birgün

19° PARÇALI BULUTLU

KÜLTÜR SANAT 29.10.2016 10:27

Eşiğin berisinde ne var?

1957 yılında reklamcı ve piyasa araştırmacısı James Vicary, Picnic adlı 1955 yapımı filmin bir kopyasına 3 bin saniyede bir perdeye yansıyacak şekilde ‘Patlamış mısır ye!’ ve ‘Kola iç!’ mesajlarını yerleştirdiğini, böylece sinema salonu büfesindeki satışları artırmayı başardığını iddia etti.

Vicary’nin yaptığını söylediği deneyde ulaşmaya çalıştığı şeye ‘eşikötesi algı’ deniyor: Bakanların görüp algılayacağı ama algıladığını fark etmeyeceği görsel-işitsel uyaranlarla izleyicileri yönlendirmek. Deneyi gerçekten yapıp yapmadığı bugün bile kesin şekilde bilinmiyor ama Vicary’nin açıklamaları o kadar büyük yankı uyandırdı ki, CIA bu konuda çalışmalar yapmaya başladı -zamanaşımı nedeniyle üzerindeki gizlilik kalktığı için kamuya açılan 1958 tarihli bir raporu CIA’in resmi sitesinde bulabilirsiniz: The Operational Potential of Subliminal Perception (Eşikötesi Algının Kullanım Potansiyeli)*

Kitleleri görsel ve işitsel oyunlarla farkına varmadıkları bir algı sürecine sokup düşünce ve davranışlarını belirlemenin ne kadar ahlaksızca bir girişim olduğu bugün artık tartışılmıyor bile. Hatta eşikötesi algı yöntemleri Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği’nin (IPRA) ünlü Atina Yasası’nın (IPRA Uluslararası Ahlak Yasası) son maddesinde şöyle tanımlanarak yasaklanıyor: “Ve bireylerde kontrol edemeyecekleri ve sorumlu tutulamayacakları bilinçaltı güdüleri geliştirecek aldatıcı yöntem ve tekniklere başvurmaktan SAKINACAKLARDIR.”

Bu çalışmaların toplumsal düzeyde karar mekanizmalarını ne kadar belirlediği konusunda bilimsel veri yok, yapıldığını biliyoruz ama etkisini bilmiyoruz. Fakat şu bir gerçek: ister gerçek deneyler olsun ister kurmaca, ister Vicary’ninki gibi meşhur olsun ister gizli bir hükümet operasyonu, bu tür girişimlerin bir tekinde bile hümanist mesajlarla karşılaşmayız çünkü bu çalışmaların hedefi insanları iktidarın hedef ve çıkarlarına uygun biçimde yönlendirmektir.

Eşikötesi algı açıkça bir iktidar aygıtıdır. Bunun somut örneklerinden biri 1960’lı yıllarda ABD televizyonlarının kapanış sırasında yayımladığı milli marş filmiydi. Fonda, marş eşliğinde Abraham Lincoln Heykeli, Jefferson Anıtı, Özgürlük Anıtı, New York silueti gibi ABD’nin sembolü olmuş görüntüler akarken altyazıyla marşın sözleri ekranda beliriyordu. Buraya kadar her şey normal, ama filmi kare kare durdurarak izlediğinizde marşın bir dizesi gidip diğeri gelirken araya bambaşka sözcükler sıkıştırıldığını görebiliyorsunuz -youtube’da ‘1960s US National Anthem’ yazarak bulabilirsiniz.

“Söyle, Görebiliyor musun seherin ilk ışıklarında / Alacakaranlıkta gururla selamladığımız bayrağımızı?” şeklinde başlayan marşın ikinci dizesinden itibaren, yazılar kaybolurken altta şu mesajlar hızla geçiyor: Trust the Government (Hükümete güven), God is real God is watching (Tanrı gerçek, tanrı gözetliyor), Believe in govt God (Hükümet ve tanrıya inan), Rebellion is not tolerated (İsyana asla göz yumulmayacak), Trust the US Government (Birleşik Devletler hükümetine güven), God is real (Tanrı gerçek), Believe in government god (Hükümet ve tanrıya inan), Rebellion is not tolerated (İsyana asla göz yumulmayacak), Obey consume obey consume (İtaat et, tüket, itaat et, tüket), Buy believe (Satın al, inan), Worship consume believe (Tap, tüket, inan), Do not question government god (Hükümet ve tanrıyı sorgulama)...

ABD halkının özellikle 1970lerdeki ‘sağa kayma’sında eşikötesi algı oyunlarının etkisi var mıdır, bugün seçmenlerin Trump karşısındaki tutumunu belirlemek için böyle şeyler yapılmakta mıdır bilemiyoruz tabii, ama bu mesajlara bakınca insanın aklına kuşku düşmüyor değil.

Lakin şimdi beni asıl düşündüren kendi ülkemin içler acısı durumu… Acaba 1950lerden bu yana Türkiye’de yaşanan sıkıntıların ne kadarında eşiğimizin ötesi berisi kurcalanmıştır? Bir halkın bu kadar doğa düşmanı, çocuk düşmanı, gençlik düşmanı, kadın düşmanı, değişim düşmanı, farklılık düşmanı, düşünce düşmanı, bilim düşmanı, demokrasi düşmanı olabilmesi bilinçdışıyla oynamaya gerek kalmadan sağlanabilir mi?

Daha fenası, sağlanabiliyorsa o halk hakkında ne düşünmek gerekir?

*https://www.cia.gov/library/center-for-the-study-of-intelligence/kent-csi/vol2no2/html/v02i2a07p_0001.htm

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız