Etik aklın çitlerine dolanan vahşi sarmaşıklar

23.08.2019 11:22 BİRGÜN KİTAP
Kendisine tecavüz eden adamın kafasını kesip köy kahvesindeki erkeklerin önüne atan Nevin Yıldırım ya da çocuklarını öldüren Medeia. Dehşet gözlerinizi kaçıramayacağınız kadar sarsıcı bir duygudur sonuçta ve bazen ‘burada neler oluyor!’ dedirtmenin tek yolu olabilir

PELİN TEMUR

Kendine dönük bilinci gelişkin olan antik akıl, ölçüyü, dengeyi kutsayan tüm soğukkanlılığına rağmen bir şeyi dışarıda bıraktığını bilir. Daha coşkun, aklı da yazgıyı da önüne katıp sürükleyen, ölçüye gelmez, kestirimci aklın kavrayışının dışında kalan bir şey. Doğaya; onun rastgele öfkesine ve tarafsız şefkatine yakın bir şey. Özgür, erkek, batılı yurttaşın etik çitlerle çevrilmiş muhteşem bahçesini tarumar eden, kökünü yanında gezdiren coşkun bir sarmaşık; doğulu, dişi, yabani. Bu sarmaşık, Asya’dan gelen ve asla Olimpos’ta bir tahta sabitlenemeyen, tarlaların, hasat ve üreme törenlerinin, vahşi ormanların, dağlarda geyik ve kurt yavrularını emziren çılgın kadın rahibelerin arasında kalmış bir tanrının, kadınsı Dionysos’un, simgesidir aynı zamanda.



Eğer bir toplumsal çözülme dönemindeyseniz, ilk bakmanız gereken yer, çözülmekte olan bahçenin çitlerinin dışında bırakılanlardır. İlk işaretleri onlar görür ve siz de onlarda gözlemleyebilirsiniz bu işaretleri. Minerva’nın baykuşu, felsefe dalından havalanmadan çok önce itilip kakılanların dallarında kıpırdanmaya başlar.

Yabancılar ve kadınlar, Yunan toplumunun köleler kadar yok sayılan kısmıdır. İncecik sorgulamalarla bir dantel gibi işlenen antik akıl, toplumun çok büyük bir kısmını görmezden gelir. ‘İnsan’ dediğinde kast ettiği şey, köle olmayan, kadın olmayan, yabancı olmayan’dır. Euripides de bu ‘olmayanlar’a bakar. Kadınsı, akıldışı tanrı Dionissos, Truva Savaşı’nda adı hiç geçmeyip geride kalan Troyalı kadınlar, evlat katili Medeia.

Euripides, Medeia ve diğer tragedyalarında, trajik olanı dinsel ve toplumsal alandan çıkarıp insanın ruhuna taşımıştır. Onda artık trajik çelişkilerin çarpıştığı yer, tanrılar katı ya da toplumsal yapı değil, insan ruhudur.

ERKEK YASASINA KARŞI

Kolkhis kralının kızı, Gürcü prensesi Medeia, altın postu almak için Yunanistan’dan gelen İason’a âşık olmuştur. İason, İolkos kralının oğludur. Babasının ölümü sonrası amcası Pelias tahta oturmuş ve tahtı isteyen İason’a, ölümüne neden olacağını umduğu bir görev vermiştir; Kolkhis’teki altın postu getirirse tahtı ona verecektir. İason gemisi Argos’la Karadeniz’i geçer. Ancak Kolkhis kralının da altın postu vermek için şartları vardır. Bir ejderhayı öldürmesi, ağzından ateş çıkan öküzlerle süreceği tarlaya ejderhanın dişlerini ekmesi, dişlerin her birinden doğacak askerleri yenmesi gerektir. İşte burada öyküye kralın kızı Medeia dâhil olur. Âşık olduğu İason’a yardım eder. Altın postu koruyan ejderhayı büyüyle uyutur ve verdiği mızrakla İason’un onu öldürmesini sağlar. Yanlarına altın postu alarak kaçarlar. Peşlerine düşen adamların hızını azaltmak için Medeia kardeşini öldürür ve parçalara ayırarak denize atar. Kralın adamları prensin parçalarını toplayıp cenaze töreni yaparken İason ve Medeia Yunanistan’a döner. Pelias posta karşılık vaat ettiği tahtı vermeyi kabul etmez. Medeia kralın kızlarını babalarını gençleştireceğine ikna ederek kandırır ve onu öldürmelerini sağlar. Ülkeden kovulur ve Korinthos’a, kral Kreon’un yanına sığınırlar. İki oğulları olur. Ancak bir süre sonra İason kralın kızıyla evlenmeye karar verir. Böylece tahtın varisi olacaktır. Medeia, çocuklarıyla birlikte ülkeden sürülür. Medeia önce yeni gelin ve babasını öldürür. İason’dan alacağı intikamsa çok daha korkunçtur. İason’dan olan iki oğlunu öldürür ve cesetlerini babalarına gösterir.

Euripides, Medeia hakkında oyun yazan bildiğimiz tek tragedya yazarıdır. Oyunun açılışını bir köleye yaptırması ve bu büyücü yabancı kadını, neredeyse sempatiyle, eylemini anlamaya çalışarak anlatması, steril antik Yunan sahnesi için yıkıcı bir girişimdir. Medeia, bir Yunanlı erkeğin korkacağı her şeyi temsil etmektedir neredeyse. Bir yabancıdır. Karadeniz’in ötesinden gelmiştir. Antik aklın tanrılara ayırdığı paya, doğanın gizli bilgisine sahiptir. Ve bu gücü yaşam ve ölüm vermek için kullanabilmektedir. Onların Olimpos’a havale ettiği bu güçlere sahip olduğu gibi neredeyse bir tanrı kadar cezadan azadedir ve kendini erkek insanın yasalarıyla bağlı hissetmemektedir. Onların tanıdığı tüm yasalar karşısında bir bozguncudur. Kendisinden başka ölçü tanımaz ve eyleme geçmeye karar verdiğinde erkek aklın etik çitlerinden atlayıp geçiverir.

MIZMIZ VE EZİCİ EZBERLERİ SARSMAK

En tehlikelisiyse, Medeia haddini bilmez. Bir kere bile yazgı demez; tanrı demez oyunda. Eylemine de, arzusuna da kendisi sahiptir. Görkemi de buradadır; korkunçluğu da. ‘Bütün nizamların dışında’dır. Euripides, kahramanı, onun kendi düşünce bütünlüğü içinden kavramaya çalışır. Bunun Antik Yunan sahnesi için ne kadar tabu yıkıcı olduğunu bugünden kavramak belki zor. Bir çeşit tanrısal kapris olan yazgının elinde oyuncak olan koca krallardan sonra, bir kez bile yazgı demeyen bir kadının kendi eylem gücüne sahip olması gerçekten çarpıcıdır. Eylem gerekçesi yazgı değil, iradesidir her zaman. Yani kendi yolunu kendi oluşturmaktadır.

Diğer büyük tragedyalar gibi genelleştirilmiş bir insan kavramının yazgıyla ne yapması gerektiğini değil, epey özgün ve tekil bir kimliğin eylemlerini izleriz oyunda. Kişisel arzuları, kişisel kini ve kişisel varlığıdır söz konusu ettiği. Belki bu yüzden, bir kadın olarak, erkeğin ihtiyaç listesinde gönülsüz ama zorunlu bir yer edinmesini sağlayan şeye saldırır: anneliğe! Erkek akıl bu yaşam verme gücüyle ne yapacağını bilemez. Iason Medeia’ya şöyle der oyunda: “Faniler, kadınlar hiç mevcud olmadan, büsbütün başka bir yoldan evlat sahibi olabilmeliydiler, o zaman insan oğulları, ıstırabı tanımazlardı.” Çözüm, kadını sadece annelik üzerinden kutsamaktır. Bedeni, aklı, cinsiyeti yok sayılır, sadece anne olmak kimliğiyle toplumsal yapıda bir değer edinebilir. Bu kimlikse şefkat, adanma gibi yumuşak özelliklerle taçlandırılır. Artık kadın ‘tahammül edilebilir’ bir şeye dönüştürülmüştür. Dolayısıyla, Medeia gibi cesur bir bozguncunun, bir dişi aslan gibi köşeye sıkıştırıldığında buraya saldırması kaçınılmaz görünür.

İnsanlık tarihi boyunca kesindir ki, doğumla ilgili olan ölümle de ilgilidir. Dinler tarihinde de bu iş hep tanrıçalara bırakılmıştır. Kadının kendiliğinden sahip olduğu bu kudretin yarattığı korku ve ardında açılan karanlık alan, onun hep zapturapt altında tutulmasını kaçınılmaz kılmıştır. Görev dökümleri, ideal kadın ruhu, sözde biyolojimiz nedeniyle sahip olduğumuz karakter özellikleri, neredeyse özgünlüğe sıfır alan bırakacak yoğunlukta, yığılır üzerimize. Bu mızmız ama ezici ezberi sarsmanın tek yolu radikal eylemdir artık. Dehşete düşürmeden soru sorduramayacak noktaya geriletilmişsinizdir. Kendisine tecavüz eden adamın kafasını kesip köy kahvesindeki erkeklerin önüne atan Nevin Yıldırım ya da çocuklarını öldüren Medeia. Dehşet gözlerinizi kaçıramayacağınız kadar sarsıcı bir duygudur sonuçta ve bazen ‘burada neler oluyor!’ dedirtmenin tek yolu olabilir.