Essex’te Tır’ın içinde ölü bulunan 39 göçmen
İBRAHİM SİRKECİ İBRAHİM SİRKECİ

Geçtiğimiz Perşembe günü sabaha karşı Essex polisi bir sanayi sitesinde park edilmiş bir TIR’ın içinde donarak ölmüş 39 göçmen buldu. TIR’ın şoförü ve bir kaç kişi tutuklandı ve soruşturma devam ediyor.

İngiltere’ye girmeye çalışan 39 kişinin önce Çinli oldukları açıklandı daha sonra bunlardan bazılarının Vietnamlı olduğu anlaşıldı. Yasadışı yollardan bu şekilde İngiltere’ye ulaşmaya çalışan Çinlilerin kişi başına 7 bin ila 14 bin Sterlin dolayında bir maliyeti göğüsledikleri tahmin ediliyor. Arnavutluk, Romanya, Vietnam, Sudan gibi ülkelerden gelenlerin de önemli bir kısmının borçlarını ödeyebilmek için bu kadar riskli yolları denedikleri de vaka çalışmalarında görülüyor.

Her trajik olaydan sonra olduğu gibi yine bir farkındalık ve bir şey yapmalı telaşı ortaya çıktı. Ancak gerçeklik bu konuda yapılan işlerin sorunu çözmeye yönelik olmadığını gösteriyor. Tedbirler polisiye ve palyatif. Bu durum da hep eleştirdiğimiz neoliberal yaklaşımla ilişkili: sonuça, gidilen yere odaklanmış obsesyon. Böyle bir hadise de ilk defa olmadı. 2005’te Dover limanında 58 Çinli aynı şekilde bir TIR’ın kasasında domateslerin arasında boğularak ölmüş olarak bulunmuştu.

Anlamamız gereken şu: bu insanlar İngiltere’nin çayırları ve Almanya’nın ormanları için yollara dökülmüyorlar. Çin’de Vietnam’da rahatsız eden pek çok şey olduğu için, bıçak kemiğe dayandı diye düşündükleri için TIR’ların donduruculu konteynerlerine, trenlerin havalandırma deliklerine, uçakların tekerlek kabinlerine sığınıp başka bir yere gitmeye çalışıyorlar. Bunlar maceraperest de değiller.

Pek çok göçmen için İngiltere’yi seçmenin temel nedeni İngilizce ve kültürel aşinalık. Bir önemli neden de Batı Avrupa’da sosyal güvencelerin en zayıf olduğu ve eşitsizliklerin en yüksek olduğu ülke İngiltere. Bu kayıtdışı çalışma ihtimalini artıran bir neden ve dolayısıyla kayıtdışı olarak giriş yapanlara cazip geliyor olabilir. Yoksa Hollanda’ya kadar gelmiş bir Çinli’nin bir de bu riski alıp TIR’ın kasasında ölmek için bir nedeni olamaz.

Bu insanların kaçtığı ülkelerin hemen hepsi hem çok derin siyasi temsiliyet sorunları hem de ekonomik eşitsizlikler ve yoksullukla boğuşuyorlar. Vietnam, Çin veya Sudan maalesef demokratik teamülleri ile tanınan yerler değil. Bu ve benzeri ülkelerdeki eşitsizliklerin giderilmesine yönelik küresel bir çaba olmadıkça göç ‘sorunu’ da devam eder TIRların arkasında ya da plastik botlarda ölümler de.

39 kişinin ölümü aynı zamanda daha büyük bir tehlikenin altını çiziyor. Irak, Suriye veya Afganistan ve hatta Nijerya gibi ülkelerin dayanılmaz hale gelmesi görece kontrol edilebilecek hacimde sorunlar. Tipik olarak savaş zamanlarında bile göç etme arzusu yüzde 30 civarında kalıyor. Olağan eşitsizlik durumlarında bu oran yüzde 20’nin altında ve yasal ya da yasal olmayan yollarla göç etmeye kalkışanlar bunun da çok altında kalıyor.

Ancak Çin gibi veya Hindistan gibi ülkelerde bıçağın kemiğe dayanması başedilemeyecek büyüklükte hareketliliğe ve trajediye yol açabilir. Çünkü Çin veya Hindistan bir buçuk milyar dolayındaki nüfuslarıyla dünyanın neredeyse yarısını oluşturuyorlar. Çin’in altını bir kez daha çizmek gerek. Çünkü Çin aynı zamanda dünyanın kabaca en büyük ekonomisi ve hızla zenginleşen bu ülkeden kaçmaya çalışanların temel motivasyonlarının ekonomi dışında olabileceğini tahmin etmek zor değil.

Nüfusu Çin’in üçte birinden az olan ABD veya AB’nin bu kadar hacimli bir akın karşısında ne kadar aciz kalacağını anlamak için bir milyon kadar Suriyelinin gelişi karşısında olanlara bakabilirsiniz.

Çin artan gücüyle sadece kendi vatandaşları için değil başkaları için de demokratik alanın daraltılması anlamına gelecek hamleler yapabilir. Hatta yapıyor. Örneğin geçenlerde Çin’e vize başvurumda Türk vatandaşı olmadığım halde Türkiye’yi neden bu kadar sık (yılda 3-4 kez) ziyaret ettiğimden şüphelendiler. Türkiye ile belli ki Uygur meselesi üzerinden bir gerilim söz konusu. Belki vize vermeyebilirler.

Benim vizem o kadar önemli değil ancak bu türden baskıların insanları Türkiye’den uzak tutabileceğini ve bu anlamda yumuşak ambargo anlamına geldiğini görmek gerek. İlim Çin’de de olsa alınız konusunda sıkıntı yok. İlmin çoğu Çin’e taşınıyor. Ama demokrasi de ilimle birlikte taşınmazsa hepimizi çok daha çekilmez bir dünyanın beklediği kesin.