birgün

25° AÇIK

BİRGÜN KİTAP 16.03.2018 16:08

Ergülen: Meramım anlamak, anlaşılmak ve anlaşmaktır

Ergülen: Meramım anlamak,  anlaşılmak ve anlaşmaktır

ALİHAN IRMAKKESEN

Haydar Ergülen’in yazdığı sayısız şiir kitapları arasında bir de Kırmızı Kedi Yayınları arasından çıkan‘Düzyazı: 100 Yazı’ var. Bu şiir değil bir düzyazı. Ergülen ile şiiri ve düzyazıyı konuştuk.

-Şairlerin düz yazıya heves etmesi nedendir? Bir yanda, sadece şiir yazmış/yayınlamış şairler de var. Ergin Günçe? Edip Cansever? Adnan Azar?

Şiiri yeterince meşgul ettiğimi, fazla yorduğumu ve yazdığımı düşünüyorum. Fakat çok da yazmak istiyorum, her şey hakkında. Her şeyi de şiir olarak yazamazsın ya da ben yazamamam, o yüzden ihtiyaçtan yazı da yazıyorum. Tabii şiirden daha çok yazı yazıyorum. Anday, Salah Birsel, İlhan Berk, Cemal Süreya, Özdemir İnce, Enis Batur, Mahmut Temizyürek, Baki Asiltürk, Ömer Erdem, Ali Özgür Özkarcı ilk aklıma gelen şairler yazı geleneğinde.

-Express’in 24 Eylül 1994 tarihli sayısında yer alan ilk yazıda, ‘Heves ile bir’, meramını anlatmıştın. Sonra yazılar kitaplaşınca, bu yazı birinciliği bir başka yazıya bıraktı: ‘Meram ile ekspres’, önsöz yerine. Bu da bir ‘meram’ yazısı, adı üstünde, bu kez kitap vesilesiyle. Bu (dergideki) ilk ve (kitaptaki) ilk yazıları, ‘Düzyazı: 100 Yazı’nın sonuncusu olan ‘Heves ile nihayet’ ile birlikte okuyorum, kitabı her elime alışımda. Bir türlü anlatılamayan bir meram söz konusu, sanki, bir yanıyla. Soracağım: Meramın ne?

Zaten bir tek yanıtı olsa ya da ben bunu bir tek yanıta sığdıracak kadar hünerli olsam, belki de meram olmaktan çıkardı. Galiba birbirimize uzanmak. “Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye?”, hem bir soru ama hem de ondan çok bir dilekti. Yazmaktaki meramım da öyle. Anlaşalım, birbirimizi anlamakta, bazen de anlamamakta, anlayamamakta anlaşalım. Ama tabii bunun için otoriteden, biattan, küfürden, insanları inanca boğmaktan, dünyayı zindan etmekten, ve bunun gibi tahakküm aracı olan her türlü dilsel, politik, cinsel zorbalıktan vazgeçelim. Kimse kimseye cennet vaat edemez, bu dünyayı da cehenneme çevirmeyelim. Meramım anlamak, anlaşılmak ve anlaşmaktır kısacası.

-Düzyazı: 100 Yazı sonrası, ben yine kendi payıma, “yazacak daha ne çok şey var” diye düşünmüştüm, hâlâ da düşünüyorum. Sen düz-yazmaya devam ettin, farklı mecralarda. En çok Düzyazı: 100 Yazı için ve fakat tüm düzyazı maceran için soruyorum: Dağıldı mı içindeki bulutlar, çoğaldı mı yoksa?

“Canımın çekirdeğinde sitem” dediği gibi şarkının, yazının çekirdeğinde de şiir var benim için. Ama hiçbir şeyi abartmadığım gibi şiiri de abartmak istemem. Şiirdir yazılır, şiirdir geçer... Şiirin şiiri çağırdığı gibi tıpkı yazı da yazıyı çağırıyor. Yazmak yolculuksa, insanın yazdıkça gezesi geliyor. Aslında hep bulutlu geziyor, bulutların üsütünde geziyor. Yazı için ilki, şiir için ikincisi geçerli. Yazının sonsuzlukla bağını da unutmamak gerek. İnsan bunu aklından geçirir ya da geçirmez, ama yazdıkça ölümsüzlüğe kavuşacakmış gibi bir inanca kapılıyor. Olsun, aldanışın böylesi güzel değil mi?

