Eskişehir’de “Türkiye’nin Geleceği” söyleşisi: "Çıkış yolu birleşik mücadele"
Eskişehir’de düzenlenen “Yol Ayrımındaki Türkiye’nin Geleceği” başlıklı söyleşide konuşan Önder İşleyen ve Oğuzhan Müftüoğlu, Türkiye’nin ekonomik ve siyasal krizden çıkışının birleşik mücadeleden geçtiğini vurguladı. Laiklik tartışmaları, Ortadoğu politikaları ve emperyalizm eleştirilerinin öne çıktığı etkinlikte, “Gerçek ve köklü değişim örgütlü ve birleşik bir halk hareketiyle mümkündür” mesajı verildi.

Ezgi Can Ceylan
Eskişehir’de düzenlenen ve BirGün yazarı Oğuzhan Müftüoğlu ile SOL Parti Sözcüsü Önder İşleyen’in konuşmacı olduğu “Yol Ayrımındaki Türkiye’nin Geleceği” başlıklı söyleşi, Taşbaşı Kültür Merkezi Kırmızı Salon’da Tüm Emeklilerin Sendikası Eskişehir Şube Başkanı Ali Paşa Şanlı moderatörlüğünde gerçekleştirildi.
Söyleşi Önder İşleyen’in konuşması ile başladı.
Konuşmasının başında Türkiye'nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şeyin tüm muhalefet güçlerinin birleşik mücadelesi olduğunu ifade eden İşleyen şunları söyledi:
“Türkiye'nin değişik yerlerinde gerçekleştirdiğimiz "Türkiye'nin Çıkış Yolu" ve "Birleşik Mücadele" üzerine etkinliğimizi yapıyoruz. Türkiye'nin önünde çok zorlu bir süreç var. Türkiye'de mevcut iktidarın Türkiye'yi ekonomik, sosyal ve siyasi olarak getirdiği nokta, bütün bir toplumun karşısında oluşturduğu dinci ve faşist ablukaya karşı yaklaşık 2 haftadır Türkiye'nin geleceği açısından, gidişatın en öncelikle nasıl değişeceğini, Türkiye'deki değişik muhalefet güçlerinin yan yana nasıl bir mücadeleyi yükseltebileceğini tartışmaya çalıştığımız bu toplantımızda aslında Türkiye'deki muhalefet güçlerinin ortak birleşik mücadelesinin imkanlarını ve olanaklarını birlikte tartışmayı umuyoruz.

"TÜRKİYE'NİN BOP BATAKLIĞINDAN KURTARILMASI EN ÖNEMLİ MESELE"
Türkiye'nin en önemli meselesi, Türkiye'deki mevcut iktidar Türkiye'yi çok büyük bir krizin eşiğine getirdi. Ortadoğu'da son yaşananlara bakarsak da Türkiye'yi nasıl tehlikelerin beklediğini görmekteyiz. Bu iktidar, Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde Amerika tarafından ülke büyük bir şekilde Ortadoğu'nun içerisine doğru itilmiş ve şimdi de bütün o kaosun içerisinde yaşamaya, Türkiye oraya doğru sürüklenmeye devam edecek.
Bakın sadece son günlerde laikliği savunduğumuz için akademisyenlerin, sanatçıların, bilim insanlarının uğradığı hakaretler, soruşturmalar, ifadeye çağırmalar; bütün bunlara baktığımızda gördüğümüz şey aslında şudur: Türkiye'de büyük bir yoksulluk yaratanlar, bunu din örtüsüyle örterek Türkiye toplumunu kendi inançlarının arkasına saklanarak kendi dar egemenliklerini sürdürmeye çalışıyorlar. Bu yüzden Türkiye'nin önündeki temel mesele, az önce söylediğim gibi Ortadoğu'da yaşanan krizle birlikte Türkiye'nin Büyük Ortadoğu bataklığından ve onun arkasındaki Amerika ve taşeronu siyasetten kurtulmasının en önemli mesele olduğunu düşünüyorum.
"SELEFİ MARŞI ARAYA KARIŞMIŞ BİR ŞEY OLAMAZ"
Okullarda ramazan ayı etkinlikleri var. Bu konu üzerinden daha dikkat çekilmesi gereken şey, bir okulda Selefi marşının okunmasıdır. Bununla ilgili Milli Eğitim Bakanı böyle "arada da böyle kaçtı" gibi bir şey açıkladı. Öyle bir şey yok. Bu zihniyet Türkiye'de laikliğe karşı bu çocukları, 5-6 yaşındaki, 8-9 yaşındaki çocukları bir çizelge haline getirmiş durumda. Tüm bunlar aslında Türkiye'nin nereye doğru gittiğinin bir göstergesidir. İnsanların inançları, ibadetlerini yapması bir özgürlük meselesidir. İnsanlara ait, bireylere ait bir meseledir. Bunun böyle yukarıdan dayatılıyor olması büyük bir yanlışlıktır.
Ama Türkiye'nin nasıl yönetildiğinin ve ne tür bir anlayışla yönetildiğinin bir göstergesidir. Şöyle kapatmasınlar üstünü; Türkiye'de bir okulda Selefi marşı okunması Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün bir tarihine karşı bir başkaldırı olarak görülebilir. Araya kaynatılacak bir şey olamaz. Dolayısıyla da ben Ramazan tartışmasını, insanların Ramazan sofrasında neyi eksik ettikleri üzerine, nasıl insanların sahurunda, iftarında, sofrasında ne olduğuna baksınlar, neyi sömürdüklerine baksınlar. Bu toplumu niyetleri üzerinden bölmeye çalışıp tartıştıkları dini alanların mezhepsel temelli bölünmesine karşı herkesin kendi inandığı şeyi özgürce yaşamasını savunuyoruz."
"TÜRKİYE'NİN BUGÜNKÜ RESMİNİ ÇİZMEK İÇİN LAİKLİK MESELESİNE BAKMAK YETER"
Söyleşinin devamında konuşan Oğuzhan Müftüoğlu, “Türkiye’nin bugünkü resmini çizmek gerekirse, bir tek laiklik meselesi yeter. Laikliği savunan bir bildiri yayınlanıyor, ülkenin yönetenleri, ülkeyi yönetenler bildiriye saldırıyor, davalar açılıyor. İmzacıları arasında Anayasa Hukukçularının, hocaların olduğu isimler ifade vermeye gidiyor. Sanki Şeriati savunmak doğru olanmış gibi. Türkiye’nin bugünkü resmi işte budur" dedi.
Müftüoğlu "Bu günü anlamak için AKP’nin emperyalizmin desteğiyle Türkiye’de iktidara getirildiğini ve çeşitli aşamalardan geçerek bugünkü yapısını oluşturduğunu hatırlamak gerektiğini unutmamak gerekir” diye konuştu.
EMPERYTALİSTLERİN PROJELERİYLE DEMOKRASİ GELEMEZ
Bugün İran’da, dün Venezuela ve Suriye’de yaşananların ABD eliyle bir dizayn çalışması olduğunu, emperyalistlerin eliyle demokrasinin gelmeyeceğinin altını çizen Müftüoğlu konuşmasına AKP’nin emperyalizmin desteğiyle Türkiye’de iktidara getirildiğini ve çeşitli aşamalardan geçerek bugünkü yapısını oluşturduğunu hatırlamak gerektiğini vurgulayarak başladı. Müftüoğlu, bu süreçte Meclis muhalefetinin kritik dönemeçlerde yeterli bir karşı duruş sergileyemediğini, ancak bugün gelinen noktada güçlü bir toplumsal muhalefetin ortaya çıktığını söyledi.
"O GİTSİN, BU GELSİN" ANLAYIŞI ÇÖZÜM DEĞİL
Siyasal İslamcı düzenden çıkışın nasıl mümkün olacağına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Müftüoğlu, devletin tüm kademelerini dönüştürmüş ve ele geçirmiş bir güce karşı basit bir iktidar değişiminin yeterli olmayacağını söyledi. “O gitsin, bu gelsin” anlayışının çözüm olmadığını belirten Müftüoğlu, değişimin ancak toplumsal talepler etrafında birleşmiş, örgütlü bir halk hareketiyle mümkün olabileceğini ifade etti.
GERÇEK VE KÖKLÜ BİR DEĞİŞİM İÇİN BİRLEŞİK MÜCADELE
Kadınların ve gençlerin büyük bir muhalefet potansiyeli barındırdığını belirten Müftüoğlu, buna rağmen bu kesimlerin bütünlüklü bir siyasal güç merkezi olmaktan uzak, parçalı ve dağınık bir görünüm sergilediğinin belirtti. Müftüoğlu, farklı alanlardaki toplumsal mücadelelerin birleşik bir hatta yürütülmesi halinde gerçek ve köklü bir değişimin mümkün olabileceğinin altını çizdi.



