Google Play Store
App Store

‘Kutsal’ üç kadın oyuncunun canlandırdığı karakterlerle kadın kavramına odaklanıyor. Eril hegemonyanın baskısı altında var olmaya çalışan kadınlar, sundukları temsillerle seyirciyi ezberleri bozmaya davet ediyor.

Ezberleri bozan kadınların öyküsü
Seda Türkmen, Ümmü Putgül, Neriman Uğur ve Tuğrul Tülek. (Soldan sağa) (Fotoğraf: BirGün)

Serpil ÇAKAR

“Feminizm, eş ve anne rolüne hapsedilmiş kadınlar için hayat kurtarıcı bir zorunluluktur” diyor Ursula K. Le Guin. Burada bahsedilen, erkekleri ötekileştiren ya da yalnızca karşıtlık üzerinden var olan ve eril üslupların içine sıkışan bir feminizm değil; kadınlara dayatılan rolleri sorgulayan, ‘bakım veren’ olmanın ötesine geçerek dayanışmayı büyüten bir yoldaşlık.

‘İyi kadın’ ve ‘iyi anne’ olmak ne demek? İhtiyaçlarını eşinin, çocuğunun arkasına atmak mı? Özlük haklarını kabul görmek adına yok saymak mı? Kendine sahip çıkarken tüm dünyayla savaşmayı kabul etmek mi? Kadın olmayı ‘anne’ olmakla eş gören, doğuramayanı ‘eksik’, çocuk yapmak istemeyeni ‘bencil’ sayan, doğurup kariyerine devam eden kadını ise ‘yetersiz’ bulan bir dünyadayız. İçimize işlenmiş değersizlik ve suçluluk duygularıyla başa çıkmaya çalışıyoruz. Yönetmenliğini Tuğrul Tülek’in yaptığı ‘Kutsal’ tam da bu noktada, güçlü bir metnin incelikle işlenmiş hâliyle bizi karşılıyor. İlk dakikadan itibaren, salondaki kadınlardan ve erkeklerden yükselen “Ah evet ya” sesleri, hikâyenin ne kadar tanıdık olduğunu gösteriyor. Oyuncular Seda Türkmen, Ümmü Putgül ve Neriman Uğur ile bu etkileyici oyunu konuştuk.

Oyun metnini ilk okuduğunuzda sizi en çok etkileyen şey ve kısım neydi? Oyunun anlatısı size nasıl hissettirdi?

Seda Türkmen: Anne-çocuk ilişkisi ve aralarındaki bağ, kendi yaşamımda da en hassas olduğum nokta. Oyun hem anne olmanın büyük yükünü hem de evlat olmanın tarifsiz sorumluluğunu bir kişi üzerinden anlatıyor. ‘Kendi’ olmayı, tüm dayatılan kimliklerin arasında kaybetmiş bir kadın. Bu durum, özellikle bu sosyolojide yaşayan kadınlar olarak hepimizin problemi. Bu karakterle böyle bir gerçekliğin içinden, bu şekilde geçiyor olmak benim için çok kıymetli.

Neriman Uğur: Oyunu okuduğumda, kadınların iç dünyasına odaklanan bir hikaye olması beni derinden etkiledi. ‘Pearl’ karakterinin iki farklı anne rolünde, zıt kişiliklere bürünmesi beni büyüledi. Geleneksel anne figürünün yanında, kendi doğrularıyla yaşayan ve toplumsal beklentilere meydan okuyan bir annenin varlığı, oyunu zenginleştiren bir unsurdu. Bu iki farklı karakteri canlandırma fırsatı, beni bir oyuncu olarak heyecanlandırdı. Nina'nın yaşadığı zorluklar, anneliğin evrensel gerçeklerine dokunan ve seyircide derin bir empati uyandıran türdendi.

Oyun, kadınlık ve annelik kavramlarıyla ilgili bakış açınızı nasıl değiştirdi?

Seda Türkmen: Kendini kız kardeşimle bana adayan bir annenin evlatları olarak söyleyebilirim ki biz, yıllardır annem ‘kendi için bir şey yaptığında’ daha mutlu oluyoruz. Her defasında onu destekliyoruz. Aksine annem ise bu hikâyenin bize böyle olmadığını anlatmaya çalışıyor. “Önemli olan sizsiniz. Anne olunca anlarsınız” diyor. Özellikle çocuklarını yalnız büyüten annelerde bir de ‘baba’ kimliği devreye giriyor. Bu hikâyeyi bu yoğunlukla yaşamayan elbette bir sürü kişi vardır. Fakat ben, bunun içinde, böyle bir anneyi gözlemleyerek büyüdüm. Bu yüzden oyunu okuduğum ilk andan itibaren, Nina’yı konuşmaya başlamıştım.

Neriman Uğur: Bu hikâye, kadınlık ve annelik kavramlarıyla ilgili bakış açımı derinden etkiledi. İkiz kızlarımın doğumu, hayatımda yeni bir dönem başlattı. Annelik görevlerimi yerine getirmeye çalışırken tiyatro kariyerime devam etmek benim için büyük bir mücadeleydi. Neyse ki, bu süreçte eşimin, ailemin ve yardımcılarımızın büyük desteğini gördüm. Onlar olmasaydı, bu dengeyi sağlamak çok daha zor olurdu. Bu deneyim, bana anneliğin farklı koşullarda farklı şekillerde yaşanabileceğini gösterdi.

Ümmü Putgül: Anneliğimi sorgulattı bana. Ben neler yaşadım, hangi sorunlar bebeğime yansıdı, annemle ilişkimin çocuğumun annesi olarak bana yansımaları ne oldu gibi sorularla yüzleştim. Bu meseleler yeni annelik yaşadığınız süreçte kolay algılanamayabiliyor ancak zaman geçtikçe eksiklerinizi fark ediyorsunuz. Sonuç kimi zaman hüzün, kimi zaman huzur oluyor.

Kadının her daim ‘kutsal’ olması, kendini kocasına ve çocuğuna adaması gerektiğine dair inanç kalıbının dışına çıkmak ve buna sözcü olmak nasıl hissettirdi?

Seda Türkmen: İçinde yaşadığımız düzen, duygularımızı olduğu gibi yaşamamıza, kendimizi özgürce ifade etmemize izin vermiyor. Hele ki kadın için… Tek başına ‘kadın’ı ablukaya alan bu sistem, üzerine bir de ‘annelik’, ‘dişillik’ gibi kadının kendi özüne dönmesini mümkün kılmayan kimlikler ve görevler ekliyor. Bizler bir vazife uğruna dünyaya getirilmiş askerler değiliz. Belki hepimiz bir görev için düştük bu dünyaya ama bu bize buyurulandan ziyade, kendi varoluş sürecimizin keşfinden başka bir şey değil.

Sizce buradan çıkış var mı?

Seda Türkmen: Öyle korkunç bir hâle geldi ki dünya, artık korkularımız tarafından yönetiliyoruz. Kadınlar olarak dayatılan bu korkunun ve içinde sıkıştığımız baskının sistem tarafından belirlendiğinin her daim farkında olmalıyız. İç sesimizin peşinden gitmeli ve gücümüzü her defasında hatırlamalıyız. Önce bir oyuncu, ardından da bir kadın olarak böyle bir rolün sorumluluğunun farkındayım. Her ayrıntıda seyirciyle ortaklaştığımın bilincinde olmak bana keyif veriyor. Benim açımdan herhangi bir metnin bütün karakterleri ‘bir şeyin’ sözcüsü. Burada önemli olan sahnede yaratılan doğru zaman. Biz daha çok bu oyunun, yani ‘Kutsal’ın sözcüleriyiz.

Geçmiş ve günümüz arasında kadın-erkek sorumlulukları açısından nasıl bir değişim yaşandı? Bugünün toplumunda bu roller nasıl şekillenmeli?

Neriman Uğur: Kadınların eğitim seviyesindeki artış, toplumsal hayatta daha fazla yer almalarını sağlasa da geleneksel cinsiyet rolleri, özellikle aile yapılarında hala etkili. Kadınların ekonomik bağımsızlığını kazanması ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığının ortadan kalkması gerekiyor. Bu da kadınlara eğitim, iş hayatı ve sosyal yaşamda eşit fırsatlar sunulmasıyla; ev içi sorumlulukların adil bir şekilde paylaşılmasıyla ve karar alma mekanizmalarında daha fazla söz sahibi olmalarıyla mümkün olabilir. Kadınların güçlendirilmesi, sadece onların değil, tüm toplumun yararına.

Oyunda ‘dost’ kimliği ile ‘profesyonellik’ arasında bir seçim yapıyorsunuz. Bu seçimi nasıl değerlendirirsiniz?

Ümmü Putgül: Jakie karakteri oyunda ‘dost musun, düşman mısın?’ dedirtebilir seyirciye. Bana da dedirtti. Bir yanı arkadaşının tüm sıkıntılarını anlayan ve ona yardımcı olmaya çalışan bir dost, diğer yanda yaşanan olaylara objektif bakabilmeye çalışan bir sosyal hizmet görevlisi. Arkadaşının yaşadığı yoğun acıya derman mı olacak yoksa çocuğun çıkarını mı gözetecek? Bu ikilem karakteri güçlü kılıyor. Ben de Jakie gibi davranırdım. Spoiler içereceği için çok ayrıntı vermek istemiyorum ama seyircilerimizi oyuna davet edip, onların çıkarımlarını duymak isterim.

Yeni oyun tarihleri ise şu şekilde:

12 Mart - Moi Sahne
24 Mart - Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi