Google Play Store
App Store

Kadınların yıllardır sokakta ördüğü direnç hattı, gençliğin öfke ve umutla buluştuğu 19 Mart sonrası eylemlerde de görünür oldu. Feminist söylemler tüm toplumsal muhalefet tarafından sahiplenildi: Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz.

Feminist söylem toplumsallaştı
Feminist gece yürüyüşlerinden bu slogan 19 Mart sonrası tüm toplumsal muhalefet tarafından sahiplenildi.(Fotoğraf:csgorselarsiv/Melahat Güray)
Sarya Toprak
Sarya Toprak
saryatoprak@birgun.net

19 Mart’tan beri süren protestolarda gençler bir öncü güç olarak tüm toplumsal muhalefeti ayağa kaldırdı. Eylemlerde genç kadınların ağırlığı ise dikkat çekti. Kadınlar hiç afallamadan sürecin sürükleyicisi oldu. Bunun sebebini kadınlar ilk günlerde söyledi aslında: “Erkekler sokaklara hoş geldiniz.” Türkiye’de senelerdir zaman zaman yükselen bir toplumsal muhalefet olsa da kadın mücadelesinin yakaladığı istikrarı tam olarak yakalayamamıştı. Kadınlar ise senelerdir istikrarlı bir biçimde sokakları hiç terk etmedi.

BİRİKTİĞİ YERDEN TAŞTI

Z kuşağı aslında apolitik değilmiş (!) söylemleri havada uçuştu. Evet, ama birden de politikleşmedi. Öfke birikti, birikti ve biriktiği yerden taştı. Z kuşağı geleceksizliği, kaygıyı, yoksulluğu derinden yaşayan bir kuşak oldu. Genç kadınlar için ise tablo daha da ağır. AKP iktidarına doğmuş genç kadınlar laikliğin her kırıntısının yavaş yavaş yok edildiği yıllarda büyüdü. Gerici politikaların yükü en çok onların omuzlarına yüklendi. Kadın cinayetlerine nasıl tahrik indirimleri verildiğini gördüler. Nerede ne yapacakları ‘iktidar yetkilisi erkekler’ tarafından kürsülerden söylendi. Tacize, şiddete maruz bırakıldılar. Suçlu ilan edildiler. Tüm bunlar olurken kadınlar inat etmekten vazgeçmedi. Bugün eylemlerde en önde gördüğümüz genç kadınlar 8 Mart’ta Taksim’de olmakta inat ettiler. 25 Kasım’da meydanları zapt etmekte inat ettiler. Katledilen her kadının hesabını sormakta inat ettiler. Bugün meydanlardan taşan öfke de umut da biriktikçe taştı.

EN DİRENÇLİ HAT

Kadınlar şiddete, tacize, yok sayılmaya karşı mücadele etti ama yalnızca bu değil. Tüm dünyada feministler otoriter rejimlere karşı da mücadele etti. Yani yalnızca bir mağdur anlatısı değil, inat, umut, itaatsizlik anlatısını büyüttü kadınlar. O yüzden şimdi tüm eylemlerde “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” sloganını duyuyoruz. Bu slogan 19 Mart öncesine kadar sadece kadınların kullandığı bir slogan iken şimdi tüm toplumsal muhalefetin sloganına dönüştü. Feminist mücadele toplumsal muhalefetin en dirençli hattı oldu. Bu bağlamda kadınların ürettiği sloganlar, söylemler herkes tarafından sahiplenildi.

Aynı zamanda kadınlar senelerdir tüm kadın eylemlerini ve feminist gece yürüyüşlerini “yatay örgütlenme” denen biçimde örgütledi. Hiyerarşinin olmadığı, kolektif aklın merkezde olduğu biçimi bugün var olan gençlik eylemlerinde de çok sesli ve yaratıcı bir biçimde görmek mümkün.

SOKAK MEŞRU HALE GELDİ

Aynı zamanda feministlerin senelerdir sözünü kurduğu yer bugün herkes açısından yeniden meşru hale gelen “sokak.” Kadını eve hapsetmeye çalışan iktidara karşı kadınlar hep sokakları işaret etti: “Geceleri de sokakları da meydanları da terk etmiyoruz. Sokaklar bizim, senin mi sandın? Bir yandan da gündelik dertleri dert etti… Büyük anlatıların peşinden koşarken en kişisel alanımızdakini de mücadelenin sözüne dönüştürdü. Özel olanın da toplumsal olanın da politik olduğu kabul gördü. Politik olan ise sokağı meşru kıldı. Meşru kılınan sokak öfkeyi toplumsallaştırdı. Umudu da  sevgiyi de yası da. Bu sistemin reva gördüğü umutsuzluk sarmalı dayanışma köprüleriyle “yol gösteren bir pusulaya” dönüştü.

Şimdi en önemli ihtiyaç, tüm bu mücadele deneyimlerini ve birikimi bir araya getirecek, ortak akla ve duyguya sahip bir birleşik mücadele hattını inşa etmek olarak önümüzde duruyor.

∗∗∗

OTORİTER REJİMLERE KARŞI FEMİNİST MÜCADELE

Arjantin – Plaza de Mayo Anneleri: 

1976-1983 yılları arasında Arjantin'deki askeri diktatörlük döneminde "kaybedilen" çocuklarını aramak için Buenos Aires’te Plaza de Mayo meydanında toplanan anneler ve büyükanneler, rejimin terörüne karşı cesur bir direniş sergiledi. Zamanla feminist örgütlenme biçimlerini benimsediler ve “annelik” kimliğini politikleştirerek güçlü bir muhalefet hattı oluşturdular.

Plaza de Mayo Anneleri

İran – Kadın Yaşam Özgürlük Hareketi (Jin, Jiyan, Azadî):

Mahsa Amini’nin “başörtüsü kurallarına uymadığı” gerekçesiyle gözaltında öldürülmesi sonrası başlayan eylemler, özellikle genç kadınların öncülüğünde hızla büyüdü. Feminist taleplerle birleşen bu isyan dalgası, otoriter rejime karşı doğrudan bir meydan okumaya dönüştü. “Jin, Jiyan, Azadî” sloganı dünya çapında dayanışma gördü.

Polonya – Siyah Protestolar:

PiS hükümetinin kürtaj yasağını tamamen kaldırmak istemesi üzerine binlerce kadın siyah giyinerek meydanları doldurdu. “Czarny Protest” adı verilen bu eylemler, otoriterleşen hükümetin kadın bedeni üzerindeki denetimini reddeden feminist bir karşı çıkıştı.

İspanya – Franco Rejimi ve Kadın Direnişi:

Franco’nun Katolik-otoriter rejimi, kadınları yalnızca annelik ve ev içi rollerle tanımlamaya çalıştı. Bu dönemde yer altı örgütlenmeleri ve sonrasında 1975 sonrası feminist hareket, rejime karşı önemli kültürel ve toplumsal dönüşümlerin önünü açtı. Kadınlar, hem Franco sonrası geçiş sürecinde hem de anayasal reform taleplerinde öncü oldular.

Şili – Diktatörlüğe Direnen Kadın Grupları:

Pinochet diktatörlüğü döneminde kadınlar, bastırılan sendikal haklara, zorla kaybetmelere ve işkencelere karşı örgütlendi. Özellikle "Arpilleras" adı verilen renkli kumaş işlemeleriyle direniş hikâyeleri anlatan kadın grupları, sansürü delerek dünyaya seslerini duyurdu.