birgün

19° PARÇALI AZ BULUTLU

KÜLTÜR SANAT 05.08.2020 09:07

Fikir karşıtlığının karşısındayım

Arda Aydın’ın yazıp yönettiği ve rol aldığı Biraderler Cabaret, 14- 15 Ağustos’ta İzmir Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. Aydın, “Günümüzde pek çok sanatçı, komedyen düşüncelerinden dolayı yargı sistemi ile karşı karşıya kalıyor. Benim kabare mantığından anladığım tüm bu fikir ve düşün karşıtlığının da karşısında durmak” diyor.

Fikir karşıtlığının karşısındayım

Işıl ÇALIŞKAN

Kabare kültürünün gereklerini yerine getirmek üzere sahnedeki yerini alan Biraderler Cabaret, yüksek temposu ve 90’lı yılların unutulmaz şarkılarına yaptıkları coverlarla izleyiciyle buluşuyor.

Bir müzikli oyun yapmak için kolları sıvayan üç yapımcının hikâyesini anlatıyor Biraderler Cabaret. Ancak sahnede birçok şey oyunun metni dışında, doğaçlama gelişiyor. Biraderler Cabaret’de Arda Aydın, Mert Yavuzcan ve Anıl Altınöz rol alıyor. Oyuncular bu süre içerisinde Pink Floyd’dan Beatles’a, Michael Jackson’dan Daft Punk’a, 90’lı yılların unutulmaz hitlerinden hafızalara kazınan film müziklerine kadar toplamda 21 şarkıyı yepyeni versiyonlarıyla seslendiriyor. Kendilerine has koreografilerle de bu gösteriyi zenginleştiriyorlar.

Biraderler Yapım’ın kurucusu, oyuncu, yapımcı ve yönetmen Arda Aydın’ın yazıp yönettiği ve rol aldığı Biraderler Cabaret ile gösterilerini konuştuk.

fikir-karsitliginin-karsisindayim-764727-1.

DÜŞÜNMEYE SEVK EDECEK OYUNLAR KURMAK VAZİFEMİZ

■ Günümüzde birçok komedyen tutuklanırken kabare mantığını günümüzde ne kadar uygulayabiliyorsunuz?
Günümüzde pek çok sanatçı, komedyen, fikir, düşün insanı sadece düşüncelerinden dolayı ilk başta büyük töhmet altında kalıp sonra linç kampanyalarının malzemesi olup sonra bir şekilde hiç de hoş olmayan şekilde yargı sistemi ile karşı karşıya kalıyor. Benim kabare mantığından anladığım tüm bu fikir ve düşün karşıtlığının da karşısında durmak. Yani sahneden herhangi bir günlük olayla ilgili ya da toplumu derinden etkileyen bir meseleyle ilgili taşlama yapmadan inersem bu zaten yaptığım işin adını kabare olmaktan çıkarır. O yüzden mümkün olduğunca toplumu derinden etkileyen, ilgilendiren konularla ilgili konuşmak, tabii bunları doğaçlama yapmak, bir yandan da insanları düşünmeye sevk edecek küçük oyunlar kurmak gibi bir vazifemiz var kabarede.

■ Kabare kültürünün günümüzdeki karşılığı nedir?

Modern zamanda kabare daha eğlence ağırlıklı bir yaklaşıma doğru gidiyor. Müzik varsa, sahnede iyi oyuncular varsa, bu, izleyeni her şekilde memnun ediyor ve en önemlisi eğlendiriyor. Kimse şu ana kadar Biraderler Cabaret’ye gelip “Vay efendim neden toplumsal taşlama yapmıyorsunuz, neden daha sert mizahla bizi eğlendirmiyorsunuz” demedi, aksine yapılan işten ve söylenen sözden son derece memnun ayrıldı insanlar.

■ Gösterinizin seyirciyi de dâhil eden bir mantığı var. Bu aslında görüldüğü kadar kolay değil. İlginç anlar yaşadığınız oluyor mu?

Hepimizin başından ayrı ayrı ve birlikte defalarca pek çok şey geçti. Bunlardan en hoşumuza giden seyirciyi sahneye aldığımızda ve bir yeteneğini sergilemesini istediğimizde başımıza gelenler. Örneğin biz oyunda orkestrada çalmak üzere bir davulcu arıyoruz, bu davulcuyu da seçme yaparak bulmaya çalışıyoruz. Bu seçme için seyircilere “Var mı aranızda güzel davul çalabilen” diye seslendik, seyircilerden biri el kaldırdı, sahneye geldi, davulun başına geçti, çalmaya başladı ve fakat durmasını istememize rağmen durmadı, çalmaya devam etti. Biz de onu 10 dakika sonunda sahneden zorla indirmek zorunda kaldık. Oyunun sonunda da bizim yanımıza gelip “Beni indirmeseydiniz daha devam edecektim niye böyle bir şey yaptınız” dedi. Biz de oyunun devam etmesi gerektiğini söyledik, o da bize “Başlarım oyunuza, ben davul çalıyordum ne güzel, niye kestiniz” diye atarlanıp gitmişti.

fikir-karsitliginin-karsisindayim-764726-1.

SEKSENLERİN ÇOCUKLARI, DOKSANLARIN GENÇLERİYİZ

■ Sahnenizde Pink Floyd’dan Beatles’a, Michael Jackson’dan Daft Punk’a, 90’lı yılların unutulmaz Türkçe hitlerine yer veriyorsunuz. Parçaları neye göre belirlediniz? Uyarlamarken nelere dikkat ettiniz?

Mert Yavuzcan ve ben seksenli yılların çocukları doksanlı yılların gençleriyiz. Çocukluk zamanlarımızın ve ilk gençlik zamanlarımızın kültürü şu anda söylediğimiz şarkıları daha çok içeriyordu. O şarkılara aşina olunca, o şarkılardan beslenince, doğal olarak aklınıza ilk onlar geliyor. Parçaların hikâyeleri her şeye uydurulabilecek kadar geniş ve kapsamlı. Bu yüzden oyun hikâyesinin içine yerleştirdiğimizde hiç sırıtmayan şarkılardı bunlar.

■ İzmir Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacaksınız. Koronavirüs önlemleri kapsamında neler olacak?

Aslında açıkhava tiyatrosunda oynamak çok büyük avantaj. Zaten devletin belirlediği resmi önlemler var. Bunlar sahne sahiplerinin ve yapımcı şahısların ya da firmaların sağlamakla mükellef olduğu önlemler. Biz de bu önlemler kapsamında sahneye çıkacağız. Misal iki kişi beraber oturuyorsa mutlaka aralarında 1,5 metreye yakın bir mesafe boşluk bırakarak seyircileri oturtmaya çalışacağız. Kimse kimseye yaklaşmadan, giriş ve çıkışlarda tüm hijyen önlemleri alınarak ve büyük ihtimalle maskeyle izlenecek bir gösteri olacak.

'DEVLET MUSLUĞU AÇMALI'

■ Tiyatrocular pandemi süresince evlere kapandı ve işini yapamadı. Açık hava gösterileri dışında tiyatrolar için hâlâ bir çözüm getirilemedi. Siz süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben bu süreci ağlamadan ve sızlanmadan geçirmeyi tercih edenlerdenim. Sanatsal anlamda üretimin her zaman her koşulda da mümkün olabileceğini ve eğer doğru bir kitleye ulaştırılabilirse her zaman bir alıcısının bulunabileceğine inananlardanım. Tiyatro ve sahne sanatları ile ilgili kısa ya da uzun vadede -hangisini tercih ederseniz- bir çözüm önerisi ile gelebilecek bir yapı maalesef Türkiye Cumhuriyeti resmi makamlarında yok. Bunu bir araya gelip bir şeyler başarma çabasında olan kooperatifler, dernekler vs. yapıyor. Hal böyle olunca da kişilerin ve küçük işletme diye tabir edilen tiyatroların ve sahne sanatları yapımcılarının üzerine çok yük biniyor. En azından bu yükü biraz azaltabilmek adına devletin kültür politikasında sahne sanatları alanında pozitif bir ayrımcılığa giderek çok ciddi değişiklikler yapıp biraz musluğu açması gerektir diye düşünüyorum.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız