birgün

17° AÇIK

YEŞİL BİRGÜN 11.03.2020 09:54

Fukuşima ve Çernobil’den ders çıkarmadılar: Türkiye’yi felakete sürüklüyorlar

Fukuşima felaketinin üzerinden tam 9 yıl geçti. Greenpeace'in son hazırladığı rapora göre, Japonya’da meydana gelen tayfunlar radyasyon seviyesini artırdı. Söz konusu raporda, Japonya hükümetinin yeni bulguları BM'den sakladığı da ifade edildi

Fukuşima ve Çernobil’den ders çıkarmadılar: Türkiye’yi felakete sürüklüyorlar

GÖKAY BAŞCAN

Japonya'da 11 Mart 2011'de meydana gelen Fukuşima Nükleer Santral felaketinin üzerinden tam 9 yıl geçti. Fukuşima felaketini, 1986 yılında Çernobil Nükleer Santralı’nda meydana gelen patlamadan sonra gelen en büyük felaket olarak adlandırmak yanlış olmaz.

Japonya’da meydana gelen tsunami ve deprem sonrası Fukuşima Nükleer Santralı’nın üç reaktöründe patlamadan kaynaklı çekirdek erimesi gerçekleşti. Atmosfere ve okyanusa sızan radyoaktif maddeler hâlâ tüm dünyayı tehdit ediyor. Felaketin üzerinden yıllar geçmesine rağmen dünyaya yayılan radyasyon azalmak bir yana artarak devam ediyor. Fukuşima öncesi 54 nükleer reaktörün çalıştığı Japonya’da şuan sadece 9 reaktör çalışıyor. 21 reaktör kapatıldı, 26 nükleer reaktör ise belirlenen yeni standartları henüz karşılayamadı.

2018’DE İLK ÖLÜM GERÇEKLEŞTİ

Japonya hükümeti 2018 yılında, yani felaketten yedi yıl sonra radyasyondan kaynaklı ilk ölümün gerçekleştiğini açıkladı. Ölen kişinin nükleer santralda kazadan kısa süre sonra ölçüm yapan 50'li yaşlardaki bir santral çalışanı olduğu belirlendi.

ÖLÇÜMLER SAKLANIYOR

Greenpeace Japonya’nın yayınladığı yeni raporda, bölgede radyasyon seviyesinin arttığını ve Japonya hükümetinin bulguları Birleşmiş Milletler’den (BM) kasıtlı olarak sakladığı ifade edildi.

‘Fukuşima Nükleer Kaza Cephesinde: İşçiler ve Çocuklar’ başlıklı rapor, büyük miktarlarda arındırma çabalarından sonra bile hem de dışlama bölgelerinde ve açık alanlarda yüksek düzeyde radyasyon olduğunu ortaya koyuyor.

İDEAL SEVİYENİN 100 KATI

Hazırlanan son raporda öne çıkan bulgular şunlar oldu:

>> Tahliye emri kaldırılan Namie ve Litate bölgelerinde radyasyon seviyesi başta çocuklar olmak üzere halk sağlığı için ciddi bir risk oluşturuyor. Bölgelerdeki radyasyon seviyesi uluslararası kuruluşlar tarafından çizilen sınırın beş ila 100 kat üzerinde ve gelecek yüzyıl da dâhil etkileri on yıllar boyunca görülmeye devam edecek.

>> Namie'deki Obori bölgesinde ortalama radyasyon seviyesi saatte 4.0 µSv (radyasyonun etkisini gösteren "doz eşdeğeri"). Bu seviye o kadar yüksek ki bir yıl boyunca günde sekiz saat boyunca o bölgede çalışan bir işçi, yüzün üzerinde göğüs röntgenine eş değer bir etki altında kalıyor.

>> Tahliye emirlerinin kaldırıldığı Namie kasabasındaki bir anaokulu ve okulun karşısındaki bir ormanda ortalama radyasyon seviyesi kabul edilen maksimum sınırın 10-20 katı.

AKKUYU PROJESİ SÜRÜYOR

Birçok ülke, nükleer felaketlerden aldığı dersle nükleer sevdasından vazgeçerken, Türkiye’deki siyasi iktidar nükleer projelerinde kararlı. Fukuşima felaketinden sonra artan maliyetleri Türkiye'nin kabul etmemesi sonrası Japon firma Sinop Nükleer Santral projesinden çekildi. Ancak Mersin’de yapılması planlanan Akkuyu Nükleer Santral Projesi halkın bütün tepkisine rağmen yapımı sürüyor.

fukusima-ve-cernobil-den-ders-cikarmadilar-turkiye-yi-felakete-surukluyorlar-699464-1.

MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ

Sinop’ta nükleer santral projesinin ikisi AKP döneminde olmak üzere 5 defa durdurulduğunu, bu yüzden rehavete kapılmamak gerektiğini belirten Sinop Nükleer Karşıtı Platform (NKP) Sözcüsü Zeki Karataş “Proje durduruldu ancak, kimse çekildiğini söylemiyor. Çünkü anlaşmalar gereği geri çekilen bedel ödemek zorunda. Biz sonuna kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Ne Sinop’ta ne Akkuyu’da ne de Türkiye’nin başka bir bölgesinde nükleer santrallara geçit vermeyeceğiz” dedi.

Nükleer sektörünün başladığı tarih 1954’den bu yana 6 binden fazla kaza yaşandığını belirten Karataş “İngiltere’de nükleer kazası o da dünyadan 25 yıl saklandı. Ama gerçekler bir şekilde ortaya çıkıyor. Çernobil’i bile Ruslar açıklamadı, İsveç gördü. Bu sadece Sinop’un Mersin’in sorunu değil, dünyanın sorunu” diye konuştu.

TEK GÜZEL YER MEZARLIKTI

Türkiye ve dünyadaki anti nükleer mücadelesini birlikte yürütülmesi gerektiğini söyleyen Karataş sözlerini şöyle sonlandırdı: “2030 yılında Almanya’da hiçbir nükleer reaktör açık kalmayacak. 2015’de Almanya’da Grande Nükleer Santralı’nı ziyaret ettim. Nükleer’in çevresinde bitkilerin büyümediğini, insanların yaşamadığını gördüm. O bölgede ki en güzel yerin mezarlık olduğunu gördüm.”

HERKESE DERS OLMALI

Mersin NKP sözcüsü Aycan Özkan, Fukuşima’nın yalnızca Japonya’yı değil bütün dünyayı etkileyen bir felaket olduğunu vurgulayarak ‘’Bu felaket nükleeri savunanlara bir ders olmalıdır. Tüm santralların çalışmaları durdurulmalıdır’’ dedi.

ATIKLAR BİZE KALACAK

Kurulan nükleer santrallerin ülkeye ait yapılar da olmayacağını söyleyen Özkan, “Çünkü bizim ülke olarak bu santrallere hem sermaye olarak hem de teknoloji olarak bir dâhilimiz yok. Tek katkımız böyle bir tesise yer vermek. Santralleri kuranlar ürettikleri radyoaktif maddeyi kendi ülkelerine götürecekler, pisliği ise bize kalacak’’ ifadelerine yer verdi.

EKONOMİK FAYDA VE RİSKLER İKTİDARIN ÖNCELİĞİ DEĞİL

Nükleer enerji konusunun aslen politik bir konu olduğunu belirten Gazeteci Filiz Yavuz “Nükleer enerji üretimi ve bu üretim üzerinden kurulan ulusal ve uluslararası ilişkiler şeffaf olmadığından nükleer enerji konusundaki fukusima-ve-cernobil-den-ders-cikarmadilar-turkiye-yi-felakete-surukluyorlar-699462-1.ısrarın tam olarak nedenini bilmek mümkün değil. Ancak özellikle bizimki gibi ülkelerde iktidarların hem riskli hem de pahalı bu enerji türünden neden vazgeçmediklerinin yanıtını nükleer enerjinin politik karakterinde aramak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü nükleer enerji, Türkiye gibi ülkeler için bize söylendiği gibi salt ekonomik, teknik ve teknolojik bir konu değil; aslen politik bir konu. Dolayısıyla nükleer enerji konusunda ekonomik fayda ve risk, bizim iktidarlar için öncelikli kıstaslar arasında olmayabiliyor” diye konuştu.

NÜKLEER ENERJİ DIŞA BAĞIMLILIĞI ARTIRIYOR

Dışa bağımlılık tehlikesinin Rusya ve Türkiye ilişkilerinde karşımıza net bir şekilde çıktığını ifade eden Yavuz şöyle devam etti: “Her ne kadar iç kamuoyuna nükleer enerjiyi ‘yerli ve milli’ olarak pazarlamaya çalışsalar da nükleer enerji aslen dışa bağımlılığı beraberinde getiriyor. Tam da bu noktada karşımıza şu sorunsal çıkıyor: Bağımlı olunan ülkeyle ilişkilerin her daim iyi olacağının garantisi yok! Bunu Türkiye ve Rusya ilişkileri üzerinden de açıkça görebiliyoruz. Elbette ülkeler arasındaki bu ilişkiler ağının içinden çıkabilmek, nükleer enerji konusunu tamamen rafa kaldırmak mümkün ama bunun için politik kararlılık gerekiyor.”

KANSER VAKALARINDA BÜYÜK ARTIŞ

Nükleer santralların çevre ve sağlık üzerindeki uzun süreli etkileri üzerine konuşan Mersin Tabip Odası Başkanı Dr. Mehmet Antmen, ‘’Bu enerji türündeki en önemli sorun, radyoaktif atıkların yok edilmesi. Nükleer tesisler, çalışmaları esnasında etrafa radyasyon ihtiva eden nükleer atıklar ortaya çıkmaktadır. Bir nükleer atığın doğada yok olma süreci on binlerce yılla ifade edilirken bu atıkların çevre ve insan sağlığına uzun vadede ciddi zararları bulunabilmektedir” diye konuştu.fukusima-ve-cernobil-den-ders-cikarmadilar-turkiye-yi-felakete-surukluyorlar-699463-1.
Bir nükleer reaktörde 400-600 arası farklı kimyasalın bulunduğunu belirten Antmen, ‘’1945 yılından bu yana özellikle nükleer enerji santrallerinin bulunduğu alanlarda çocukların diş ve kemiklerinde, asla bulunmaması gereken maddelere rastlandı. 50 yaş altı kadınlarda meme kanseri miktarı artarken, bağışıklık sistem yetmezliğine bağlı bazı enfeksiyon vakalarında artışlar görülmüştür’’ ifadelerini kullandı.
Antmen, radyasyondan kaynaklanan bazı kanser türlerinin öldürücü etkilerinin 20-30 yıl sonra ortaya çıkabildiğini vurguladı.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız