Feminist edebiyatın en güçlü kalemlerinden Bell Hooks ‘Hep Aşka Dair’i anlattı: Sevmek zor bir iştir

13.12.2018 10:02 KÜLTÜR SANAT
Bell hooks, yeni kitabı üzerinden ataerki ilişkileri değerlendirdi: “Bence biz, insanlar sevdiğinde dünyanın farklı, muhteşem ve barışçıl bir yer olacağını kabul etmek istemiyoruz. Dolayısıyla, önce ailemize bakıp, oradaki ataerki ile yüzleşmeye ihtiyacımız var”

Abigail Bereola

Akademisyen yazar bell hooks’un Hep Aşka Dair kitabı Notabene Yayınları tarafından Türkçeye kazandırıldı. hooks, otuzun üzerinde kitap yazmış, hayatı boyunca baskı ve tahakküm üzerine çalışmış, haklı övgüler almış feminist yazarlardan biri. 2000’de yayımlanan Feminizm Herkes İçindir kitabı, kadınların eşitlik mücadelesiyle ilgili okunması gereken kitaplar arasında. Rumpus’ta kitap editörü ve gazeteci yazar Abigail Bereola, bella hooks’la konuştu.

► Kitaplarınızda, “sevme ve sevilme arzusunun ciddi bir emek ve özen istediğini” ısrarla belirtiyorsunuz. Sevgi aranan bir şeydir, aşk her şeye siner ve insanlar sürekli eşlerinden, ilişkilerinden söz eder. Bu halde bile, sevgiden ve ona nasıl ulaşılacağımızdan konuşmak çokça manasız bulunur. Sizce neden?
Sanırım gerçekten sevmek çok zor bir iş. Dürüstlük; düşündüğümüz, söylediğimiz ve yaptığımızın örtüşmesi gerekiyor. Aşk “önemsiz, gelip geçicilik” hissi barındırıyor, sanırım. Dolayısıyla, insanların gerçekten sevmeye çabalamaktansa sevginin sahtesine razı olduğunu düşünüyorum. Sevmek her şeyden önce bilgiyle, tanımakla ilgili. Birini bilmek, tanımak kolay değil. Kimseyi bir bakışta tanıyamazsınız. Tanışmalarının üzerinden ay bile geçmeden aynı eve çıkan, evlenmeye karar veren insanlar beni hep şaşırtmıştır. Ben hep, “Bu insanı tanıyor muyum?” diye düşünürüm.

► Sizce sevgiyi yeşertmek ne kadar sürer?
Bence bu daha çok tanıma ve ilgi gösterme edimlerini yerine getirmeyi ne kadar istediğinle ilgili. Yani, mesele süre değil, bunu yapmayı ne kadar istediğin. İnsanlar fazla yoğun, yığınla şeyle meşgul. Dolayısıyla, “Kabul, gerçekten etkilendiğim biriyle tanıştım; ama bu insanın gerçekte nasıl biri olduğunu anlamam bir yılımı alabilir,” diye düşünüp karar vermek, gerçekten çok zor.

► Hep Aşka Dair’de, herkes kendisini kusurlarıyla sevebilecek birini bulmaya çalışıyor ki bu oldukça yaygın size göre. Fakat Değişme İsteği’nde, sevgi yönünden, erkeklerin genelde istismarcı taktiklerle samimiyetten nasıl kaçabildiğini tartışıyorsunuz. Erkeklerin eşleri, genellikle erkeklerin savunmasızlığının ve öfkelesinin koruyucusuna dönüşebiliyor. Sevgililik ilişkilerinde erkeklerin kusurlarını sürdürmeleri ve göstermeleri, kadınlara kıyasla daha kabul edilebilir mi karşılanıyor?
Bence erkeğin birlikte olduğu kadına kusurlarını göstermesinde sorun yok. Erkekler özellikle uzak ilişkilerde kusurlarını göstermiyor. Çünkü kendilerini güvende hissetmek istiyorlar. Oysaki kadınlara güvende olmadığı hissettiriliyor. Savunmasız olduğumuzu varsayıyorsak, kusurlarımızı bilirsek daha güvende olacağımızı sanırız. “Bu işte iyi değilim,” “Sürekli hata yaparım,” gibi bir sürü şey. Esasında bu işimizi kolaylaştırıyor. Erkeklerin kendileri için aynı şeyi düşündüğünü sanmıyorum.

►​ Sevginin temelinin kimya olduğu düşünülebilir ama Hep Aşka Dair’de bizi bu düşünceye karşı uyarıyorsunuz. Bize sevginin bir edim, bir tercih olduğunu söylüyorsunuz. Peki, ya sizi sevmeyi tercih etmeyen birini sevmeyi tercih etmek?
Beni sevmeyen birini sevebilirim ama böyle biriyle aşk ilişkisi kuramam. Sizi sevmeyecek birini sevmeyi sürdürmek oldukça zordur. Genç bir erkekle böyle bir ilişkim oldu; o beni sevmek istemediğine karar vermişti ve ben onun beni sevmesini istedim. Terapistime, “Meseleye onun tarafından bakacağım,” dedim. O da bana, “O tarafta arkadaşlığa bakacaksan, sorun yok; ama aradığın aşksa, bulamayacaksın. Çünkü onun sana verebileceği, sana vermek istediği şey bu değil,” dedi. Duyabilen için hayli ağır sözler. Ama doğruydu. Bugün o insanla hâlâ arkadaşız.

► Seven, sevgi dolu bir topluma dönüşebilir miyiz? Hele ki bu çağda sizce bu mümkün mü? Ve o toplum sizce neye benzer?
Toplumun aileden başladığını düşünüyorum. Sevgi dolu bir ailede büyümüş biriyle tanıştığımda genellikle çok şaşırırım. Çünkü çok farklılar, dünyayı çok farklı yaşıyorlar. Her ailenin işlevsiz olduğuna katılmıyorum; bence biz, insanlar sevdiğinde dünyanın farklı, muhteşem ve barışçıl bir yer olacağını kabul etmek istemiyoruz. Dolayısıyla, dönüp aileye bakmaya, aile yapısı içindeki ataerkiyle yüzleşmeye ve bunu değiştirmeye başladığımızda, sevgi için elbette umut var.

***

İnsanları dönüştürmeye çalışıyoruz

feminist-edebiyatin-en-guclu-kalemlerinden-bell-hooks-hep-aska-dair-i-anlatti-541540-1.

► Hep Aşka Dair’de mükemmel sevgiyi doğuştan verili bir şey olarak değil, bir damıtma süreci diye değerlendiriyorsunuz. Damıtma sürecinin zaman içinde nasıl bir şeye dönüşeceğini düşünüyorsunuz?
Bence bu büyük ölçüde kendini ve ötekini kabul etmekle ilgili. Hâlbuki ne çok kabul etmiyoruz; bu beni hep çok şaşırttı. Özellikle heteronormatif ilişkilerde- ötekinden memnun olmama, hatta rahatsız olma yönünde bir tahammülsüzlük kendini gösteriyor. Ebeveynlerimde de bu vardı. 30 yılı aşkın süredir evlilerdi. Ama sanki karşıdakini olduğu haliyle kabul etme anı hiçbir zaman gelmedi. Çünkü birini olduğu gibi kabul etmek, o insanın olmasını istediğin kişi olamayacağını kabullenmeyi gerektiriyor. Sanırım bu bizim için hayli zor. İnsanları olmasını istediğimiz kişilere dönüştürmeye çalışıyoruz.

Heteronormatif ilişkilerde sevgiyi, aşkı arayan genç kadınlara ve genç erkeklere baktığımda aklıma gelen ilk soru, “İyi misiniz?” olmuyor. “Öncelikle, yakışıyor musunuz?” Hemen ardından: “Ne iş yapıyor?” Burada tüm feministliğimle, kendimi de suçlu buluyorum. Birçokları benimle aynı görüşte değil ama ben ataerki içinde erkeklerin de en az kadınlar kadar mutsuz olduğunu düşünüyorum. Çünkü çalışmalar gösteriyor ki ırk, sınıf, ekonomik durum farkı gözetmeksizin, erkeklerin çoğu kadının tümüyle dış görünüşünü esas alıyor. Ama gerçekte söz ettikleri bu insana karşı duydukları derin çekim değil, tamamen o kişinin fiziksel özellikleri. Bir erkek ataerkil erkeklik halleri sergilemeyegörsün, insanlar derhal “Ah, bell, kesin gey,” diyor. Ataerkiyle mücadele eden heteroseksüel erkeklerin karşılaştığı en büyük engellerden biri bu. Gey olduklarının düşünülmesinden korkuyorlar. Bu korkunun altında homofobi yatıyor. Kendini gerçekleştirmiş, kendini seven bir erkek gey olduğunun düşünülmesinden endişelenmez.

► Sizce erkekler kendilerini ne kadar sürede gerçekleştirir?
Birçok şey çocuklukta başlıyor. Ataerkinin, tahakkümün oğlanları yetiştirmemizdeki etkisini irdelemeden, ciddi bir değişim göremeyiz. Değişim, insan 30 ya da 20 yaşındayken başlamaz. Ama biz erkeklerin kalbine bakmayı gerçekte istemiyoruz; çünkü bakarsak, ataerkil tahakkümün orada neye yol açmış olduğunu göreceğiz.