-Senin şiirinde pek olmayan ama düzyazılarında zaman zaman değindiğin siyasal/toplumsal/güncel ‘şeyler’ de var. İnsanca var olmanın nedense hep (ve işte yine) zorlaştığı bir dünyada, ‘edebiyat’a nasıl bir rol biçiyorsun? Bu soruyu sana sormak üzere aklımda dolandırırken, Cumhuriyet-Kitap’ta Enis Batur’un ‘Mesafe’ başlıklı yazısıyla karşılaşmıştım! (Enis Batur, ‘Mesafe’, Cumhuriyet Kitap, 8 Haziran 2017). Toplumsal/siyasal olan ile edebiyat/edebiyatçı arasında bir ‘mesafe’ olması gerektiğini düşünenlerden misin ve bu anlamda ‘olmak istediğin’ yerde misin? ‘Mesafe ayarı’ yapıyor musun?

Şiirlerime içkin siyasal bir itiraz elbette var, lakin belirleyici değil. Sosyalist siyaset anlamında ise bol miktarda yazım var ve olacak. Ben ‘mesafe’ duygusundan çok, sanırım yazamadığım, beceremediğim için şiirde, dediğin anlamda siyasetten uzağım, yapabilsem isterdim. Yine de Sırat Şiirleri, Aşk Şiirleri Antolojisi’nin bir bölümü özellikle itirazımın yoğunlaştığı şiirlerdir. ‘Memleket saat ayarı’ değil ki biz de yazıda, şiirde ‘mesafe ayarı’ yapabilelim!

-Marcello Mastroniani’nin Türkçe’de de çıkan bir kitabı var: Hatırlıyorum (Can Yayınları, 1999). Sen de, önceki düz-yazı kitabın Eski Yazı’da (Kırmızı Kedi, 2015) ‘yazıdan hatırlama’ya vurgu yapıyorsun, ‘daha şiirli’ bulduğuna. Bencileyin de öyledir, daha şiirseldir, hiç şüphesiz. Yine de ‘hatırlamak’ metaneli bir kavram, ‘yakıştırmak’ veya ‘istediğimiz gibi’ hatırlamak da giriyor işin içine. Senin şehirlerinden bir örnek ile sorayım: ‘Senin yazdığın’ Granada, sahiden haritadaki Granada mı? Herkesin hatırası kendine, belki de.

Bazı şehirler şehirden, bazı hatıralarsa hatıradan ibaret değil yalnızca! Granada, Saraybosna’yı, Saraybosna, Eskişehir’i daha çok sevdiriyor bana, Dıranas’ın şiiri “kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına” der ya! Onlar benim sevdiğim eski zamanları yaşıyor, eski değerleri, insanları yaşatıyor. Benim onları hatırladığım gibi onlar da beni, bizi hatırlıyor diye düşünüyorum. Şiir mekân gibi onlar aynı zamanda, imge şehirleri, nehirleri, yolları...

-Sen Güneş Kokuyorsun Daha!, daha ilk okuyuşumda, bana bütün bir ‘Haydar Ergülen şiiri’ni düşündürdü. Bu ilk okumanın hemen sonrasında, kalkıp kitaplığımdan Cevat Çapan’ın kitabını aldım: ne güzel yolculuktu aklımdan çıkmaz. Bir ‘yol filmi’ni çağrıştırdı bana bu kitabın. Bu çağrışımın sende karşılığı var mı?

Bir yandan toparlıyorum, bir yandan da özendiğim bir şiiri yazmaya çalışıyorum. Güneşli şeyler, yaz şiirleri. İkinci bahar dedikleri belki de şiir yazanlar için, ikinci yaz ya da yaz şiirleri. Yolculuksa, adı üstünde ise, yaz.

-Kitapta yer alan çoğu şiir, ‘bir şey’i çağırıyor (bir şair, bir şiir, bir şehir, bir türkü, bir adam, bir kadın, bir çocuk, bir kardeş, bir abla, bir abi, bir an, bir yaz, bir nisan, bir akşam, …). Bazıları hatta, o şiiri yazdığın sırada ‘olmayan bir şey’i bile çağırıyor, sonra olacak olan! Şiir yetişebilir mi, ‘bütün bu her şey’e?

Yetişemez ama yolunda ölür işte! Mekke’ye giden karınca gibi. Hem hangi şiir ve neye yetişebilmiş ki? Çağrıştırması güzel. Bazen yazdıktan sonra bakarım, şunu, şu anı, şurayı çağrıştırmış diye. Harflerle yüzler ve yerler yarışır yazdığım şiirlerde. O nedenle belirsizliği de duyurmasını istememe karşın, çağırması, hatırlatması beni sevindirir.

-’12, 13, 14’ şiirlerini keyifli bir şaşkınlıkla okudum. ‘12, 13, 14’ ile ‘62, 63, 64’ karşılaştırması yapacağım. Şöyle bir şaka-soru sormak isterim: Sen hayli ‘iyi şiir’ yazıyormuşsun vaktiyle, sonra ne oldu da…?

“Genç şair” olmanın gücü ve güzelliği! O zamanlar demek ki sevdiğim şairlerin üzerimdeki etkisi daha belirginmiş! Yani benim yazdığım şiirlerde başkalarının şiirini seviyormuşsun sen, şimdi o etkiler azaldı, kendi yazdıklarım daha çok ortaya çıkmaya başladı belki de!

-Şiirin gerçek okuru kimdir, şairler mi yoksa ‘ahkâm kesme makamı’nda olmayan ‘sokaktaki okur’lar mı, bilemiyorum ama senin şiirini ‘eskiden bilen’lerden, örneğin ortak dostumuz Can’dan, şu kelâmı duymuşluğum vardır: “sahi senden mi doğdum anne”deki sesi bir daha yakalayamadı! Sence, ne demek istiyorlar? Şiir okuru tutucudur, belki de, bir yanıyla!? Bu kitabın onlara, ‘o ses’i özleyenlere, eski bir dostla yeniden karşılaşmış ‘gibi olmanın’ heyecanını duyuracak sanırım. Yanılıyor muyum?

Bana da sesim hiç değişmemiş gibi gelir. Hatta o yüzden çoksesli bir şiir arayışında oldum hep. Kendi sesim de olsun dipte, ama başka sesler de olsun, benim zamanla değişen sesim de. Umarım Sen Güneş Kokuyorsun Daha! hem ortak dostlarımızın, hem okurun duymak istediği o ilk sesle birlikte, onu da içeren çoksesliliği içeriyordur.

-Gelelim ‘büyük soru’ya: Haydar Ergülen’in ‘bir şair olarak’ sesi! ‘Şair olma’ya muhalefet şerhini bilsem de, Tanpınar’a saygıyla, soruyorum: “Ne içindesin Türk şiirinin / Ne de büsbütün dışında / Yekpare geniş bir şiirin / Parçalanmaz akışında” mı, ya da, neredesin ve neden?

Bir Kemalettin Kamu şiiriyle sürdürebiliriz bunu, “ben gurbette değilim/gurbet benim içimde”, yani şiir benim içimde! Bu soruna ‘yersiz’ bir yanıtım olsun böylece. Bu arada bu söyleşi yanıtlanmak için çok bekledi. Teşekkürler Alihan, güzel sorularının yarısını da yanıtlayamadım. Yeni kitaplarım çıktı, çocuklar için Uykucu Şiirler (Kırmızı Kedi, Ocak 2018) ve Cemal Süreya İçin 59 Kırlangıç (Edebi Şeyler, Ocak 2018). Cemal Süreya için yazdığım 20 kadar yazıyı topladım. Daha önce de Dağlarca İçin 94 Cümle(Tekin Y. 2015) kitabımı yayımlamıştım. Şairlerle ilgili yazdığım yazıları topluyorum, sırada Gülten Akın, Behçet Necatigil kitapları da var.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız