Fay hattı kırıldı*
TİMUR AKKURT TİMUR AKKURT
Evet insanların gözünde çok meşhur, sevilen bir kahraman olabilirsin. Bu senin itibarlı olduğunu göstermez. Eğer ki sen şuursuzca davranıp, para için kendin olmaktan vazgeçtiysen, ürettiğin içeriklerde samimi değilsen, gerçekliğini yitirdiysen nasıl bir gecede meşhur olmuşsan yine bir gecede eski haline dönersin, sebebini anlayamazsın bile.

Geçen haftanın öne çıkan olayı İstanbul’un ev sahipliği yaptığı dev UEFA organizasyonu olan Süper Kupa finali Liverpool ile Chelsea arasında oynanan maçtı. Ülke olarak böylesine dev organizasyonlara çok ihtiyacımız var. Hem güzel ülkemizin tanıtımı hem de tüm dünyadan ülkemize gelecek futbolsever turistlerin ekonomik katkıları çok değerli. Çok iyi iş çıkarttık, iyi ki İstanbul bu organizasyona ev sahipliği yapıyor diye mutlu olduğumuz sırada bir anda film koptu! Kendini bilmez bir ‘milli sporcu’ Ali Abdülselam Yılmaz maçın 14.dakikasında koşarak sahaya girdi! Deli Mi Ne kanalının sahibi YouTuber Ali Abdülselam Yılmaz bir çuval inciri maalesef berbat etti. Dünyada pek çok spor müsabakasında bu tip olaylar yaşanıyor. Bir şeyleri protesto etmek için sahaya atlayanları çok gördük. Ali Abdülselam Yılmaz’ın önünde sadece küfür yazan bir tişört vardı. Neden böyle bir şey yapmıştı? Neyi protesto ediyordu? Üstelik 27 kez milli formayı giydiğini söyleyen bu sporcu nasıl böyle bir olaya sebep olmuştu? Olayın benzerlerinden farklı ve hassas bir yönü var. YouTuber Ruffles Türkiye’nin davetlisi olarak maçı en önden izlemek üzere oraya davetli gelmişti. Yani kendi parasıyla bir bilet almamış, Şampiyonlar Ligi sponsorlarından Ruffles davetiyle orada bulunmakta. Marka tarafının olayı görür görmez başından aşağı kaynar sular indiğini tahmin edebiliyorum. Üstelik uluslararası bir marka olduğu için Türkiye operasyonu tahmin edebileceğiniz üzere ekstra sorumluluk altında kalacak. Lokal verilen bir karar globalde izah edilmeye çalışılacak. Ben marka tarafıyla da görüştüm. Yazının ilerleyen bölümlerinde görüşlerini okuyabilirsiniz.



Durum bu, şimdi detaylara inmeye başlayalım. Önce Dijital yayıncılığa sonuna kadar inanan, markaların, içerik üreticilerinin, gazetecilerin, belgeselcilerin bu alanda olmasını mecburiyet olarak gören bir gazeteciyim. Bu alanda da çok rahatlıkla ve somut örneklerle yazılarımı yazıyor, içeriklerimi üretebiliyorum. Sebebi, dijital yayıncılık ilk başladığından beri bireysel ve şirket olarak içerik ürettiğimizden tüm dinamikleri karşılaştırmalı olarak görebiliyoruz. Bu da bana sektörü ‘içinden’ takip etmemi sağlıyor. Konvansiyonel yayıncılıktan gelen, etik ve itibara önem veren ustaların yanında yetiştiğimden de doğruları, yanlışları 27 yıllık mesleki tecrübe ile pek çok insandan önce görüp, tespitlerde bulunabiliyorum. DigitalAge dergisi için 2017 yılında yazdığım bir yazımda şunları yazmıştım.

‘Dijitalde sadece ünlü olmak yetmez, itibar da lazım’

İtibarlı dijital ünlü değilsen, hiçsin!

“Evet insanların gözünde çok meşhur, sevilen bir kahraman olabilirsin. Bu senin itibarlı olduğunu göstermez. Eğer ki sen şuursuzca davranıp, para için kendin olmaktan vazgeçtiysen, ürettiğin içeriklerde samimi değilsen, gerçekliğini yitirdiysen nasıl bir gecede meşhur olmuşsan yine bir gecede eski haline dönersin, sebebini anlayamazsın bile. Üstelik itibarını da kaybedersin. İnsanlar seni parmaklarıyla göstererek yerin dibine sokarlar. Bu bunalıma girmek, hayata küsmek için geçerli bir neden. Bazıları itibarsız olayım, dikkat çekici saçma sapan videolar ile bol bol izleneyim de diyebilir. Bu tercih her zaman içerik üreticisinin. Burada da markalara ve onların dijital işlerini yapan ajanslara iş düşer. Sapla samanı ayırmadan yapılan proje işler ile markalarının itibarlarını da iki paralık edebilir.

Başkalarını değil kendimi ortaya atayım ki, kimse rahatsız olmasın. Yaşım ve mesleğim gereği her hareketimizin, söylediğimizin ne kadar önemli olduğunu anlatamam. Ben öyle milyonluk bir hesaba sahip değilim ama çok gerçek bir kitleye sahibim. Geçen gün bir takipçimiz eşimle kahvaltı ederken uzaktan bir fotoğrafımı çekip ‘DM’ den (doğrudan mesaj) mesaj olarak bana attı. Bu bana neyi gösterdi? Her yerde ne yaptığına, ne konuştuğuna dikkat etmelisin. Bir de, önemli bir gösterge, klasik bir ünlü olsa bu fotoğrafı ona DM’den atmazdı. Bu bizim gerçekliğimizin de önemli bir belgesi, sağlamasıydı bana göre. Biz hem sıradanız, hem ulaşılabilen. Onun yakınıyız. Bu arada gerçekten ben de öyle hissediyorum. Yani ben de istediğim an onlara ulaşabilirim. Bir sıkıntım olduğunda yardım istesem geleceklerini biliyorum. Neden mi? Çünkü onlar da gerçek!

Dijital dünya yalan dünya mı? Bence değil! Hatta TV, sinema, müzik alanlarına göre çok daha gerçek! Bu dünyada yalan dolan kabul edilemez şeyler. İtibarın çok ama çok önemli olduğu hatta her şeyin o itibar üzerine kurulu olduğu basit bir dünya. Dijital dünyanın omurgası itibar geri kalanı gerçeklik.”

Yazım işte böyleydi. Bundan 2 yıl önce altını çizdiğim bir konu şimdi şimdi başımızı ağrıtmaya daha çok başladı. Sebebi konvansiyonel yayıncılığın bitme noktasında olması, dijital içerik üreticilerinin güçlerinin bir hayli artmış olması ve buna paralel markaların dijitale olan inançlarının çok daha güçlü olması ve ciddi yatırımlarda bulunması.

İşte tam bu noktada Ruffles’ın davetlisi Ali Abdülselam Yılmaz ile aralarında ünlü Youtuber’ların da bulunduğu Emre Durmuş, Cantuğ Özsoy, Furkan Yaman 2017 yazımda bahsettiğim “itibar” sorgulamasını bize yaptırttı. Sahaya sadece deli mi ne kanalının içerik üreticisi girse de diğerleri bu olayı görüp gülerek Instagram hikayesi atarak takip etti. Marka tarafıyla görüştüğümde haklı olarak çok üzgünlerdi. Onların konuyla alakalı görüşleri açıklamaları şu şekilde; Influencer’lar bugünün dijital dünyasında hedef kitleler ile etkileşimde olmak adına dijital pazarlama stratejilerimizde yer almakta olan önemli bir iletişim kanalıdır.

Influencer seçimlerimizde ise detaylı kriterlere ve metriklere bağlı olarak iş birliklerimize karar vermekteyiz. Bu kriterleri erişim, izlenme, hedef kitle, marka iletişim platformu ve marka iş birlikleri gibi performans bazlı kriterler dışında bizim için çok daha önemli olan risk, itibar, içerik kalitesi ve markaya uygumluğu olarak da incelendikten ve değerlendirildikten sonra birçok birimimizin onay süreçlerinde de geçerek karar verilmektedir.

Bununla birlikte Türkiye’de influencer pazarlamasının hala kural ve koşullara dayalı sistemli bir platformda istenilen düzeyde yönetilemediğinin de farkındayız.

Kurumsallaşma anlamında mesafe kat etmesi gerektiğini düşündüğümüz bu yeni medya iletişiminde çeşitli fırsatların olduğunu ve hem marka hem de influencer’ların ve de bağlı bulundukları menajerlik firmalarının henüz olgunlaşma evresinde olduğunu da gözlemliyoruz.

RESMİ AÇIKLAMA

“DeliMiNe” adıyla bilinen Abdülselam Yılmaz, 2019 UEFA Süper Kupa maçına Ruffles Türkiye davetlisi olarak katılmıştır. Ancak Yılmaz’ın gerçekleştirmiş olduğu, güvenlik ve emniyet kurallarını ihlal eden davranış, marka olarak bilgimiz dahilinde olmayıp, markamız ilgili isimle olan tüm iş birliğini sonlandırmıştır.

Saygılarımızla

Ruffles Türkiye

Öncelikle görüşleri konusunda tebrik ediyorum. Ders niteliğinde tespitleri ile umarım tüm markalara, ajanslara örnek olurlar. Influencer tercihlerinde de daha hassas davranarak riskleri de önceden görerek kendilerini zor duruma düşürecek adımları atmaktan kaçınırlar. Bu arada tüm markalarımıza, ajanslarımıza Ruffles’ın yukarıda koyu yazan görüşleri ile ilgili yine eski yıllarda yazdığım ve bu konuların çözülmesi konusunda nasıl adımlar atılabilir konulu yazılarımın okunmasını tavsiye ederim. Belki bu olay vesilesiyle doğru adımlar atılabilir. (Yazılar nerede diye merak edenler olursa bana sosyal medya üzerinden ulaşabilirsiniz, link olarak paylaşabilirim.)

*17 Ağustos 1999 depremi ile alakası yoktur

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız