Erdoğan nasıl bir muhalefet istiyor?
Ömrünü uzatmak isteyen rejim kendine “mâkul muhalefet” arıyor. Sınırlarını iktidarın çizeceği, sokakla bağı kopuk, uzlaşmayı temel alan bu muhalefet etme biçiminin talipleri Erdoğan’a can simidi olmak için yarışıyor.

Mehmet Emin Kurnaz
mehmeteminkurnaz@birgun.netİktidarın, rejimin ömrünü uzatmak adına elindeki en önemli koz muhalefeti dizayn etme yeteneği. Toplumsal desteği belirli bir sınırda sabitlenen iktidar, bunca yoksulluk, adaletsizlik ve hukuksuzluklara rağmen ayakta kalmasını biraz da ‘muhalefet’in kimi aktörlerine borçlu. Zira yakın siyasal tarihin pek çok kırılma anı, Erdoğan’a can simidi olmaya razı siyasal figürlerle dolu.
Karşında istediği gibi konsolide edebileceği bir “muhalefet” görmek isteyen Erdoğan, kendi minderine çektiği her maçı avantajlı hale getirebiliyor. Bunun için şapkadan tavşan çıkarmaya da ihtiyacı yok. En kritik nokta, rakibini kendisinin belirlemesi ve karşısındaki muhalefetin hareket alanının sınırlarını bizzat kendisinin çizmesi. Erdoğan buna ikna ettiği siyasileri de kendisi için bir nimet olarak görüyor.
14 ve 28 Mayıs seçimlerinden önce hakkında montaj videolar yayınlanan, kara propaganda ile yıpratılmak istenen ve “Bay Kemal” lakabı takılan eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da iktidar tarafından bugünlerde özlemle anılıyor. Yandaşların sevgisine karşılıksız kalmayan Kılıçdaroğlu da hükümete yakın gazete ve televizyonlardan onları memnun edecek çıkışlar yapmaktan geri durmuyor. Son olarak bir video ile sahne alan Kılıçdaroğlu, İBB davası ile “çözüm” meselesinde mevcut CHP yönetimini hedef alarak rejimle aynı çizgide olduğunun mesajını çok net ifade etti. Bu çıkış, “kontrollü muhalefet için göreve hazırım” mesajı olarak da okunabilir. Zira Kılıçdaroğlu “kayyum olmayı kabul etmem” demediği gibi son çıkışıyla gideceği yol haritasının da işaretlerini verdi.
NEDEN KILIÇDAROĞLU?
Erdoğan da beklendiği üzere Kılıçdaroğlu’nun açtığı ortayı, “Sayın Kılıçdaroğlu da görüyoruz ki koyunlarında besledikleri yılanlardan rahatsız olmuş ve isyan etmiştir. Demek ki bir rüşvet çarkı var, onu kendisi de kabul ediyor" sözleriyle karşıladı. Düne kadar kendisine “Bay Kemal” lakabı takan Erdoğan’ın, Kılıçdaroğlu için bu kez “sayın” ifadelerini kullanması dikkatlerden kaçmadı.
Kılıçdaroğlu ve onun yörüngesindeki CHP, Erdoğan için bulunmaz bir nimetti. Zaten Erdoğan da 2012 yılında, “Bu beyefendi CHP’nin başında olduğu sürece ben de halimize hamd ediyorum, işimiz kolay” demişti. 2015’deki kritik Haziran seçimlerinden ‘mühürsüz oylar’ın YSK kararıyla geçerli sayıldığı 2017 Referandumu’na, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasına “evet” oyu verilmesinden 2023 seçimleri öncesi kurulan 6’lı Masa’ya dek pek çok kritik gelişme de Kılıçdaroğlu’nun 13 yıllık Genel Başkanlık sürecinde Erdoğan’ın temennisini doğrular nitelikteydi. Ancak Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu ‘sevgisi’nin arka planında ise siyaset yapma biçimi vardı.
Kılıçdaroğlu, Deniz Baykal döneminden miras aldığı CHP’nin siyaset çizgisini bazı tezlerin aksine halktan koparmaya devam etti. Durmadan “Ben” dilini kullanan Kılıçdaroğlu, toplumu tribünlere çekerek onu izleyici pozisyonunda tuttu. En kritik anlarda dahi sokağı kriminalize ederek toplumsal tepkileri soğurdu. “Sandığı bekleyin” mantığı ile devam eden siyaset yapma biçimi partiyi de Salı grup toplantılarına hapsetti. İşlevini giderek yitiren Meclis ve komisyonlara sıkışan parti, hukuksuzluklar karşısında da yüksek mahkemelere başvurmaktan öteye bir aksiyon gösteremedi. Kılıçdaroğlu’nun 13 yıllık Genel Başkanlık süresince dokunulmazlıkların kaldırılmasına verdiği desteğinin ardından yapılan Adalet Yürüyüşü’nü ayrı tutarsak sokak, CHP siyasetinin merkezine hiç uğramadı.
Siyaseti de bürokrat kimliğiyle yapan Kılıçdaroğlu, devlet ve hükümeti keskin çizgilerle birbirinden ayırdı. AKP-MHP iktidarının bir rejim haline geldiğini, devleti de kılcal damalarına dek dönüştürdüğü gerçeğini görmezden geldi. Üstelik Kılıçdaroğlu dün de TGRT Haber’e yaptığı açıklamada, “Terörsüz Türkiye süreci devletin projesidir” diyerek aynı çizgide durduğunu hatırlatmış oldu. Özetle Kılıçdaroğlu, rejimle uzlaşan, sokağın meşruluğunu kriminalize eden, partiyi Meclis’e ve Ankara’ya sıkıştıran, Erdoğan’ın en güçlü olduğu tarzda ve onun minderinde siyaset yapan, tam da Erdoğan’ın aradığı bir muhalefet figürüydü.
ÖZGÜR ÖZEL İLE DERDİ NE?
Özgür Özel yönetiminin başa gelmesiyle birlikte kuşku yok ki CHP’nin sokakla bağı güçlenmeye başladı. 31 Mart seçimlerinin ardından tepki çeken “yumuşama”, “normalleşme” beklentilerinin bugünkü rejimle mümkün olmadığı kısa bir süre sonra anlaşıldı. 19 Mart operasyonlarıyla birlikte Saraçhane’de günlerce davam eden direniş, Maltepe’den Yozgat’a, Bayburt’tan Konya’ya 70’in üzerinde mitingle devam etti. Uzlaşma çağrısına olumlu yanıt alamayan rejim dört koldan CHP’yi kuşatarak onu devamlı savunma pozisyonunda tutmaya çalıştı. Bugün “mutlak butlan” tartışmalarının döndüğü kurultay davası ile İBB İddianamesi’nin ardından tartışılmaya başlayan “CHP’ye kapatma davası” ihtimali partinin başında Demokles’in kılıcı gibi bekletiliyor. Erdoğan başta olmak üzere iktidar blokundan pek çok ismin CHP Lideri’ne defalarca “Ankara’da siyaset yap” çağrısı boşuna değil. Özetle “kontrollü muhalefet olmayı kabul etmezsen ensendeyiz” mesajı veriliyor.
Özel CHP’si, şüphesiz ki önceki yönetime göre daha ileride bir konum alıyor. Ancak mitinglerin de tek başına rejimin baskılarına yanıt üretemeye yetmediği görülüyor. “Tek adam” rejimine karşı mücadelenin tek bir isim ve tek partiyle yürütme çabasının handikapları hissediliyor. 19 Mart’ın en dinamik kazanımı olan toplumsal muhalefetin örgütlenmesi, rejime karşı devam eden irili ufaklı itirazların ortak bir mücadele ve program etrafında birleştirilmesi ise bu iktidarın asla istemeyeceği muhalefet biçimini tarif ediyor.
***
İMRALI’YA SIKIŞAN SİYASET
İktidar, çözüm sürecini aynı zamanda muhalefet blokunu parçalamanın da bir aracı olarak kullanıyor. Son günlerde tüm siyaset İmralı’ya gidilip gidilmemesi konusuna odaklandı. İmralı’ya üye göndermeme kararı alan CHP yönetimi, bizzat Kürt hareketi tarafından da hedefe konuluyor. Düne kadar Kürt sorunun varlığını dahi inkar edenlerin başında bulunduğu bu rejim var oldukça demokratik bir ülkenin inşa edilmesinin mümkün olmadığı gerçeği görmezden geliniyor. Siyasetin odağı da Ortadoğu’daki gelişmeler ile Abdullah Öcalan’a indirgeniyor. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğlulları da "Bu görüşmeler AKP-MHP ile değil, devlet ile yapılan görüşmelerdir" diyerek devlet ve iktidar arasında keski bir hat çekiyor.
***
SAĞ PARTİLER DÜNDEN RAZI
Kılıçdaroğlu CHP’sinin Meclis’e taşıdığı sağ muhalefet için de bir parantez açmak gerekiyor. Bir kısım muhalefetin 1 Ekim’deki Meclis açılışında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile verdiği fotoğraf yeni döneme ilişkin pek çok ipucu ortaya koydu. DEVA ve Gelecek Partisi konuyu günlerce gündemde tutarak CHP’yi hedef aldı. Gerek Babacan gerekse Davutoğlu hemen her açıklamasında Erdoğan’a göz kırptı. “AKP ruhundan hiç kopmadım” diyen Davutoğlu, "Cumhurbaşkanlığı yardımcılığı teklifi gelse kabul eder misiniz?" sorusuna, "Gelin şu devleti restore edelim’ denirse tereddüt etmem" yanıtını verdi. Babacan ise "Bakın benim Tayyip Bey’le ne bir kırgınlığım var ne bir kızgınlığım var. CHP’yle bile oturmuşuz, biz çalışmışız. Her şeyi yapmışız” ifadelerini kullandı. Sokakta oy karşılığı olmayan her iki parti de Meclis’teki temsil sayısı açısından iktidarın kadrajında duruyor.


