birgün

22° AÇIK

ARŞİV 14.03.2010 03:10

Ertuğrul Özkök’ün Çinçin korkusu

Korku insana özgüdür… Her insanın kendine özgü korkuları vardır. Hiç kimseyi korkusundan ötürü kınamak, eleştirmek olmaz. Özkök’ün

Korku insana özgüdür… Her insanın kendine özgü korkuları vardır. Hiç kimseyi korkusundan ötürü kınamak, eleştirmek olmaz. Özkök’ün Çinçin dolmuşlarına binme korkusu, yaşamının otuz beş yılı Çinçin dolmuşlarına binmiş, kitabını yazmış biri olarak beni şaşırtmadı…
“En çok ‘Çincin Bağları’ dolmuşundan korkarım...”
Gazeteci Ertuğrul Özkök, kendisiyle röportaj yapan Ayşe Arman’a: yaşam korkusunu anlatıyor:
“Hayatım boyunca işimi kaybedebileceğim korkusuyla yaşadım. O yüzden Tansu, uzun yıllar Ankara’daki küçük bodrum katı evimizi satmadı. Bir gün oraya dönebiliriz diye. Ben de bazen kendimi ‘Etlik-Çinçin Bağları’ dolmuşunda görürüm. Ankara’nın sisleri içinde, o dolmuşların donuk sarı istikamet levhalarını hatırlarım. ‘Abartıyorsun’ diyebilirsin ama insan insandır ve herkesin korkuları vardır. Benimki de bu.”
Hüznün Coşkusu Altındağ kitabımda, sicil varakası kabarık semt diye Çinçin’i yazdım. 1993 yılında Devlet Tiyatroları’nda sergilenen oyunun ilk oynandığı Altındağ Tiyatrosu önünden yürüyerek; Çalışkanlar İlkokulu önünde gözlemliyorum. Okulun karşısındaki evler yıkılmış, mermerciler taşınmış, koca alana TOKİ blokları dikilmiş. Okulda bakınca teneffüs çıkışları seyrine doyamadığım Çingenelerin allı güllü çamaşırlarını artık rüzgâr sallamıyor. Analar ellerinde ekmek, teneffüse çıkan çocuklarına koşmuyor.
Kentsel dönüşüm projelerinin yarattığı boş alanlarda iz sürmek içimi acıtıyor. Çift davulların çaldığı, kadınlı erkekli halay halkalarının metreleri bulduğu düğünleri, dolu kahveleri, canlı sokakları arıyorum. Bir tek önünde soluklandığım ilkokulun teneffüse çıkan öğrencilerinin cıvıltıları eskilerden kalan. Ve hala o semtte bir çocuk parkı yok.
Kentsel dönüşüm mü, kentsel bölüşüm mü?
Ne oldu yazarların, ozanların Altındağ’ına? Hiç mi korunacak bir sosyal mekân yok? Oysa biz liseye giderken;  Neşet Ertaş, kara sazı ile ‘Gönül dağı’ türküsünü çığırır, Mahsuni Şerif Çinçin’de oturur, “İşte Gidiyorum Çeşmi Siyahım” türküsünü söylerdi. Ne bir sokağa isimleri verilmiş ne de oturdukları yerlere isimlerini taşıyan levhalar asılmış.
Çinçin Bağları semti o dönemin devrimcilerine “yardım ve yataklık” etmekle suçlanan birçok mahalleyi içine alan koca bir semtti. İşte ondandır 12 Eylül’ün ilk idamını vermesi. Altındağ’daki mekânlar anılardan önce yok olmuş. Çinçin dönüşü gözlerim yaşlı, küçücük çantama Orhan Veli, Ahmed Arif, C. Atuf Kansu; Adnan Yücel’in şiirlerini, Yılmaz Güney’in romanını, Zeki Ökten’in “ Düttürü Dünya” filmini bir de anılarımı dolduruyorum…
Oysa şehir efsanesi olarak anlatılan Çinçin, o yıllarda ‘adamı ipten alır dedikleri “Muhtar Binali” gibi insanların’ yaşadığı, dayanışma ruhunun yüksek olduğu, devrimci gençlerin koşuşturduğu,  Anadolu’nun özeti solun kalesi koca bir semtti. Muhtar Binali’nin her akşam kurduğu sofrada mahalleli ile kentin milletvekilleri birlikte sorunları konuşur, çözümler üretirdi.
Ertuğrul Özkök ve onun gibi gazeteci, yazar, aydın insanlar Çinçin dolmuşlarına binmekten korkmak yerine iletişim kursaydı; Mahsuni Şerif, Neşet Ertaş, Yavuz Top, Arif Sağ, Yavuz Bingöl, Şafak Sezer gibi değerlerle yolculuk etse, orayı değiştirecek projeler üretilse asıl bugün korkulacak Çinçin olmayacaktı…
Gazeteci Özkök’ün korkusu sonrası yine yeniden gezmeye çıktığım; yoksulluğun, işsizliğin canına okuduğu Çinçin kaybolan coşkusu, gelişmiş semtlere savrulan insanları ile yitirdiği yaşam umudunu arıyor mu? Yine gün gelir, devran döner yine yeniden Çinçin çın çın öter mi?
Bu tür korkular sürdükçe zor görünüyor…

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız