birgün

4° KAPALI

BİRGÜN PAZAR 23.02.2020 09:57

Erkekliğin dayanılmaz hafifliği

Erkekler öldürürler ve intihar ederler, toplumsal bağlarını (eşlerini, çocuklarını) bir anda söküp atabilirler. Zaten ayrışma ve başkalaşma süreci geçirmemişler midir, erkekler dünyasına girerken. Kadınlar (toplumsal) hayata gömülmüş, geride kalanların bakımlarını üstlenirler. Kadınlar ağır erkekliğin hafifliğine çekilir, onun tarafından cezbedilirler.

Erkekliğin dayanılmaz hafifliği

Anıl Al-Rebholz Sosyolog ve Siyaset Bilimci

(TÜİK verilerine göre Türkiye’de yüzde 70 in üzerinde olmak üzere en çok erkekler intihar ediyor. Kadına karşı şiddet, son 15 yıldır çoğalan kadın cinayetleri ile ekonomik krizde yoğunlaşan erkek intiharları arasında nasıl bir bağlantı kurulabilir sorusunun yanıtını arıyor bu yazı.)

İktidarın öznesi olmak zordur, özne olmak, öznellik geliştirmek iktidara da tâbi olmak demektir. Onun teknikleri ile inşa edilenler hükmedildikleri, boyun eğdirildikleri için ezilirler ama toplumsal aktörlük yetisi de kazanırlar aynı zamanda. İktidarın öznesi (iktidarın muktedir öznesi ve iktidara tâbi olan anlamında) erkeklerdir. İktidar nasıl erkekliklere ihtiyaç duyar, nasıl erkeklikler yaratır, erkek olmak ne demektir, nasıl gerçekleşir?

Hamamdan kovulma

Müslüman toplumlara özgü, İslam’dan beslenen bir Müslüman ataerkilliği kavramı (İslami Partiyarka), İslam’a özgü tarih, kültür ve toplumsalın dışı, zamansız ve coğrafyasız bir olgu olarak bahsedilmesi mümkün olmadığı için çok eleştirilmiştir (Kandiyoti 2013; Saraçgil 2005). Bir tarafta Akdeniz bir tarafta da Ortadoğu’ya bu coğrafyada nasıl bir erkeklik(ler)ten bahsetmek gerekir? Ortadoğu toplumları üzerine yazan toplumbilimciler, Avrupalı feministlerin aksine kadınların doğrudan erkeğin tahakküm altında oldukları düşünülen bu ülkelerde, erkeklerden ayrı, kadınlara özgü, kadınların güçlenebilecekleri özel toplumsal alanların izini sürerler, Müslüman ataerkilliği kavrayışımıza ince ayrımlar getirirler (Kandiyoti, 2013).

Erkeklerin erkekliğe adım attıkları nokta zoraki bir kopuş, ayrışma ile tanımlanır. Bu ayrışma erkek çocuklar için anneden kopuşla başlar (aktaran: Atay, 2004), bazen de tüm kadınlar dünyasından ve onun sunduklarından kovulmak/koparılmakla gerçekleşir. Erkekliğe geçişi, onun muktedir sembolik düzene girişini iki ritüel simgesel olarak belirler: Hamamdan kovulma ve sünnet (Saraçgil, 2005). Erkek çocuk, erkek tahakkümünün çok baskın olduğu ve toplumsal cinsiyetin katı bir mekânsal ayrışmaya tabi olduğu bizim gibi ülkelerde belli bir yaşa kadar annelerinin, ablalarının, teyzelerinin dünyasında yaşar, bu dünyanın sunduğu tüm ayrıcalık, sevecenlik ve “kadınsı” hazlardan yararlanırlar. Erkek çocuk, bu dünyadan ilk kadınlar hamamından kovulmayla artık kadınların dünyasına ait olamayacakları sezgisiyle koparılır. Örneğin Kabil toplumunda anneden kopuş ve “dişil” olanın alanından kovulma, çocuğun babası tarafından erkek tıraşı olmaya çarşıya götürülmesi ve çoğu kültürde erkekliği simgeleyen bıçak hediye edilmesiyle gerçekleşir (Bourdieu, 2014: 40). Bıçak keskindir, soğuktur, eğilip bükülmez, taviz vermez ve tehditkârdır. Erkeklik için bir metafor işlevini görür, bıçak ya da keskin aletler birçok kültürde.

Erkekler dünyasına geçiş henüz fiziksel olgunluğa ve güce erişmemiş erkek çocuklar için meydan okuyuşlarla dolu kaygılı bir süreçtir. Abilerin ve babaların hüküm sürdüğü bir alanda kendini kanıtlama sürecidir. Erkek cinselliğinin “fethetme ve hükmetme” ile özdeşleştirildiği, zayıf ve aciz olanın kadınsı olarak düşünüldüğü toplumsal cinsiyet düzenlerinde erkek olma süreci türlü tehlikelerle bezelidir (Saraçgil, 2005). Antik Yunan toplumlarında oğlanların yetişkin erkeklerin önderliğinde edilgen bir cinsellik yaşamaları ve yetişkin erkeklere özgü kamusal hayata hazırlanmaları doğaldı (Acar-Savran, 2013a: 255). Oğlancılığın yaygın olduğu Osmanlı toplumunda da henüz tüyü bitmemiş oğlanlar, erkek çocuklar da yetişkin erkeklerin cinsel arzularının nesnesi olarak görülürler. Bununla birlikte oğlancılık normal olarak görülürken yetişkin ve aile babası bir erkekle eşcinsel ilişki hoş görülmez. Nihayetinde erkek iktidarına bir zarar gelmemesi gerekir (Saraçgil, 2005).

İşte bu yüzden erkeklik, bir kopuş, bir ayrım, bir olumsuzlama olarak yaşanır, kadınsı olanın zıddı olarak konumlanır. İktidarın öznesi olduğundan üzerine konuşulmayan, analiz nesnesi olmayan; diğer taraftan hep ulaşılmaya çalışılan, hep çabalanan, her an örselenebilecek, yarım/eksik kalabilecek kırılgan, kıyasıya zorlu bir uğraşıdır. Bu uğraş acılıdır, fedakârlık ister ve daha sonra böbürlenilecek yoksunluklarla, eksikliklerle yoğrulmuştur. Bitmeyen nefes nefese bir koşudur bu (krş. Atay, 2004).

Şeref Oyunları

Kadınların dünyasından atılmak sancılıdır, bir telafisi olmalıdır. Hem de sağlam bir telafi: Eril Simgesel Tahakküm. Kadın ve erkekler arasındaki hiyerarşileştirilmiş farklılıklar, biyolojiye bağlanır, doğallaştırılır, taşa kazınır gibi maddeleşirler ve doğaya atfedildiklerinden bu farklılıklar artık “mutlaklıklar” mertebesine ulaşır. Ne de olsa doğa kanunları kesindir, doğaldır, mutlaktır. Toplumsal mekânlar cinsiyetlere göre ayrılır, toplumsal cinsiyet temelli işbölümü örgütlenir. Bedenler toplumsallaşır, toplumsal olan bedenleşir, tahakküm de bedene kazınır. Nasıl kadınlık mütevazı, yumuşak, ılımlı, boyun eğen, başkaldırmayan olarak bedenine işleniyorsa erkeklik de erkeklerin bedenine nakşedilir. Erkekleri de hapse alan tahakkümün son gedikleri, bu tahakküme zarar getirebilecek olası her türlü sızıntı ve çatlaklar da sembolik düzenin araçlarıyla toplumsal düzende kapanmış olur (Bourdieu, 2014). Erkek, erkeklik üzerinden iktidarın değneği haline gelir.

Bu simgesel ekonomik düzende kamusal alanda erkekler namusu ve şerefi temsil eder, şeref oyunlarına katılır. Simgesel mallar ekonomisinde erkekliğin sembolik sermayesinin (şerefi, namusu, itibarı, toplumsal saygınlığı ve prestiji) en önemli unsurlarından birisi de erkekler arasında kadın mübadelesidir. Erkeğin şerefine, namusuna zarar gelmemesi, diğer erkekler karşısında şeref oyunlarında mağlup olmaması için mübadele edilen “malın”, paketin ve ambalajın da hasar görmemiş olmaması gerekir. Böylece dayılar, amcalar, abiler, babalar kadınların denetim ve gözetiminden sorumludurlar (Bourdieu, 2014). Kızını vuran baba da şeref oyunlarında kendisine bir söz gelmemesini istemiş, mağlup olmamak için önceden “önlemini” almıştır. Simgeseldir tahakküm ama erkeklik üzerinden kendini son hadde maddeleştirir, ölümle mutlak halde maddeleşir (!).

Hegemonik erkeklik ve erkeklik krizi

Bugün de erkekliği tanımlayan en önemli vasıflar aile kurmak, bir evin reisi olmak, evini geçindirmek ve eli ekmek tutmaktır. Çoban sürünün lideri ve onun selametinden sorumlu ise babanın da ailesi üzerindeki iktidarı katıksızdır, sorgulanmaz. Babanın bu mutlak sorgulanmaz iktidarı Latince aile sözcüğünün anlamında da tam vücut bulur: “Familia sözcüğü, … Romalılarda, her şeyden önce, hatta karı koca ile bunların çocukları için değil, yalnızca köleler için kullanılır. Famulus “evcil köle” anlamına gelir ve familia, bir tek adama ait bulunan kölelerin bütünü demektir.” Böylece Romalılarda “Familia” yeni bir toplumsal örgüt tipi olarak, başkanın babalık otoritesi altında bu topluluğa ait kadın, çocuk ve köleleri yaşatmak ya da öldürmek hakkına sahip olduğu aile anlamına gelir (Engels, 2003: 56-57).

Erkek tahakkümünün özneleri ezilmeyi bildikleri için ezmeyi, aşağılamayı da bilirler. Kadınlıklar ve erkeklikler nasıl ilişkiselse, farklı erkeklikler de birbirleri ile hiyerarşik ilişkiler içinde kurulur. Hegemonik erkeklik, erkekler arasında bu hiyerarşik ilişkilerde o topluma özgü ulaşılmaya çalışılan, toplumda makbul ve onay gören meşru kültürel model-ideal olarak işlev görür. Ayrıca diğer erkeklikler üzerindeki egemenliği, üstünlüğünü ve hegemonyasını kabul ettirir. İşbirlikçi ya da suç ortağı erkeklikler de hegemonik erkeklik idealine tümüyle ulaşamamış olsalar da ataerkilliğin meyvelerinden yararlanır, kadınların tâbi tutulmasına onay verir (Sancar, 2013). Hegemonik erkeklik tâbi kılınan erkekliklere bazı tavizler, ayrıcalıklar tanıyarak kendi bünyesine katar (Sancar, 2013: 34). Kadın cinayetlerinden tutuklu erkeklere mahkemelerde verilen iyi halden ceza indirimi bu tavizlerin en uç noktalarından birisidir belki de.

Toplumsal cinsiyet modellerinin çoğullaştığı, farklı imge ve referansların dolaşıma girdiği küresel, kültürel ve ekonomik düzende kadınlar, tâbi olmaya, tahakküme rıza göstermiyorlar, başkaldırıyor, evden ayrılıyor, boşanma dilekçeleri veriyor ya da en masumundan romantik ilişkiler üzerinden kendilerini deneyimlemek istiyor. Erkeği tahakküm altında tutan erkeklik, şiddetini sokakta, kamusal alanda, dört duvar arasında gösteriyor. Öte taraftan küresel kapitalist düzen ve Türkiye’deki ekonomik kriz erkeklerin de tahakkümünün altını kazıyor, (hegemonik) erkekliği krize sokuyor. Borçlarını ödeyemeyen, ailesini geçindiremeyen, çocuklarına bakamayan, sorgusuz-sualsiz kurmak istediği baba otoritesi kabullenilmeyen, hegemonik erkeklik idealinin ölçütlerini karşılayamayan erkekler, işçiler, kocalar, babalar öldürüyor ya da intihar ediyor. “Çöküşün, güvensiz ve istikrarsız yaşamların egemen olduğu küresel kapitalist hegemonya çağında, ya da postmodern zamanlarda hangi hegemonik erkeklikten bahsedilebilir ki? Tersine, söz konusu olan bir erkeklik krizidir” (Sancar, 2013: 39).

Erkeklik hafiftir, hafifliği sever: Rasyonelliğin, kamusal hayatın, erkekler arası rekabetin, itibar ve saygınlığın, şeref oyunlarının hafifliğini. “Ağır erkek” olmanın hafifliğini… Erkeklik, dört kişilik ailesini öldürdükten sonra erkeğin kafasına da kurşunu sıkar. İçlidir erkekler, haysiyetli, gururlu. Ve asil... Duyguların ağırlığı ile baş edemezler. Karısı boşanmaya kalktığında haysiyeti kırılır, onuru itibarı beş paralık olur. Buna karşın kadınların işidir hastalara, yaşlılara, geride kalanlara bakmak, aldatılmayı, ihaneti sineye çekmek. Duygusallığı ve sosyalliği yönetmek kadın işidir (Acar-Savran, 2013b). Erkekler öldürürler ve intihar ederler, toplumsal bağlarını (eşlerini, çocuklarını) bir anda söküp atabilir. Zaten ayrışma ve başkalaşma süreci geçirmemişler midir erkekler dünyasına girerken. Kadınlar (toplumsal) hayata gömülmüş, geride kalanların bakımlarını üstlenir. Kadınlar ağır erkekliğin hafifliğine çekilir, onun tarafından cezbedilirler. “Erkeklik en çok erkekleri ezer” (Atay, 2004), en çok da hafifliği ezer…

Bir bilmecem var. Nedir? Nedir? Nedir? Onun adı erkekliktirdir…

Değişen erkekliklere selamlar.

Kaynaklar:
Deniz Kandiyoti (2013): İslam ve Ataerkillik. İçinde: Cariyeler, Bacılar, Yurttaşlar. Metis Yayınları.
Ayşe Saraçgil (2005): Bukalemun Erkek. İletişim Yayınları.
Tayfun Atay (2004): “Erkeklik” en çok erkeği ezer. Toplum ve Bilim, Sayı 101.
Gülnur Acar-Savran (2013a): Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet, Cinsellik. İçinde: Beden Emek Tarih. Diyalektik bir Feminizm İçin. Kanat Kitap.
Gülnur Acar-Savran (2013b): Erkeğin İçlisi. İçinde: Beden Emek Tarih. Diyalektik bir Feminizm İçin. Kanat Kitap.
Pierre Bourdieu (2014): Eril Tahakküm. Bağlam Yayıncılık.
Friedrich Engels (2003): Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni. Eriş Yayınları.
Serpil Sancar (2013): Erkeklik: İmkânsız İktidar. Ailede, Piyasada ve Sokakta Erkekler. Metis Yayınları
BBC (2019): “Türkiye’deki intihar vakaları hakkında neler biliniyor?”, 08.11.2019

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız