birgün

8° PARÇALI AZ BULUTLU

KÜLTÜR SANAT 30.11.2015 09:49

Eski usul bir Amerikan klasiği

Yönetmen Steven Spielberg’in Amerika’ya bir mesajı var! Amerika’nın da dünyaya Spielberg üzerinden bir mesajı var!


Yönetmen Steven Spielberg olunca, bu ismi kendi filmografisi içinde kategorize etmeyi ve bilimkurgu türü dışında kalan filmlerini, Spielberg A sınıfı ile Spielberg B sınıfı diye 2 gruba ayırmayı daha doğru buluyorum. Bu kadar çok filmi olan bir yönetmenle ancak böyle baş edebiliyorum. Örneğin; The Terminal, War Horse gibi filmler Spielberg B sınıfına; Schindler's List, Münich gibi filmler ise Spielberg A sınıfına ait filmlerdir. Bu mantık çerçevesinde, Bridges of Spies – Casuslar Köprüsü filmi, kıl payı A grubunu kaçırarak, eski usul yoğun Amerikan tarzında tasarlanmış ana karakteri sebebiyle, B grubuna dahil oluyor. Ancak bu grubun en iyisi olarak.

Oscar yemi

Bridge of Spies filmi, Amerika’da yaşayan Sovyet casusu Rudolf Abel’in (Mark Rylance), yakalanması ile açılıyor. Ve bu Sovyet casusunun Amerika’daki yargılanma süreci ile devam ediyor. Ardından Sovyetler üzerinde CIA için casusluk uçuşu yapan Amerikan pilot ele geçiriliyor. Bu iki casusun 1962’de Berlin’de takas edilmesini konu alan film gerçek olaylardan etkilenerek tarihte gerçekten olmuş bir olayı anlatıyor. Film, ikinci yarısı diyebileceğimiz kısmında daha hassas zeminlere doğru yola çıkıyor ve Sovyet casusu ile Amerikan casusunun Berlin’de köprü üzerinde takas edilmesine doğru uzanan heyecanlı ve zekice bir evreye giriyor. Bütün hikâyenin ana kahramanı ise 50-60’lar Amerikası’nın tarif ettiği ideal, yakışıklı, çalışkan, esprili, yumuşak kalpli, milliyetçi Amerikalı bir erkek olan avukat James Donovan (Tom Hanks). Tom Hanks’in karakterini bütün hikâyeyi birlikte tutan etken olarak görmek daha doğru sanırım. Filmin kimin hikâyesini anlatmak istediğini söylemek güçleşebilir. Ana karakter, avukat Donovan olunca ve bu karakterin hemen her sahnede olduğu düşünülünce, film onun hikâyesi gibi geliyor, ama bu kesinlikle doğru değil.

eski-usul-bir-amerikan-klasigi-92460-1.

O dönemdeyiz

Steven Spielberg’in Amerika’ya bir mesajı var! Amerika’nın da dünyaya Spielberg üzerinden bir mesajı var! Bu bir Amerika hikâyesi, Amerika’nın bir zamanlar/halen sahip olduklarını iddia ettiği değerlerin, özgürlüklerin, eşitliklerin hatırlatılması ile ilgili. Tüm bu mesajın ete kemiğe bürünmüş hali ise idealize edilmiş ve hasretle öykünülen Donovan. Yani bu onun hikâyesi değil. Onun temsil ettiği değerlerin hikâyesi. Steven Spielberg’in bu mesajını ileten Tom Hanks’in, Amerikanın tarz aktörlerinden olan James Stewart’ı hatırlatması gayet anlaşılır. Tom Hanks’i sevmeyen yoktur. Amerika’yı da sevmeyen olmamalıdır. Ancak bu planlı performans Tom Hanks’e Oscar adaylığı getirecek kadar güçlü değil. Diğer kategorilerde bolca Oscar adaylığı alacak bu filmden, oyuncu kategorisinde sadece Mark Rylance aday olur... Geçmişimize bakarak bugün ne kadar benzer hataları yaptığımızın bir göstergesi olan filmin prodüksiyon tarafı da o kadar güçlü ki sizi bugünü dünle sorgulatırken görsel olarak tamamen o döneme götürmeyi başarıyor. Geniş anamorfik lenslerin mükemmel sonuçlarıyla izlediğimiz, son derece gerçekçi detaylı sanat yönetimi, şahane sinematografi ile enfes bir dönem atmosferi içinde kendimizi hikâyeye bırakıyoruz.

