Feminizmin ötesinde bir hareket: Dünya Kadın Yürüyüşü
Kadın örgütleri 8 Mart için çoktan kolları sıvadı. Türkiye'nin birçok yerinde 8 Mart, sokakta ve alanlarda büyük coşku ile kutlandı, kutlanıyor.
Kadın örgütleri 8 Mart için çoktan kolları sıvadı. Türkiye'nin birçok yerinde 8 Mart, sokakta ve alanlarda büyük coşku ile kutlandı, kutlanıyor. Kadın hareketi açısından önemli bir yere sahip olan uluslararası Dünya Kadın Yürüyüşü'nden (DKY) kadınlar, '‘Kırk Yama Yorganları’' ile dünyayı turlayarak, hemcinslerinin en kötü koşullarda yaşadığı ülkelerin durumuna dikkat çekmişlerdi.
'“Hepimiz özgür oluncaya dek kadınlar yürüyor” sloganıyla yola çıkan DKY'nin ayrıntılarını, programlarını ve genel hatlarıyla kadın haklarını DKY Ankara Koordinasyonu adına Uçan Süpürge’den Özlem Kınal ile konuştuk. Kınal’a göre DKY önemli bir kadın hareketi, çünkü sadece kadına yönelik değil her türlü ayrımcılığa karşı politik kurumlar üzerinde politik baskı oluşturabilecek potansiyele de sahip.
»Dünya Kadın Yürüyüşü’nü tanıtır mısınız?
Dünya Kadın Yürüyüşü (DKY), yoksulluğun ve kadına yönelik şiddetin temelinde yatan nedenleri yok etmek için çalışan taban gruplarını ve örgütleri birleştiren ''uluslararası feminist eylem hareketi”dir. Kadına yönelik her tür ayırımcılık ve eşitsizliğe karşı mücadele ederken değerlerimiz ve eylemlerimiz; politik, ekonomik ve sosyal değişim hedefine yönelik. DKY; dayanışmanın küreselleşmesini, kadın-erkek eşitliğini, kadınlar ve halklar arasında eşitliği, kadınlar arasındaki farklılıkların kabulünü ve bu farklılıklara saygıyı, stratejilerin çeşitliliğini, kadınların liderliğine değer verilmesini, kadınlar ve diğer ilerici toplumsal hareketlerle ittifakların güçlendirilmesini ve şiddetsizliği merkeze koyar. Dünyanın çeşitli bölgelerinden temsilcilerin, yürüyüş bileşenleri tarafından seçilerek dönemsel olarak görevlendirilmesi yoluyla oluşturulan Uluslararası Komite (Asya, Avrupa, Afrika, Amerika ve Okyanusya temsili) ve komite adına yürütücü Uluslararası Sekreterya ile ulusal-yerel eylemleri örgütleyen, yaklaşık 5 bin kadın grubunu temsil eden 164 ülke koordinasyonundan oluşan bir örgütlenme yapısına sahip.
DKY eylemlerinin ilki; yoksulluk ve kadına yönelik şiddetle ilgili dünya çapında kadın hareketlerinden doğan ortak talepleri ve alternatifleri yerel, ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeylerde öne çıkarmak amacıyla 2000 yılında “Küresel Barış Yürüyüşü” adıyla planlanarak, 1998’de Kanada’nın Montreal kentinde yapılan hazırlık toplantısının ardından 2000’de gerçekleştirildi. Bu ilk küresel eylemin doruk noktası; 17 Ekim’de New York'ta Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’ne yapılan yürüyüş ve talepleri destekleyen beş milyon imzanın BM Genel Sekreterliği’ne ulaştırılmasıydı.
KIRK YAMA YORGAN
2000 Yürüyüşü’nün ardından; DKY’nin aktif katılımcısı olan ülkeler tarafından çeşitli eylem ve etkinliklerle oluşturulan kırk yama yorgan; 8 Mart 2005 tarihinde Brezilya'nın Sao Paulo kentinden hareket ederek gezegenin etrafında bir tur attıktan sonra, Uluslararası Yoksullukla Mücadele Günü olan 17 Ekim'de son durağı -dünyanın en yoksul ülkelerinden biri olan- Burkina Faso'ya ulaştı. Ve aynı gün gezegenin her meridyeninde 24 Saat Feminist Dayanışma ile İnsanlık için Küresel Kadın Şartı’nın eşitlik, özgürlük, dayanışma, adalet ve barış değerlerinin onaylandığını gösteren eylemler gerçekleştirildi. Dayanışma Eylem Dalgası, Pasifik adalarında (Yeni Kaledonya, Samoa ve diğerleri) başladı, Amerika, Asya, Ortadoğu, Afrika ve Avrupa'da eşzamanlı devam etti.
DKY, 2010 yılı küresel eylemleri ise; kadınların hayatlarını ve bedenlerini kontrol etmenin bir aracı olarak kadınlara yönelik şiddet, barış ve sivilleşme, kadın emeği, ortak mallar ve doğal kaynaklara erişim olmak üzere dört ana tema çerçevesinde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde tüm dünyada eşzamanlı olarak başlıyor ve 17 Ekim’e kadar da devam edecek.
»DKY'nin önemi nedir?
Yoksulluk, kadına yönelik şiddet ve kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi için; eşitlik, özgürlük, adalet ve barış gibi temel haklarla ilgili olarak yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası ortak talepleri öne çıkarması açısından çok önemli. Kadınların statüsünü ve yaşam kalitelerini iyileştirmek amacıyla örgütlediği eylemlerin yanı sıra silahsızlanma ve çatışmaların barışçıl yolla çözümlenmesi, hiçbir suçun cezasız kalmaması, yolsuzluğa, tecavüzün savaş silahı olarak kullanılmasına, işgallere, yabancı askeri varlığına ve siyasi/ekonomik ablukalara son verilmesi için gerekli değişiklikleri yapmaları amacıyla hükümetler ve Birleşmiş Milletler gibi çok taraflı politik kurumlar üzerinde politik baskı oluşturması açısından da önemli bir feminist eylem hareketidir DKY.
»Yürüyüşe kimler katılabilir?
2006’da Lima’da yapılan 6.Uluslararası Toplantıda katılımcı olma biçimleri revize edilerek “Aktif Katılımcılar ve Sempatizanlar” olmak üzere iki biçimde geliştirildi. Hükümet-dışı kadın örgütleri, karma grupların kadın komiteleri, kadın komiteleri olmayan ancak Yürüyüş'ün örgütlenmesinde liderliği kadınların üstlendiği karma örgütler aktif katılımcı olarak Yürüyüş örgütlenmesine katılabilirler. Aktif katılımcı gruplar yürüyüşün amaç ve değerlerini, genel eylem planını ve hedeflerini paylaşmayı taahhüt ederler. Yürüyüş’ün aktif üyesi olmayıp, eylemleri ve yapılanması hakkında bilgi sahibi olmak isteyen birey ve gruplar ise sempatizanlar olarak katılımcı olabilirler.
EYLEMLER 17 EKİME KADAR SÜRECEK
»2010 yılı için eylem ve etkinliklerinizden bahseder misiniz?
3. ULUSLARARASI EYLEM bu yıl, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve 17 Ekim Uluslararası Yoksullukla Mücadele Günü olmak üzere iki önemli tarih arasında örgütlenecek. 8-18 Mart tarihleri arasında Uluslararası Kadınlar Günü'nün ilan edilmesinin 100. yıldönümü çerçevesinde farklı tür, biçim, renk ve ritimlerde bölgesel yürüyüşler; 17 Ekim'de çatışma çözümleme süreçlerinde kadınların öncülüğünü güçlendirmek için Kongo Sud Kivu'da uluslararası bir buluşma ile eş zamanlı yürüyüşler ve eylemler yapılması planlanıyor.
2010 Avrupa Eylemi, Avrupa Koordinasyonu temsilcilerinin de katılımıyla 30 Haziran’da İstanbul’da gerçekleştirilecek. Avrupa Eylemi’ne Makedonya Koordinasyonu tarafından planlanan Balkan Toplantısı ve Karavan Eylemi de dahil olacak. DKY Türkiye Koordinasyonu’nun 7 Mart’ta saat 13.00’te Taksim Tramvay Durağı’nda gerçekleştirdiğimiz basın açıklamasıyla programın detaylarını kamuoyuyla paylaştık.
»Bir kadının haklarının kolayca ihlal edilebildiği koşullar nelerdir?
Dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınların; politik, ekonomik, sosyal, kültürel, medeni haklarının tanınmaması veya haklarından mahrum bırakılmaları ile buradan doğan ayrımcılığın “cinsiyet” üzerinden gerekçelendirilmesinin birinci neden olduğunu söyleyebiliriz. Kadınların; eğitim, istihdam, sağlık, hukuk, karar mekanizmalarına katılım gibi hayatın her alanındaki haklarına ulaşmasına engel teşkil eden eril egemen sistem ve bu sistemin yarattığı eşitsizlikler, özellikle kadına yönelik şiddet kadının insan haklarının ihlalidir ve kabul edilemez.
EŞİTLİK BİLİNCİ YERLEŞTİRİLMELİ
»Diğer ülkelerle kıyaslandığında Türkiye'nin kadın haklarında konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
İstatistik verilerde üst sıralarda yer alan ülkelerde bile uygulamalara bakıldığında yüzde yüz bir eşitlikten söz etmek ya da kabul edilebilir oranlara yaklaşıldığını söylemek mümkün olmamakla birlikte Türkiye’de malesef durum çok daha endişe verici. Kadın Hareketi’nin yıllardan beri süregelen mücadelesi ve baskısı neticesinde Anayasa’nın 10. maddesi, Ceza Yasası ve Medeni Yasa’da değişiklikler ile son dönemde; TBMM’de Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nun kurulması, bu komisyonun Erken Yaşta ve Zorla Evlilikler konusunda hazırladığı rapor ve Aile İçi Şiddet Alt Komisyonu’nun oluşturulması gibi bazı kazanımlar elde edildi. Ancak altına imza attığımız uluslararası sözleşmeler ve kendi yasalarımızdaki iyileştirmelerin gereklerini koşulsuz yerine getirdiğimizden söz etmemiz mümkün değil. Sözgelimi Türkiye hükümeti, 1984 yılında imzaladığı ve 1986 yılında yürürlüğe koyduğu Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW- Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination against Women) şartlarını yerine getirebilmiş değil. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için ulusal ve uluslararası yasaların/sözleşmelerin hızla işletilmesi ve kadın hakları politikasının devletin, özel sektörün ve toplumun tüm katmanlarına hızla entegre edilmesi gerekiyor.
»Uçan Süpürge olarak Kadın Filmleri Festivali düzenliyorsunuz. Bu organizasyondan, kapsamından, amacından bahseder misiniz?
Festivalimizin çıkış noktası Uçan Süpürge’nin tüm çalışmalarının odağını oluşturan temel amaçtan bağımsız değil; kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği bilincinin yaygınlaştırılması asıl meselemiz. Festival, sinema sanatının görsel dilinden yararlanarak, kadın sorunlarına ilişkin tartışmaların yaygınlaşması ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması amacıyla, hayatın her alanında olduğu gibi sinema sektörünün erkek egemen dünyasında da kadınların maruz kaldığı ayrımcılıklara, varoluş mücadelesine dikkat çekmek ve kadın emeğinin görünür kılınmasına aracılık etmek amacıyla kullandığımız enstrümanlardan biri aslında.
Bu yıl 6-13 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştireceğimiz 13. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali ile yine Türkiye’den ve dünyadan kadın yönetmenlerin filmleriyle şiddeti, yoksulluğu, savaşları, göçleri, ekonomik krizleri, emek sömürüsünü ve dünya yüküyle sıkıntıyı sırtında taşımaya zorlanan kadınlara atfedilen ‘kötülüğü’ sorgulayacağımız bir dizi etkinlikle Ankaralı sinemaseverlerle buluşacağız.
BAŞAK TURAN


