birgün

16° HAFİF YAĞMUR

DÜNYA 11.01.2021 10:29

Franco’nun sarayları ve İspanya’nın hafızası

Günümüz İspanyasında diktatör Franco yanlısı ‘yadsımacılık’ halen mevcut. Francoistlerin kurumsallaşmış ve güçlü bir etkisi var. Devletin siyasi, toplumsal ve ekonomik yaşantıyı düzenleyen kurumları, diktatörün tesis ettiği şekilde var olmayı sürdürüyor.

Franco’nun sarayları ve İspanya’nın hafızası


Vicent Galiana I Cano

İspanyol diktatör Francisco Franco’nun ailesi, 1938 yılından beri yaşadığı ‘yazlık saray’dan nihayet çıkarıldı. İspanya’nın nihayet geçmişiyle yüzleştiğini görsek de, bu olay bize Franco destekçilerinin emlak ve iş dünyasında halen ne denli güçlü olduklarını hatırlatıyor.

Yazlık saray olarak bilinen Pazo de Meiras, 10 Aralık günü resmen İspanyol devletinin mülkiyetine geçti ve Franco ailesinin elinden çıkmış oldu. Eylül ayından beri beklenen bir gelişmeydi; mahkeme, mülkü aileye ‘bağışlayan’ 1938 tarihli yasayı iptal etmiş oldu.

Fakat bu gelişmenin altında yatan, Franco’nun yazlık sarayının akıbetinden çok daha fazlası. Tarihsel söylemler üzerine yürütülen mücadelenin bir sonucu ve gerçeklerin, adaletin ve Franco döneminin verdiği hasarın telafisini talep edenlerin bir başarısı. Bu hareket sayesinde, İspanya’nın travmatik geçmişi medyada bolca yer bulur oldu. Sarayın el değiştirmesi İspanya’nın ulusal geçmişiyle yüzleşme biçiminde dönüm noktası olabilir. Medya ilk defa diktatörlüğün imza attığı yağma, baskı ve zulümden bu şekilde söz ediyor.

HASARI ONARMAYA ÇALIŞIYORLAR

Kararın neticelerini tam olarak görmemiz zaman alabilir. Franco’nun mirasçıları, ailenin zenginleşme sürecini belgeleyen ve haberleştiren gazetecilere ve araştırmacılara ‘nefret söylemi’ gerekçesiyle dava açtılar. Madrid’de bir mahkeme, davayı görmeyi kabul etti. Diktatörün ölümü üzerinden 45 yıl geçti ve İspanya hükümeti ancak şimdilerde hasarı onarmaya yelteniyor. Ne yapılmalı? Tarihsel anlatıları, toplumsal hafıza hareketlerini ve toplumun bütününü ne gibi sınavlar bekliyor?

Tarihçiler Francoizmin ‘doğasını’ ve tarihsel gelişimini halen çokça tartışıyorlar. Akademik kanatta yaşanan ilerlemelere rağmen, toplumun ‘ortak bir anlatı’ benimsediğini söylemek mümkün değil. Kurumlar arasında görüş birliği olmaması, farklı ‘sembolik hatıraların’ toplumda aynı anda karşılık bulması, on yıllardır sessiz kalınmasına ve tartışmaların tıkanmasına sebep oluyor. Halbuki geçmişin travmalarıyla yüzleşmek ve yaraları sarmak demokratik toplumlar için bir zorunluluktur.

Problem yalnızca bu da değil. Günümüz İspanya’sında Franco-yanlısı ‘yadsımacılık’ halen mevcut. Francoistlerin kurumsallaşmış ve güçlü bir etkisi var. Devletin siyasi, toplumsal ve ekonomik yaşantıyı düzenleyen kurumları, diktatörün tesis ettiği şekilde var olmayı sürdürüyor.

Demokratik hafıza kültürü son 10-20 yılda toplumsal mücadelenin konusu haline geldi. Rejimin ‘yok ettiği’ binlerce insanın akıbetinin araştırılması, ‘bilme’ hakkının savunulması bu mücadelenin başlıca konularından biriydi ve ülkede akademik tarihçiliğin gelişmesiyle eşzamanlı olarak şekillendi.

Söz konusu dönüşüm uzun ve karmaşık bir süreç oldu fakat temel olarak ‘ölen insan sayısını’ ifade eden ‘niceliksel’ araştırmalardan, zulmün toplumsal boyutlarını araştıran ‘niteliksel’ yöntemlere geçildiğini söylemek mümkün.


TOPLUMSAL DEĞİŞİM

Fakat bazı çelişkiler ile karşı karşıyayız. Bu dönüşüme damgasını vuran, İspanya iç savaşı’nın siyasi mirasının gizlenmesi oldu. Bu travmatik olayı hatırlama biçimimiz son yirmi yılda değişti. ‘Demokratlar ve faşistler’ ya da ‘toplumsal değişim (devrim) ve faşizm’ arasında yaşanan bir savaştan ziyade, “insani bir trajedi, toplumsal bir hata ya da trajik bir olay” hatırlar hale geldik. Franco’nun 1975’teki ölümünden sonra inşa edilen demokratik düzen ‘görüş ayrılıklarının üstesinden gelmek’ ile ilgiliydi. Neticede iç savaş bize hiçbir ders çıkaramayacağımız, hiçbir değer ortaya koymayan, hiçbir iç görü kazandırmayacak şekilde anlatıldı. Anlatılanlara göre, kardeşin kardeşi öldürdüğü bu savaş, ancak bağlamından koparıldığında ‘tüm çıplaklığıyla’ anlaşılabilirdi.

Haliyle kurbanı ya da suçlusu olmayan bir kriz hatırlıyoruz. Ekonomik çıkarlar yok, toplumsal adalet mücadelesi yok, halk ve oligarşi, fethedenler ve fethedilenler yok. Yalnızca ‘hata’ var. Geçmişin travmatik olaylarına karşı medyanın ilgisi artarken, öne çıkan söylem tam olarak bu oldu.

Tarihsel hafızamıza yönelik yasama süreçlerine baktığımızda, 2007 yılında yaşanan gelişmelerde de bu eğilimi görüyoruz. İspanyol parlamentosu kurbanlara yeni ve daha geniş haklar tanıyan yasa değişiklikleri yaptı. İç savaş ve diktatörlük döneminde yargılanan, şiddete maruz kalan kişilerin haklarını koruyacak yeni önlemler alındı.

“52/2007” olarak bilinen yasa, ülkede 1990’lı yılların ortalarından beri şekillenen ve 1975 sonrasındaki demokratikleşmeden bu yana dahi ‘dokunulmazlığın’ keyfini süren diktatörlük düzeni ile mücadele eden tarihsel hafıza hareketinin taleplerine cevaben tasarlanmıştı. Hareket, kaybolan insanların akıbetini araştıracak akademik çalışmaların desteklenmesini, toplumun iç savaş ve Francoist baskıcılığa dair farkındalığının arttırılmasını talep ediyordu.

BULUNMAYI BEKLEYEN CESETLER

Fakat günümüzde Francoizm’in önemini koruduğunu gösteren birçok sembol, varlığını sürdürüyor. Franco tarafından yeniden tesis edilen monarşi, varlığını sürdürüyor. Halen işleyen yargı kurumları ve askeri kurumlar da yine Franco’nun eseri. Franco yandaşları tarafından şantaj, yağma ve hırsızlığa maruz bırakılan İspanyol köy ve kasabalarında bulunmayı bekleyen binlerce beden gömülü. Francoizm’in yarattığı sonuçlar aristokratlara, burjuvalara, mülk sahibi ailelere, darbeyi finanse eden ve başarısından on yıllar boyu servet kazananlara kazanç sağlamaya devam ediyor. Onarıcı çözümler getirmek istiyorsak, önce toplumsal tartışmayı doğru eksende inşa etmeliyiz. Bu da, geçmişi hatırlama biçimimizde yeniden ortaklaşmak için tüm toplumsal faktörleri sürece katmak demek. Oligarşi ve ordunun iç savaş ve diktatörlük vasıtasıyla tarihe gömmeye çalıştığı toplumsal adalet, özgürlük, refah paylaşımının tarihsel zemini ancak böyle tesis edilebilir.


Bu konu özelinde ise işe ancak Franco döneminin soykırımcı karakterini tanıyarak başlayabiliriz. Ayrıca Franco döneminin bu özelliğinin, Franco sonrası dönemde de toplumun şekillenmesine doğrudan etki ettiğini tanımalıyız. 1936 darbesinden sonra muhalifler sistemik şekilde ortadan kaldırıldı. Franco rejimi bolca destek bulan, İspanyol oligarşisinin ayrıcalıklı pozisyonunu da tehdit eden toplumsal dönüşüm taleplerinin kökünü kazımaya çalıştı. Francoizmin soykırımcı yöntemleri, baskıcı faaliyetlerini hatırlama biçimimizi derinden etkiledi. Daha da kötüsü, 1936 sonrasında yürütülen siyasi ve toplumsal mücadeleyi hatırlama biçimimizde de belirleyici oldu.

HAFIZANIN ÖTESİNDE

‘Tarafsız’ hafıza yaklaşımları geçmişimizi anlamak için ihtiyaç duyduğumuz elzem detayları gizliyor ve genç kuşakları demokratik değerler konusunda eğitmemizi engelliyor. Bu tarafsızlık 1936 hükümetini, ona karşı koyan ilerici, modern, paylaşımcı mücadele ile ‘aynı kefeye’ koyuyor. Ordunun faşist kuvvetleriyle birlik olarak meşru hükümete komplolar kuran antidemokratik oligarşiyi de aynı zemine oturtuyor. Savaş sonrasındaki yıllarda da toplumun geniş kesimlerinin sistemli olarak yok edildiğini, günümüzde iş dünyasında halen hüküm süren ekonomik-finansal elitlerin güç kaynağını anlamamızı engelliyor.

Çeviren: Fatih Kıyman
Kaynak: Jacobin