Baba/Kahraman

Filmin senaryosuna eli değen isimler oldukça önemli. En başta Spielberg ve İngiliz senarist Matt Chapman’ın beraber yazdığı senaryo, hepimizin bağrına bastığı Coen Kardeşler tarafından yontulmuş, süslenmiş. Diyaloglar güçlü ve en önemlisi dönemin dokusuna uygun. Spielberg’in dokunuşları ile bütünleşen Coen’lerin esprili ve zekice diyalogları hemen dikkat çekiyor. Amerika’daki baba ve kahraman eşleşmesi travmatik derecede seyircinin gözüne sokulur. Donovan’ın ve çocuğunun arasındaki ilişki de olaylar seyrini değiştirdiğinde çocuğun babasına “senden bir kahraman olmanı bekliyorum” bakışı atması ile gözümüze sokuluyor. Neyse ki Coenler’in bu Spielberg duygusallığını bir nebze olsun kırdığını düşünüyorum. Son tahlilde, Bridge of Spies; senaryo, oyunculuk, atmosfer ile birbirine sapasağlam mühürlenmiş. Malum Spielberg Amerikanizminin daha makul olduğu, çok sayıda Oscar adaylığı alacak büyük bir film. İzlenmese olmazlardan.

Glienicke Köprüsü

Filmde geçen bu köprü gerçek bir köprü, ismi de Glienicke Köprüsü. 1960'ta Adana'dan havalanıp Sovyetler üzerinde düşürülen U-2 uçağının pilotu Gary Powers'ın Sovyet casusu KGB albayı Rudolf Abel’in 1962'de Glienicke Köprüsü'nde değiştokuşu da gerçek. Glienicke, Batı Berlin'in Amerika denetimindeki bölgesi ile Sovyetlerin karakolu gibi olan Doğu Almanya arasında iletişim köprüsüydü. İki devlet bazı sorunları gizlice çözmek istediklerinde, buluşmaları için en uygun yer orasıydı. Şimdi bu köprüye ne oldu derseniz, Glienicke Köprüsü'nün yakınında yapılan müze 2009’da Merkel, Gorbaçov ve Kissinger’in katılımlarıyla bir açıldı. Şimdi casuslar ne yapıyor derseniz, her ülkede cirit atıyorlar. Yakalanınca ne oluyor derseniz, çoğu sadece sınır dışı ediliyor. Casusluğun bile centilmenliği bozuldu. Bu dünyadan hayır gelmez. Yeni casus köpeklerimiz olan drone’larla yaşamaya devam. Hem de yarının daha güzel bir gün olmayacağını bile bile...

Powers'ın Sovyet casusu KGB albayı Rudolf Abel’in 1962'de Glienicke Köprüsü'nde değiştokuşu da gerçek. Glienicke, Batı Berlin'in Amerika denetimindeki bölgesi ile Sovyetlerin karakolu gibi olan Doğu Almanya arasında iletişim köprüsüydü. İki devlet bazı sorunları gizlice çözmek istediklerinde, buluşmaları için en uygun yer orasıydı. Şimdi bu köprüye ne oldu derseniz, Glienicke Köprüsü'nün yakınında yapılan müze 2009’da Merkel, Gorbaçov ve Kissinger’in katılımlarıyla bir açıldı. Şimdi casuslar ne yapıyor derseniz, her ülkede cirit atıyorlar. Yakalanınca ne oluyor derseniz, çoğu sadece sınır dışı ediliyor. Casusluğun bile centilmenliği bozuldu. Bu dünyadan hayır gelmez. Yeni casus köpeklerimiz olan drone’larla yaşamaya devam. Hem de yarının daha güzel bir gün olmayacağını bile bile...

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız