birgün

11° PARÇALI BULUTLU

EĞİTİM 31.12.2019 06:00

Erken yaşta dini eğitimin psikososyal etkileri

Erken yaşta dini eğitimin psikososyal etkileri

SEVİ GİZEM ZEYBEK/ PSİKOLOG

AKP döneminde, çocuklarımızın gelişimsel özellikleri göz ardı edilerek gerçekleştirilen değişimlerden biri de erken yaşta verilen dini eğitimin yaygınlaşması. Gerek Diyanet’in düzenlediği okul öncesi Kur’an kurslarıyla gerekse TRT ve Diyanet’in ortak hazırladığı dini içerikli çizgi filmlerle çocuklar dünyaya dair birçok kavramı idrak edememişken dünyevi olanın ötesinde kutsal bir güç ile tanışıyorlar. Bu güç gözle görülemez, sorgulanamaz, dünyada olup biten her şeyi bilir ve istediği her şeyi değiştirebilecek, yok edebilecek bir yeteneğe sahiptir. Bilişsel anlamda soyut düşünebilme yetisi 8-12 yaş arasında gelişmektedir ve bu beceri henüz gelişmemişken çocukların bu kutsal güçle tanışması tahmin edilebileceği gibi birçok olumsuzluğa sebep olmaktadır.

Öncelikle bu sorgulanamaz güç tarafından her an izleniyor olmak fikri çocuklarda baş edemeyecekleri boyutta bir kaygı ve korku yaratabilmektedir, bu da çocuğun yalnız kalmaktan korkmasına sebep olmaktadır; yalnız duşa girmek istememek, yalnız uyuyamamak, alt ıslatma son dönemlerde çocuklar arasında çok yaygın görülmektedir. Diğer bir taraftan bu dönemde çocuklar gerçek dünyayla vaat edilen kutsal hayatın farkını anlayamaz ve bir an önce cennete gitme isteği ya da cehennem korkusu günlük yaşantısını olumsuz etkiler hale gelebilir. Bu da çocuğun kendini sürekli baskı altında hissetmesiyle çocukluk dönemini gereğince yaşayamamasına yol açar, tüm bunlar yetişkinlikte görülebilecek birçok psikolojik bozukluğun da sebebi olabilir. Son dönemde gündeme geldiği gibi çocuklardan “ anne daha fazla günah biriktirmeden ölmem lazım” “ cennet çok güzel bir yer, oraya nasıl gidebilirim” gibi cümleler duymak bize durumun ciddiyetini gösterir niteliktedir.

Gelişimsel anlamda çocuklara zarar verebilecek bir diğer nokta ise çocuklara doğru yanlış olanın “günah-sevap” gibi ödül/ceza ile öğretiliyor olmasıdır. Bu gibi dışsal konseptler çocuğun hayata dair kendi kontrol ve sorgulama mekanizmasının gelişememesine yol açar ve bu da ilerleyen yaşlarda çocuğun sürekli kontrol edici üstün bir kişiye bağımlı olmasına ve ona itaat etmesine sebep olabilir. Yani erken yaştaki dini eğitim iktidarın düşlediği o sorgulamayan, biat eden toplumu oluşturacak bir araç niteliğindedir.

Ayrıca çocukların okul öncesi Kur’an kurslarında, okuma yazma öğrenmeden, kullanmakta olduğumuz sisteme tamamen ters olan Arap alfabesiyle tanışması okul döneminde yaşayabilecekleri okuma ve öğrenme güçlüklerin bir sebebi olarak değerlendirilebilir. MEB’den etik izin alınamadığı için bu gibi durumlar bilimsel anlamda araştırılıp istatistiksel veriler haline getirilemese de öğretmen ve velilerden alınan bilgiler bize son dönemde öğrenme ve okuma güçlüğünde gözle görülür bir artış olduğunu göstermektedir.

Dini eğitimin zorunlu hale gelmesiyle çocuklar açısından hayati önem taşıyan sınavlara dini bilgilere dair bir bölüm eklendi, dini görüşü ne olursa olsun sınava giren tüm çocuklar bu bölümden sorumlu tutuluyor. Bu da dini görüşü farklı olduğu için o dersten muaf tutulan çocuklara ya da özel okula giden ve dini derslere ağırlık vermeyen çocuklara dini duygular üzerinden bir haksızlık yaratmakta. Bu durum Avrupa insan hakları sözleşmesinde yer alan “devletin dini düzenlemelerde yansız ve tarafsız olma yükümlülüğünün” apaçık ihlalidir.

Bir diğer sorun ise dini eğitimin tek taraflı “Sünni Müslüman” bakış açısından veriliyor olmasıdır. Üstelik okuldaki otorite figürü olarak görülen öğretmenin dini bilgileri çocuğa aktarması, çocuğun bu bilgileri kesin doğru kabul etmesine ve sorgulamadan benimsemesine yol açmaktadır. Toplumun tamamını oluşturan diğer dini görüşlerin kesinlikle yanlış olduğunu düşündürecek olan bu durum toplumsal ayrımcılığı da besleyebilecek bir boyuttadır. Dahası çocuklar dini farklılaşmalardan dolayı aileleriyle dahi çatışma yaşayabilirler.

Bahsedilen tüm bu sebepler ve daha niceleri bize gösteriyor; Erken yaşta verilen dini eğitim çocuğun sağlıklı gelişimine yönelik bir saldırıdır ve düpedüz bir insan hakları ihlalidir. Her ailenin farklı değerleri, kendine özgü inanış biçimleri vardır. Gelişimsel anlamda uygun bilişsel düzeye eriştiğinde dini bilgiyi çocuğa verip vermemek ailenin inisiyatifindedir, öyle olması gerekir, bu, devleti ilgilendiren bir alan değildir.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız