birgün

24° AZ BULUTLU

SPOR 27.03.2020 00:43

Futbolun virüslü ideolojisi

Kapitalist üretim biçimi ile oyun özelliğini terk ederek endüstrileşen sporun, bireysel ve takımı oyunu olarak örgütlenmesi arasında yakın bir ilişki vardır.

Koronavirüse karşı konulan tavrın biçimine ve uygulamalarına baktığınız zaman aynı özelliği görürüz. Çin ve Küba’yı bir tarafa koyup, diğer tüm ülkeleri bir tarafa koyduğumuzda, sürecin tanımını ihtiva eden koşulların uygulamasındaki farklılıklar, aralarındaki değişkenliğin nedenini çok belli etmekte. Ve gelecekte, sistem, virüs üzerinden kurgusunu konsolide ederek, kriz içindeki yönetim ve ekonomik mekanizmaları için bir geçiş süreci yaşayarak ve kendi kurgusuna yük olan insan unsurlarını bertaraf ederek, gelecek için, tehlikeli bir şekilde yeni bir toplumsal dizaynı organize edecek ideolojiyi korumak için tavır ortaya koyacaktır.

“Günümüzde özellikle futbol, bu ideolojik anlamların dile getirildiği alanların başında gelmektedir. Bir ideolojik ürün olarak futbol, toplumsal gerçekliğin yalnızca bir parçası değildir, öteki fenomenlerle karşıtlığı içerisinde, kendi dışındaki başka bir gerçekliği yansıtır ya da çarpıtır. Ticari yanı ve profesyonel yönü ağır basan sportif etkinlikler; toplumsal yaşam içindeki sınıfsal, cinsiyet temelli, ırk ve etnik temelli eşitsizlikleri meşrulaştırır. “Profesyonel spor, tüm formlarıyla güç/iktidar yapısına ve toplumsal ilişkiler ağına entegre bir alandır ve modern kapitalist toplumlarda iktidar ve tahakküm ilişkilerinin (yeniden) üretilmesinde ve hegemonik iktidar yapısının konsolidasyonunda önemli bir katkıya sahiptir” (Gökalp,2005, 122).”

Sporun oyundan farklılaşması sonucunda, yeni bir içerik kazanması onu popüler kültürün uygulama alanına soktu. Popüler kültür ile olan ilişkisi ve ortaya konan başarı odaklı, sonuç odaklı örgütlenme şekli, onu toplumsal yaşamın etkisi ile biçimlendirdi. Ülkelerin gelişmişlik düzeyi ve demokratik yapısı, var olan kültürel ve sosyal kodlarındaki farklılıkları, bu uygulamaların biçiminde değişkenliklere neden olmaktadır. Geçmişte yaşanan süreç ile, gelecek için kurgulanan süreç içinde, futbolun kültür endüstrisinin bir parçası olarak sisteme sadakatinde gram sapma olmayacaktır.

Az gelişmişlik süreci içinde olan ülkelerde, gelişmiş ülkelere göre bizde olduğu gibi oynanan futbol çok daha politiktir. Kapitalist kurguyu, var olan feodal kültür üzerinden yönetmeye kalkınca ortaya daha farklı davranış kodları çıkmaktadır. Bunun bir sistem ile kurgulanması söz konusu olamaz. Çünkü ortada siyasi hiyerarşinin ortaya koyduğu bir güç kontrolü vardır.

Bu sistemin parçası olan ve bu sistem sayesinde kendini var eden Fatih Terim’in, Korona Virüsüne yakalanması ve bunun üzerinden TFF’ye karşı ortaya koyduğu eleştirel yaklaşımı ile, spor komu oyunun Terim’i desteğinden dolayı koyduğu tavrın karşılığı TFF değildir. Seçim kisvesi içinde atanan TFF Başkanının, Sağlık Bakanı gibi kendi iradesi ile karar vermesinin mümkün olmadığını Fatih Terim’de çok iyi bilmektedir. Ama bu politika içinde, sağlık sorunundaki olduğu gibi, var olmak için bu tavırları ortaya koymak zorundadır.

Fakat, hiçbir zaman, iktidarın futbol üzerinden kendi gücünü konsolide edecek politikalarına karşı tavır alamaz. Çünkü iktidarın o güç kurgusundan zamanında o da yararlandı.

Ama, esas tavrı ortaya koyacak kurum “Kulüpler Birliği” idi. Antrenörün, futbolcunun ve tüm teknik ve idari heyetteki çalışanlarının sağlığından sorumlu olarak, sahaya çıkmama kararını alıp, bir manifesto ile açıklayarak ve toplumun her kesiminden büyük destek alarak süreci yönetebilirlerdi. Ama mümkün mü?..

“Takım oyunlarında da toplumsal yaşamın diğer alanlarından alınan ideolojik tema ve pratiklere referanslar bulunmaktadır… Sporun dışında yer alan yöneten ve yönetilen, egemen ve tabi olan sosyal gruplar arasındaki farklılıklar ve çatışmalar da spora ait metafor ve imgelerin kullanılması ile maskelenir.” (Clarke&Clarke,1985, 63-64).

Sporun bu ideolojik kurguya verdiği maske hizmeti içindeki insanların, hiçbir zaman kendi maskelerini de çıkarmadığı gibi, daha farklı maskeleri kullanmaktan da çekinmemektedirler.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız