Google Play Store
App Store

Bir aşk öyküsünün sahnelendiği ‘Sıradan Karşılaşmalar’ seyirciyle buluşuyor. Yönetmen, “Hikâye aynı zamanda korkuların, rutinlerin, dayatılanların dışına çıkarak tutkuların, arzuların peşinden gitmeyi anlatıyor” diyor.

Film içinde oyun, oyun içinde film
Elif Arman ve Onur Gürçay

Ümit GÜÇLÜ

Tüm sıradanlıkların içinde yalnız kalmış iki kişinin karşılaşması bir hikâyenin başlangıcı olabilir. Bu hikâye bize dayatılanları sorgulamamızı ve hayal kurmamızı sağlar. Tıpkı Yusuf Onur Aydın’ın yazıp yönettiği ‘Sıradan Karşılaşmalar’ oyununda olduğu gibi. Aydın seyirciyi bir anda içine dahil ediyor. Empati kurdururken karakterleri de sorgulatıyor. Moda Sahnesi’nde seyirciyle buluşan Tiyatro Watt’ın Sıradan Karşılaşmalar oyununun yazarı ve yönetmeni Yusuf Onur Aydın, oyuncuları Elif Arman ve Onur Gürçay ile bir araya geldik.

Sıradan Karşılaşmalar’ın yaratım süreciyle başlayalım. Hikâye nasıl doğdu?

Yusuf Onur Aydın: Hayatımda yaşadığım bazı tesadüfi karşılaşmaların belli kararları almamda etkisi olduğunu fark ettim. Günlük rutinde debelenirken bazen bunları yakalayamıyoruz diye düşünüyorum. Kurmaca metinlerde; bir film senaryosu, roman, öykü ya da tiyatro metni hiç fark etmeden bunları görürüz ve hayatımıza ayna tutarız. Hikâye aynı zamanda korkuların, rutinlerin, dayatılanların dışına çıkarak tutkuların, arzuların peşinden gitmeyi de anlatıyor bizlere. Bu bakımdan bazen insan özellikle hayat mücadelesinin, hayatta kalmanın bile zor olduğu ülkemiz gibi yerlerde yaşarken rutinlerin, dayatılanların içinde dönüp duruyor; ama bir gün bir şeyle karşılaşırsınız ve size ayna tutar, cesaret verir, hayal kurdurur. Oyun metninin çıkış referanslarını kısaca böyle özetleyebilirim sanırım.

Yusuf Onur Aydın

Gerçek ve kurmacanın iç içe geçtiği oyunda seyircinin nasıl bir empati kurmasını istediniz?

Yusuf Onur Aydın: Seyircinin empatiden çok mesafelenmesini istiyordum. Hikayeye veya karakterlere yakınlaşırken, özdeşlik kurarken aynı zamanda onlardan uzaklaşmasını ve sorgulamasını istiyordum. Bu epik forma yakın bir düşünce olmakla birlikte sinemasal unsurların gerçek ve kurmacayı harmanlamada yardımı çok fazla oldu. Gerek canlı kameralar ile elde edilen anlık görüntüler gerek çekilmiş videoların projekte edilmesi, gerçekleşen olayları belirsiz bir zemine taşımaktadır. Bu belirsizlik belli boşluklar yaratmakta ve seyirci buraları kendi zihninde tamamlamaktadır.

Oyunda Ayfer ve Sinan’ın karşılaşmalarına vesile olan ‘Jules and Jim’ ile ‘400 Darbe’ filmlerinin afişlerini görüyoruz. Ünlü yönetmen François Truffaut fimlerini seçmenizin özel bir nedeni var mı?

Yusuf Onur Aydın: Fransız Yeni Dalga Akımı’nda geleneksel yöntemlerin reddedilmesi ve farklı sinematografik anlatım, görsel biçim, kurgu gibi anlatımlarla belli bir akım geliştirilmesini içerir. Truffaut “anlatılacak yeni hikâye kalmamıştır ancak farklı biçimlerle hikaye anlatılabilir” der. Bizim hikayemizde de görece sıradan gözüken bir akış bilinçli olarak tercih edilmiştir; ancak farklı bir biçim denemesi görmekteyiz. Hikâyeyi geleneksel kalıpların dışına çıkarak, deneysel bir formatta anlatıyoruz. Ayfer ve Sinan’ın tesadüf gözüken karşılaşmalarına vesile olan ve aslında bu hikayenin temelinde, tam ortasında duran sinemadır.

Farklı sanat disiplinlerinin yer aldığı deneysel bir oyunda yer alıyorsunuz. Bu size nasıl bir deneyim kazandırdı?

Elif Arman: Deneyselliğin biçime olan etkisi şüphesiz oyuncunun, oyunda var olma halini etkiliyor. Avantaj yahut dezavantaj olarak ifade etmek pek doğru gelmiyor bana; bazen avantaj sandığımız bir tercih, dezavantaja dönüşebiliyor ya da tersi. Önemli olan tek şey, deneysel de olsa izleyiciye sahici geldiği kadar, oyuncu için de sahici olması.

 Onur Gürçay: Deneysel işler bir seyirci olarak da beni çok heyecanlandırıyor. “Sıradan” olmamayı hedeflemek başlı başına bir iddia. Bu her anın dolu dolu olmasını tetikliyor bende.

SIRADANLIKTAN UZAK KALACAĞIZ

Oyunda geçen François Truffaut filmlerini daha önce izlediniz mi? Karakter yaratımında size yardımcı oldu mu?

Elif Arman: Truffaut oyundan bağımsız, benim sevdiğim bir yönetmen. Karakteri yaratırken şüphesiz birtakım katkılar sağladı. Ayfer içindeki heyecanın gücünü ‘Jules and Jim' den korku ve boşluğun ifadesini ‘400 Darbe’den ediniyor olabilir.

Onur Gürçay: Filmleri izledim. Ancak karakterlerden hareketle diyebileceğimiz bir yol izlemedim. Çünkü biz kendi filmimizin karakterleriyiz. Canlandırdığım Sinan, sakin sessiz biri. Bu araştırmayı daha derin bir hale getiriyor benim için.