Google Play Store
App Store
Erdoğan ne reform yapacak ne de istifa edecek

ROBERT ELLIS

Geçtiğimiz hafta Türkiye’nin Amerika Birleşik Devletleri eski elçileri; Mort Abramovitz ile Eric Edelman, Amerika’nın bilinen gazetelerinden The Washington Post gazetesinden Erdoğan’a “Ya istifa ya reform” çağrısında bulundular. Fakat en iyi onların bilmesi gerektiği gibi Erdoğan ne reform yapacak ne de istifa edecek.

Elçiler, tüm olgulara sahip olsalar da yanlış sonuçlar çıkardılar. Erdoğan normal bir cumhurbaşkanı değildir. İki yıl önce -Erdoğan hala başbakanken- Türk Tabipler Birliği bir basın açıklamasında Erdoğan’ın normalden oldukça sapmış olan ruhsal durumu ve davranış biçimiyle ilgili kaygılarını ifade etmişti. Türk Tabipler Birliği’nin ileri sürdüğü örnekler arasında, 2013’de yaşanan Gezi Parkı ayaklanmasında Erdoğan’ın kullandığı ayrımcı ve kutuplaştırıcı dil ve ayaklanmanın arkasında “Faiz Lobisi” olduğunu iddia etmesi vardı.

Ünlü Türk köşe yazarı Kadri Gürsel, Erdoğan’ın Allah tarafından bir görev için gönderilmiş olduğuna inandığını ve pek çok konuşmasında da Allah’a yardım için yalvarma fırsatını kaçırmadığını söylüyor. Erdoğan’ın paranoya belirtileri sadece Gülenci örgütlerle Pensilvanya imamını baş düşman olarak gösterip terörist ilan etmesinde değil ayrıca kendisini “baş yönetici” ilan etmesinde kendini gösteriyor.

Ekim 2014’de Erdoğan, Kobane’nin IŞİD’e karşı savunulmasıyla ilgili Suriyeli Kürtlerin direnişlerinin arkasında başka bir güç olduğunu iddia etmiş ve geçtiğimiz Kasım ayındaki genel seçimlerden önce uluslararası medya örgütlerinin Türkiye’deki basın özgürlüğü eksikliğiyle ilgili eleştirilerine gazetecileri de terörist ilan ederek cevap vermişti.

Geçtiğimiz yıl hükümet yanlısı bir televizyon kanalında “The Mastermind” adındaki sözde belgeselde “kanıtlarla” Yahudilerin bu işin arkasındaki güç olduğunu söylenmişti.

Amerikalı elçilerin “istifa et” çağrısına Cumhurbaşkanı sözcüsü İbrahim Kalın tweeter hesabından “Türkiye’ye talimat verdiğiniz günler geride kaldı beyler” diye cevap vermişti.

İlginçtir ki, yine aynı İbrahim Kanlı Erdoğan’ın 2012’de İstanbul Forum’da yaptığı başbakanlık açılış konuşmasında da baş danışmandı. Öyle ki o konuşmada da AKP su yüzüne çıkmakta istekli değildi ve bu aslında Türkiye’nin başarısız dış politikasının planıydı.

Dönemin dışişleri bakanı, şimdiki başbakan Ahmet Davutoğlu’nun fikirleriyle uyum içerisinde Batı’nın Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları tartışmalarında söz sahibi olup hegemonya kuramayacağı yeni bir jeopolitik yapı için çağrıda bulunuluyor.

Kalın, Avrupa modeli laik demokrasi, politika ve çoğulculuğun Arap ve Müslüman dünyasında karşılığının olmadığını, bunun yerine yeni “kendi değerlerimiz ve ilkelerimiz temelinde” –İslamcı anlamına gelen- dış politika çağrısında bulunuyor. Yine aynı İbrahim Kanlı bu açıklamasından sonraki Ağustos ayında tweeter hesabından Türkiye’nin yavaş yavaş oluşan yalnızlaşmasına “değerli yalnızlık” demişti.

Aynı zamanda, eski bir AKP savunucusu olan Lübnanlı editör Jihad al-Zein, Erdoğan’ın Gezi Parkı ayaklanmasından sonra oluşan tutumunu Arap ülkelerinin eski usul askeri yönetimlerindeki karşıt görüşlerin tümünün düşman ilan edildiği dönemlere benzetti. Bu düşman tutum, Fetullah Gülencilere uygulanan cadı avlarıyla, Koza İpek Medya Grubu ve Türkiye’nin en büyük gazetelerinden Zaman gazetesini de içinde barındıran Feza Medya Grubu’na el konulmasında rahatça görülmektedir.

AKP hükümetinin politikalarının eski iki elçi tarafından alenen suçlu bulunması oldukça geç kalınmıştır, tıpkı Amerika’nın Türkiye politikalarının uzun süredir göz boyama amacıyla yapıldığı gibi.

Hürriyet gazetesinin genel yayın yönetmeni Sedat Ergin’in de belirttiği gibi, kuşatılmış amiral gemisi Doğan Medya Grubu: “Ortada satın almış oldukları bir plan vardı ve bu planı çürütebilecek herhangi bir şeyi dinlemek istemediler.”

Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, 2007’deki AKP’nin Türkiye’yi batıya yani Avrupa’ya doğru çekmek için kendini adamış bir hükümet olduğu ifadesi ya da ABD Başkanı Barack Obama’nın 2009’daki Türkiye ve Amerika’nın “model ortaklık” inşa edebileceği iyimserliği gibi. Şimdilerde bu durum yerini alarm haline bıraktı. Geçtiğimiz Ağustos’da Amerika, İncirlik anlaşmasının Türkiye nezdinde Kürtlere verilmiş sınırsız yetki olarak sayılıyor olmasının farkına vardığında, Obama endişe endişeyle şöyle bir açıklama yapmıştı: “Üzerinde çalıştığımız anlaşma, yabancı savaşçıların Suriye’ye girmek için kullandığı sınırı nasıl kapatacağımıza bağlı.” Fakat Türkiye bunu reddetti, böylece bu iş Amerika’nın Orta Doğu’daki tek gerçek müttefiki Suriyeli Kürtlere bırakıldı.

Abdullah Gül’ün kırgın olsa da aralarında yer aldığı partinin eski önde gelen liderlerinin önderliğinde AKP’ye alternatiften söz ediliyor, fakat Gül kaçamak cevap verdikçe sonuç alınması pek mümkün görünmüyor.

The Jerusalem Post’dan çeviren: Feray Yalçuk