Erdoğan'ın şikayet dilekçesindeki çelişki: Sır devletin mi, Erdoğan'ın mı?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, MİT TIR'larında silah taşındığına dair görüntüleri yayımlayan Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar hakkında yaptığı şikayet dilekçesinde önemli bir açık olduğu ortaya çıktı. Şikayet dilekçesini değerlendiren Cumhuriyet gazetesi İcra Kurulu Başkanı Avukat Akın Atalay, yasal çelişkilere dikkat çekerek, "[Dilekçede] gerçekte devletin değil de Tayyip Erdoğan'ın zarar gördüğü, açıklanan sırrın devletin (MİT'in) değil, Erdoğan'ın sırrı olduğu şeklinde yorumlanabilir" dedi.
Erdoğan'ın konuyu şahsi meselesi haline dönüştürdüğünü ima eden Atalay, "Cumhurbaşkanı eğer Anayasayı tümüyle bekleme odasına (askıya) almamışsa, Anayasanın 125. md göre idarenin bütün işlem ve eylemleri yargı denetimine tabidir" diye konuştu.
Görüntülerin yayınlanmasının ardından jet hızıyla harekete geçen savcılık Can Dündar hakkında 'casusluk' gerekçesiyle soruşturma başlatmış, habere de yayın yasağı gelmişti. Erdoğan da önce 'sorumluların bedelini ödeyeceğini' belirtmiş, ardından da TRT canlı yayınında "Bu haberi yapan kişi bunun bedelini ağır ödeyecek öyle bırakmam onu" demişti. Can Dündar bu tehdide köşesinden meydan okumuş ve "Devlet memuru değil, gazeteciyiz" demişti.
Dün Dündar hakkında bireysel suç duyurusunda bulunan Erdoğan, ünlü gazetecinin biri ağır iki kez müebbet ve 42 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etmişti.
İDDİANIN MUHATABI CUMHURBAŞKANLIĞI DEĞİL, BAŞBAKANLIK
Twitter hesabından konuya dair açıklamalarda bulunan Akın Atalay, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın suç duyurusunda bulunmadığına, ancak 'şikayetçi' olduğuna dikkat çekti. Atalay, "İkisi arasındaki fark, şikayetçi olmak için suçtan doğrudan zarar görmek gerekir. Suç duyurusunda bulunmak için böyle bir şart gerekmez. İkinci olarak, Cumhurbaşkanı dilekçesinde, 'özel hukuktan doğan haklarımı saklı tutuyorum' demiş. Devlet aleyhine işlenen suçlarda, suçtan zarar görenin kişiler olamayacağı yerleşik bir ceza hukuku ilkesi ve içtihadıdır. MİT TIR'larıyla ilgili haber ve görüntüler nedeniyle bir zarar ve ihlal iddiasının muhatabı ne Cumhurbaşkanı, ne de Cumhurbaşkanlığı makamı olamaz" diye yazdı.
Buna gerekçe olarak da MİT'in doğrudan Başbakanlığa bağlı bir kurum olmasına dikkat çeken Atalay, "Bu açık, yasal duruma karşın şahıs (kişi) olarak suçtan zarar gördüğü iddiasıyla şikayetçi olması ve hatta özel hukuktan doğan haklarını saklı tuttuğunu söylemesinin ne anlamı olabilir, nasıl izah edilebilir? Zarara ve ihlale neden olduğu ileri sürülen haber ve görüntülerden, gerçekte devletin değil de Tayyip Erdoğan'ın zarar gördüğü, açıklanan sırrın devletin (MİT'in) değil, Erdoğan'ın sırrı olduğu şeklinde yorumlanabilir" dedi.
Anayasanın 125'inci maddesine göre idarenin bütün işlem ve eylemlerinin yargı denetimine tabi olduğunu belirten Atalay, bunun tek istisnasını aynı maddede yazıldığı gibi Cumhurbaşkanı'nın tek başına yaptığı işlemler ile YAŞ kararları olduğunu vurguladı.
Erdoğan 'bırakmam onu' demişti: Can Dündar için iki kez müebbet istendi
Erdoğan'ın Cumhuriyet ve Can Dündar öfkesi dinmiyor, bireysel suç duyurusunda bulundu
Can Dündar'dan Erdoğan'a: Tehdidi bırak, cevap ver!

SAVCILARA VE HAKİMLERE 'BAŞINIZA GELECEĞİ GÖRÜRSÜNÜZ' MESAJI VERİYOR
Atalay, şu ifadeleri kullandı; "MİT TIR'ları ile malzemelerin gönderilmesi Cumhurbaşkanı'nın tek başına yaptığı bir işlem olmadığına göre (zaten o tarihte kendisi Cumhurbaşkanı da değil), bu eylemin de yargı denetimine tabi olduğu anayasa gereğidir. O halde, sıkça kullanılan 'savcıların MİT TIR'larını arama yetkisi yoktur' argümanı, yasal durum karşısında içi boş, kof bir bilgi ve söylemdir. Cumhurbaşkanı'nın verdiği şikayet dilekçesinin en önemli ve belirgin yönü vermek istediği mesajdır. Bu mesajın ilk muhatabı soruşturmayı yürüten savcılık makamı ile hakimlerdir. Onlara, 'bu işin arkasında ben varım, Can Dündar hakkında en ağır şekilde gereğini yapın derken diğer medya kuruluşlarına da, bu olay hakkında tek satır aleyhe yazı yazarsanız başınıza ne geleceğini görürsünüz' demektedir."
Dilekçesinde Dündar'a 'adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs' suçlamasını yönelten Erdoğan'ın bizzat bu adımıyla adil yargılamayı etkilemesini 'ironi' olarak değerlendiren Akın Atalay, "Cumhurbaşkanı yetkin ceza hukukçularına danışırsa,meğer ki ceza kanununda yer alan bir suç tanımına uyan bir yayın eyleminin sözkonusu olması halinde dahi, eğer yayın basının haber verme hakkı ve çerçevesi içinde kalmışsa (yani haber gerçek ve güncelse, yayınlanmasında toplumun yararı varsa) bu durumda hukuka aykırılık unsuru oluşmadığı, basının haber verme hakkı çerçevesinde hareket edildiğinden kimseye ceza verilemeyeceği ceza kanununun bir başka açık ve emredici hükmüdür. Bu nedenle, demokrasilerde tercih edilen şey devletin ve devlet yetkililerinin, gerçek bilgileri halka ileten basınla uğraşması, onları tehdit etmesi, cezalandırması değil, iş ve eylemlerinde hukuka uygun davranmasıdır. Başta sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere bizim devlet yetkililerimizden de beklediğimiz tavır budur" dedi.


