Google Play Store
App Store

30 yılı aşkın süredir Boğaz’ın hırçın sularında ağ atan Kalafat, sadece dev dalgalarla değil, ‘‘Kadınların denizde ne işi var?’’ diyen zihniyetle de çarpıştı. Kalafat, 8 Mart’a giderken kadınlara seslendi: Biz istersek dümen tutarız, istersek dünya da kurarız

Fırtına kadına kıyıdan esiyor
Gülhanım Kalafat senelerdir geçimini balıkçılık yaparak sağlıyor.
Ebru Çelik
Ebru Çelik
ebrucelik@birgun.net

Sabahın kör karanlığı... Boğaz’ın suları henüz uyanmamışken bir teknenin motor sesi  dağıtıyor sessizliği. “Kadınlar da” kavramı ise kalkıyor o an. Gülhanım Kalafat, dümenin başında olmayı, evde olmaya yeğliyor ve "Fırtına denizde değil, kıyıda ağır geliyor" diyor.

Onun hikâyesi, zor bir çocukluğun ardından sığındığı uçsuz bucaksız mavilikte başlıyor. Birçoğumuz için "hobi" ya da "manzara" olan o deniz, Gülhanım Kaptan için 30 yılı aşkın süredir hem ekmek teknesi hem de en büyük sırdaşı. Kavgası dalgalarla ve fırtınalarla sınırlı kalmıyor. O, asıl fırtınayı kıyıya yanaştığında, "Kadın halinle ne işin var orada?" diyen bakışlarda göğüslemiş. Erkek egemen bir mesleğin ortasında, "Bıyık" adını verdiği teknesiyle sadece balık çekmemiş, toplumsal önyargıları da o ağır ağlarla birlikte kıyıya sürüklemiş. Balıkçılık yaptığı İstanbul Beykoz’da ziyaret ettik Gülhanım Kalafat’ı. Kendi teknesi bakımda ve ekonomik koşullar nedeniyle bir süre de orada olacağı için hikâyesini maviye bakarak başka bir arkadaşının teknesinde başlatıyoruz.

“İnsanlar sanıyor ki deniz zor... Değil. Deniz merttir; dalgası bellidir, rüzgârı bellidir. İnsanı asıl yoran, kadınlığın üzerine yıkılan o bitmek bilmeyen sorumluluklar. Kadınlar aslında farkında değil, evde balıkçılıktan çok daha ağır işler yapıyorlar. O bitmeyen temizlikler, yemekler, çocuk büyütmek… Denize ise ağ atıyorsun, hayata tutunuyorsun. O ağları çekerken parlayan balıkları görünce insanın içi ışıldıyor. Ama ne zaman ki kıyıya yanaşıyoruz, başlıyorlar: ‘Niye evine bakmıyorsun?’, ‘Kadın balıkçı mı olur?’ İşte asıl yorgunluk orada başlıyor.”

YAKAMOZLA BİRLİKTE KARAR VERDİ

Gülhanım Kaptan'ın denizle bağı bir günde kurulmamış aslında. Eşi “Bıyık Kaptan” ile çıktığı bir geceyi hayatının dönüm noktası olarak anlatıyor. Saatler boyu denizde dolaşıp hiç ağ atmadıklarını görünce sabırsızlanıp "Niye bekliyoruz?" diye sormuş. Eşinden aldığı cevap ise hayat boyu rehberi olmuş: "Bu iş sabır işidir Gülhanım, balığı görmeden ağ ıslanmaz." Derken deniz bir anda kabarmış, balıklar yakamozla birlikte gümüş gibi parlamaya başlamış. Karanlığın içinde şöleni görünce, "Tamam" demiş, "Benim yerim burası."

Bu karardan sonra en büyük desteği yine Bıyık Kaptan’dan görmüş. Üstelik sadece teknede değil, evde de rolleri beraber yıkmışlar. Dört oğlunu büyütürken mutfağı eşiyle, denizi ağlarla bölüşmüşler. Gülhanım Kaptan evdeki işleri eşi ve çocuklarıyla bölüşmüş. Bu paylaşım, Gülhanım Kaptan'ın teknenin direğinde gördüğü o bayrağı, yani özgürlüğünü perçinlemiş.

DOĞA TALAN EDİLDİKÇE HAYATIMIZ ÇALINIYOR

Gülhanım Kaptan sadece toplumsal ön yargılara karşı değil, aynı zamanda ekmek yediği denizin talan edilmesine karşı da bir direnişçi. Bugün endüstriyel balıkçılığın yarattığı yıkımı anlatırken sesi daha sert çıkıyor:

“Şimdi bakıyorum da, deniz eski deniz değil. O koca gırgırlar, troller... Denizin altını adeta kazıyorlar. Yavru balığı da alıyorlar, hamile olanı da. Deniz kendini yenileyemiyor artık. Deniz boşaldıkça aslında bizim hayatımız da boşalıyor, geleceğimiz çalınıyor.”

Yıllar sonra eşini kaybettiğinde, deniz onun için sadece bir iş sahası olmaktan çıkıp bir yas tutma alanına dönüşmüş. Ama o, bu acıyı içine gömmek yerine kağıda dökmeyi seçmiş. Eşinin "Yaz, sen yaparsın" sözlerini bir vasiyet gibi sırtlanıp, şiirlerini o teknenin üzerinde, dalgaların arasında yazmış. Bugün elinde iki kitabı olan bir yazar-kaptan olarak duruyor karşımızda.

HIRÇIN DENİZDE DİRENEREK DURDUM

Gülhanım Kaptan, 8 Mart’a giderken tüm kadınlara bir pusula uzatıyor:

“Ben mücadele eden tüm kadınlar ve kendimle gurur duyuyorum; çünkü direndim, yazdım ve kıyıda değil, o hırçın denizde ayakta kaldım. Dört oğlum da bir kadının neleri başarabileceğini görerek büyüdüler. 8 Mart’ta tüm kadınlara söyleyeceğim tek bir şey var: İşin cinsiyeti olmaz. Kadını iş değil insanlar yorar. Bu algıları yıkmak da yine kadın mücadelesinden geçiyor. Kadınlara engel tek şey toplumun dayattıklarında saklı. Kadın ister dümende, ister bir plazada isterse TIR’da olur. Erkek egemen toplumun dayattığı yargılara uymayıp engelleri kırmak mümkün.”