birgün

16° AÇIK

KADIN 01.02.2020 06:00

Erk oyunları: Mansplaining, Lovebombing, Gaslighting

Erk oyunları: Mansplaining, Lovebombing, Gaslighting

SENA ÖZCANLI

Psikolojik şiddet, şiddet türleri arasında en yaygın ancak belki de en karanlıkta kalanı. Bunun sebepleri arasında maruz bırakıldığımız şiddetin ne olduğunu tanımlayamıyor oluşumuz, tanımlıyor olsak bile kurtulmakta zorluk çekmemizin yüzlerce yıllık ataerkil kültür mirasından siyasi iktidar politikalarına kadar uzanan sebepleri var. Yine de neye maruz bırakıldığımızın farkında olmak onunla mücadele edebilme noktasında işin içinden çıkabilir hale gelmemizi kolaylaştırıyor. Biz de sözlüğümüze yeni yeni girmeye başlayan ve psikolojik şiddet biçimlerinden olan mansplaining, lovebombing ve gaslighting üzerine Uzman Psikolog Nesli Zağlı ile konuştuk.

  • Öncelikle mansplaining, lovebombing ve gaslighting kavramlarının ne anlama geldiğinden bize bahseder misiniz?

​​Mansplaining, “erkeksi bir söylemi” işaret ediyor. Zaten man ve explain kelimelerinin birleşiminden oluşuyor. Karşıdaki kişiyi küçük gören, böbürlenen ve hatta sindirmeye çalışan bir şekilde bir şeyler anlatmak demek. Bu yaşınız, eğitiminiz, mesleğiniz ne olursa olsun başımıza gelen bir şey değil mi? Erkek popülasyonunun bulunduğu bir masaya oturma gafletinde bulunur ve mansplainingi hakkıyla yapan bir “adam” tarafından şaşkın bir kız çocuğu gibi hissettirilip masadan kalkarsınız. Bizzat ilişki içinde olduğunuz bir adamın da özgürce konuşup paylaştığınızı sandığınız bir sohbet sonunda konuyu “bilgece” noktalar gibi yapan ezici tavrı karşısında şaşırıp kalırsınız. Bu o kadar sık yaşadığımız bir şey ki yüzlerce örnek verilebilir. Ama temelde kaynağı eril söylemin son noktayı koyma derdidir.

Lovebombing, temel olarak romantik ilişkiler açısından taraflardan birinin (özellikle erkeğin) karşı taraftaki kişiyi önce binbir iltifat, söylem, hediye ve süprizlerle karşılayıp daha sonra sinsice elini ayağını çekmesine deniyor. Yine popülerleşen bir kavram olan ghostingdeki gibi. Buradaki psikolojik süreç bir yüceltme ve hemen ardından gelen bir değersizleştirme. Bunun ardında belirgin bir kişilik psikopatolojisi olmasa bile erkek açısından tüm duygusal süreci istediği gibi yönlendirmeye dair tümgüçlü bir inanç var. Bu inanç nereden geliyor? Başta erkek doğurunca insan muamelesi gören anneden, babadan, kızkardeş ve en önemlisi tüm toplumdan.

Gaslighting, kavramı ise bir kişinin (bu durumda yine erkeğin veya erkekliği temsil eden kişisel veya kurumsal iradenin) diğerini manipüle etmesini, onun algısıyla ve gerçeklik değerleriyle oynamasını anlatıyor. Terim ismini önce bir oyun daha sonra bir filmde anlatılmış hikayedeki erkeğin kadına dengesini kaybettirmek ve kazanç sağlamak için ışıkları kısarak onunla bir oyun oynamasından alıyor. Güncel ilişkilerde ise ortada bir kazanç olmasa da erkek olan partnerin kendi narsisistik ihtiyaçlarını diğerinin güçsüzleşmesi, öz değerini kaybetmesi, şüphelere düşmesi ile karşıladığı bir gerçek.

KONTROL İHTİYACIerk-oyunlari-mansplaining-lovebombing-gaslighting-682652-1.

Dikkat ederseniz her üç kavramda da bir ortak yön var: kontrol ihtiyacı. Kontrol ihtiyacı devlette vardır, ataerkil toplum düzeninde vardır, muhafazakar değerler sisteminde vardır. Bunlara en çok sahip olanlar erkek bireylerdir, çok nadir olarak da erkek düzende ezilip gitmemek için kontrolü eline almaya çalışan kuşatılmış kadınlar.

Bu bahsettiklerimiz romantik ilişki açısından hiç masum değil. İlişkideki mağduru ciddi psikolojik zorlanmalara itebilecek pasif agresif durumlar. Eğer bu kontrol odaklı psikolojik şiddet unsurlarına maruz kaldığınızdan şüpheleniyorsanız bundan emin olmanın en iyi yolu aynaya bakmak. Hala ilişkiden önceki gibi kendinize güveniyor musunuz? Partneriniz sizinle ilgili sürekli eleştiride bulunduğunda şartsız koşulsuz kabulleniyor musunuz? Kendinizi anlatabilmek için çok fazla çabalamanız mı gerekiyor ve bu da mı yetersiz kalıyor? Oysa ilişkideki ihtiyacımız; görülmek, anlaşılmak, onaylanmak, eleştirilsek de bunu bir değer olarak almaktır.

  • Başlangıcını psikolojik şiddet olarak adlandırabileceğimiz bu şiddet biçimlerinin Türkiye’de görülen erkek şiddeti içerisindeki yaygınlığı ve kadınların buna karşı farkındalığı hakkında gözlemleriniz nasıl?

Tahmin edersiniz ki psikolojik şiddet fiziksel şiddetten çok daha yaygın. Ama kültürde “dövmüyor sövmüyor” ise her türlü muameleye boyun eğme eğilimi olduğu için çok fark edilmiyor. Eğitim ve sosyoekonomik faktörlerden bağımsız şekilde erkek kontrolünü çok içselleştirip mağdurluğu sürdüren de var, fark edip isyan eden de. Ama tabii psikoterapide çalıştığım kişiler açısından farkındalığı olup da yardım arayanlar daha fazla. Bu psikolojik şiddeti direkt tanımlayamasalar da “bu işte bir yalnışlık var” diyorlar.

PSİKOLOJİK BOZUKLUK DEĞİL ERKEK ŞİDDETİ

  • Erkek şiddetinin rastlantısal değil sistematikliğine vurgu yaparken özellikle faillerin sapık, sapkın, canavar gibi ifadelerle anılmasına karşı çıkıyoruz. Böylece şiddet suçunu işleyen erkeğin biricikliğini değil erkek şiddetinin kendisini tartışabiliyoruz. Aynı yaklaşımla, gaslighting ya da lovebombing’e maruz bırakan erkeğe narsist olduğu varsayımıyla ‘o zaten mental olarak sağlıklı değil’ dersek ‘cinnet geçirdi’ demekten farkımız kalır mı?

Dikkat ederseniz hiçbir yerde ben de narsist kişiler demedim. Narsisistik ihtiyaçlarını, karşısındakinin duygusundan ve özdeğerinden fazla önemseyen kişiler bunlar. Bazı çalışmalar özellikle gaslighting yapan kişilerde narsisistik kişilik bozukluğu olabileceği hatta sosyopat ve psikopat olduklarını gösteriyor. Ancak bu demek değil ki psikolojik/fiziksel şiddet uygulayan kişiler ruhsal anlamda hasta oldukları için böyle yapıyorlar. Bu kişilerin toplumun genelinden daha yüksek oranda psikolojik bozukluğu olduğunu gösteren çalışmalar var ise de haberdar değilim. Ama erkeğin uyguladığı psikolojik şiddetin arkasında onun narsisistik dünyasını besleyen kocaman bir ataerkil kültür var: “kadını ben yüceltirim, ben al aşağı ederim, ona ben anlatır yol gösteririm, gerçekleriyle değerleriyle istediğim gibi oynarım”. O yüzden şiddet psikolojik bozukluklardan çok çok daha yaygın.

  • Ataerkil saldırı altında erkeklerle güven dolu bir ilişki kurmanın zorluğu bir yana kolayca istismar edilebilecek ‘sevme biçimleri’ ile kadınlar için lovebombing gibi yanıltıcı şiddet biçimleri ortaya çıkabiliyor. Maruz bırakılanın sınır aşımı aslında. Bu durumda bizler, Türkiye’nin toplumsal ve siyasal karakterini de değerlendirdiğimizde, mor çizgilerimizi nereye çekmeliyiz?

Konuştuğumuz şiddet türlerinin hem uygulayıcısı hem de bir “alıcısı” var. Fiziksel şiddet söz konusu olduğunda maruz bırakılan kadınların ellerinde olanak olsa bile zorba partnerlerini terk edip gitmemelerine ne kadar şaşırıyoruz değil mi? Oysa onlar kendiliklerinin ezildiği ve yine kendilik sınırlarının hep muğlak ve askıda olduğu ailelerden, kültürlerden geliyorlar. Mevcut siyasi düzen bu ülkenin hiçbir çağında olmadığı kadar kadının dünyasına, işine, eğitimine, doğurganlığına, yediğine, içtiğine, giydiğine karışıyor ve kendini ikame eden “milis güçleri” de besliyor. Kadın bu kadar kontrol altında hissederken sevdiği adamın kontrolü katlanılabilir geliyor. Kısaca onlar bir kadında bir benliğin gelişimine müsaade etmedikçe ne ben kalıyor ne sınır. O kadar her türlü suistimale açık bir hal ki… Ama inanıyorum ki bunlar konuşuldukça farkındalıklar artacak ben de olacak, benlik de, güzel keyifli bir mahremiyetin sınırları da…

  • Erk oyunları dediğimiz bu “3 ing”den nasıl uzak durmayı öğreniriz/kurtuluruz? Kadınların kız çocukluğundan itibaren sevmeye, beğendirmeye kendinden değil erkeklerden başlatıldığı bir büyüme öğretisinde ve hangi yaşta olursa olsun ‘erkeksizliğin’ bir kusur ya da eksiklik ibaresi olarak görüldüğü bir toplumda psikolojik şiddetin yarattığı en büyük hasarlardan biri katlanan özgüvensizlik/öz saygısızlık oluyor. Bu süreçte şifa yolunu nasıl bulabiliriz?

Konuştuğumuz tüm bu psikolojik oyunlar her kadının başına gelebilir aslında. İlişkilenmeye ihtiyaç duyuyoruz ve karşımızdakinin psikolojik oyunlarını ilgi görmek sanabiliyoruz. O yüzden de bu benim başıma nasıl gelir dememek lazım. Burada kilit nokta bunu fark edebilmek. O da biraz önce dediğim gibi kendimizi, duruşumuzu, öz güvenimizi yoklamaktan geçiyor. Bir şekilde duygusal olarak suistimal ediliyorsak buna ben bunu hak etmiyorum duygusu eşlik etmeli. Buna dur deme, sınır koyma ise sonraki aşama. Aile, eş, dost, toplum, devlet ne derse desin bir kadın tek başına da tam olmayı, tam hissetmeyi öğrenmeli. Büyük baskılar altında bunu yapabilenler olduğunu görüyorum. Bu hepimizin umutlanması için bir sebep.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız