. Bakıyorsunuz, Allah-u Ekber diyerek öldüren Müslüman. Aynı şekilde Allah-u Ekber diyerek ölen de Müslüman. İstisnalar hariç. Cnalı bomba eyleminde kendini patlatan sözde Müslüman, o patlamada ölenler yine Müslüman. Bu yürek paralayıcı manzara bize şu üç önemli tehlike, fitneye karşı dikkatli olmamız gerektiğini gösteriyor. Bildiğiniz gibi şu anda İslam İşbirliği Teşkilatının dönem başkanıyız.
Oradaki konuşmamda da söylemiştim. 3 fitne. Bir, mezhepçilik. Bu fitne İslam dünyasının içinde bizi ciddi manada yaralıyor. Kardeşlerim, bakınız, Şia mezhep olmaktan çıkmış adeta din gibi değerlendiriliyor. Aynı şekilde Sünnilik bazı yerlerde adeta din gibi değerlendiriliyor. Kardeşlerim, samimi Sünni bir Müslüman asla Sünniliği bir din olarak görmez. Ama inanıyorum ki samimi bir Şii Müslüman da Şii’liği din olarak görmez. Bu çatışma niye. Bu çarpışma niye? Bizim bu mezheplerin üstünde bir dinimiz var. İslam’dan başka bir şey tanımıyoruz.
Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak Hz. Muhammed’in kulu olduğunu kabul etmek bizim imanımızın gereğidir. Bizim Şiilik diye bir dinimiz var mı, Sünnilik, şu cemaat bu tarikat diye bir dinimiz var mı? Bu kinin, öfkenin sebebi ne? Niçin, mezhep aidiyetimiz Müslüman kimliğimizin önüne geçiyor? Bunu iyi düşünmemiz lazım.
İkinci fitne, ırkçılık, kavimiyecilik. Hz. Adem ile Hz. Havva’dan geldiğine inanarak iman etmek mecburiyetindeyiz. Efendimizin özellikle yasakladığı ırkçılık fitnesinin aradan geçen uzun asırlara rağmen etkili olduğunu görüyoruz. İnsanları tenlerinin renkleri, yaşadıkları bölge gibi sebeplerle ayrımcılığa maruz bırakan herkes bu illetten muzdarip demektir. Sevgili gençler, ne Arap’ın ne Arap olmayanın Arap olana üstünlüğü yoktur.
Üçüncü fitne İslam ve terör kavramlarının yan yana kullanılabiliyor olması bile Müslümanlar için utanç sebebidir. IŞİD, El Kaide, Boko Haram, Eş Şebab gibi taşeronlar Müslümanların sıkıntılarını istismar ederek İslam’a karşı yürütülen kampanyalara fırsat veriyorlar. PKK, PYD bunların İslam’la yakından uzaktan alakası yoktur. Müslümanın Müslümana kanı, canı, malı, namusu haramdır. Tabii, Diyanet’in de bu yılki Kutlu Doğum Haftasında teması vahdet ve tevhiddi.
Hepiniz toptan sımsıkı Allah’ın ipine sarılın, ayrılığa düşmeyin. Bunu yapıyor muyuz? Ne yazık ki yapamıyoruz. Zaten bunu yaptığımız gün iş bitti. Peki biz birbirimizi niçin seveceğiz? Ancak müminler kardeştir. Biz kardeşiz ya. Ve vahdet anlayışımızı bu emirler çerçevesinde yürütmeye mecburuz. Terör fitnesinin üstesinden ancak Müslümanlar olarak bu ilkeler çerçevesinde hareket ederek ortak tavır almayı başarabildiğimiz gün neticeyi alırız. Müslümanlar yeniden onurlarını yükseltmek istiyorsa bu üç fitneyi bertaraf etmek mecburiyetindedir. Dinin sahibi Allah’tır. Biz Müslümanlara düşen geleceğimize sahip çıkmaktır.
İİT’da iş birliğini başarmaya çalışacğaız. Gençler, Müslümanlar olarak dünyada hak ettiğimiz yere gelebilmek için dinimizi onunla birlikte tarihimizi iyi öğrenmeliyiz. Açık konuşuyourm. Osmanlı’nın son dönemlerinde ülkenin en önemli bilim ve irfam kaynakları olan medreselerin yozlaşması büyük sıkıntıya yola açmıştır. Cumhuriyetle birlikte bunların kaldırılması büyük bir kayba ve boşluğa sebep olmuştur. İmam hatipler, ilahiyat fakülteleri çok önemli yer alıyorlar. Bu kurumların medrese geleneğinin bilgi birikime henüz ulaşamadı.
Son birkaç yüzyıl dünyaya hakim olan düzen artık çatırdamaktadır. Yaşanan sancılar, üst üste gelen krizler yeni bir değişim dalgasının habercisidir. Bu süreci çok iyi değerlendirmeliyiz. İslam dünyasının umudu Türkiye’dir, bu böyle biline. Türkiye’nin umudu da sizlersiniz. Bunun büyük bir sorumluluk olduğunu biliyorum, bu kaçışı telafi olmayan bir görevdir. Ne diyor şair? “Sakın kader deme, kaderin üstünde bir kader vardır, ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardır.” Ben imam hatiplilere Türkiye ile birlikte tüm ümmetin hatta tüm insanlığın geleceğini inşa etme vazifesinin verileceğine inanıyorum. Her kardeşimden bu şuurla çalışmasını, mücadele etmesini bekliyorum.
Canlı yayın:


