Gazeteci öldürmek
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Dün Kaşıkçı cinayetinin 1’inci yılı nedeniyle Suudi Konsolosluğu önünde bir anma vardı. Aradan bir yıl geçti; cinayetin nerede işlendiği, nasıl işlendiği, kimler tarafından işlendiği ayan beyan ortada, ama ceset yok!

Zanlıları yargılayan Suudi Arabistan yönetimi istese cinayetin tüm karanlık noktalarını aydınlatıp cesedin yerini de gösterebilir. Ama hayır; göstereceği yerde kendisi var!

Suudi rejimi aydınlatmanın değil karartmanın rejimi. Geçen gün, Kral Selman bin Abdulaziz’in yakın korumalarından Tümgeneral Fağım vurularak öldürüldü. Resmi açıklamalar net; bir arkadaşı tarafından ve kişisel bir anlaşmazlık sonucu. Yerseniz!

Öldüren de kendisini yakalamak isteyen güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada öldürüldü! Konuşacak, konuşturulacak, soruşturulacak, araştırılacak bir şey yok artık. Dosya kapandı!

Oysa, bu olayın da Kaşıkçı cinayeti ile ilgili olduğuna dair kuşkular var…

Kaşıkçı cinayeti, işleniş biçimiyle, değme polisiye yazarının aklını dumura uğratacak, en azılı caninin hayal gücünü zorlayacak detaylarla dolu. Boğ, kes, parçala, paketle… Ve bütün bunları bir konsoloslukta yap!

Bu konuda Erdoğan’ın değerlendirmesine katılmamak mümkün değil; “11 Eylül terör saldırılarını saymazsak, 21. yüzyılın en büyük ve tartışmalı olayı sayılabilir. Zira 11 Eylül’den beri hiçbir olay, uluslararası düzeni bu denli tehdit etmemiş; dünyanın kabul ettiği kurallara meydan okumamıştır. Aradan bir yıl geçmesine rağmen cinayetle ilgili bildiklerimizin hâlâ sınırlı olması ise uluslararası toplumun üzerinde düşünmesi gereken üzücü bir gerçektir. Suudi gazetecinin ölümünün tüm yönleriyle aydınlatılıp aydınlatılmayacağı, çocuklarımızın nasıl bir dünyada yaşayacağını belirleyecektir.

Uluslararası düzeninin patronları öylesine sahtekâr, öylesine iki yüzlü ki; konu Suudi Arabistan ve onun parası olunca bütün kuralları, değerleri bir kenara itebiliyorlar. 11 Eylül’den sonra dünyada taş üstünde taş bırakmayan ABD, böylesi vahşi bir cinayetin ardından Suudilere iki laf etmiyor!

Öldürülen bir gazeteci olmasa, belki bu kadar da ses çıkmayacak!

Konu Kuzey Kore olunca; “Kim Jong-Un eniştesini köpeklere yedirdi”, “enişte ve diğer mahkumlar çırılçıplak soyularak 120 köpeğin bulunduğu bir kafese atıldı” gibi sallama haberlere sarılanlar, Suudi Arabistan’da o sallama haberlere taş çıkartan işler olunca sus pus!

Kaşıkçı cinayeti bu kadar konuşuluyorsa, kurban bir gazeteci olduğu için!

Bir gazeteci öldürüldüğünde, yalnızca bir gazeteci öldürülmüş olmuyor; karanlığa doğrultulan bir ışık da söndürülmüş oluyor!

Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’na (IFJ) göre 2018 yılında 94 gazeteci ve medya çalışanı öldürüldü. Bu sayı 2017’de 71’di. Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), 2018’de öldürülen 34 gazetecinin ölüm nedenini; yaptıkları haberlere karşı “misilleme” olarak açıkladı.

Kaşıkçı’nın öldürülmesinden bu yana geçen bir yıl içerisinde dünyanın değişik bölgelerinde 58 gazeteci öldürüldü. UNESCO verileri, dünyanın gitgide nasıl daha fazla karanlığa makhûm edildiğini gösteriyor. 1999-2009 arası 10 yılda dünya genelinde 415 gazeteci öldürülmüşken, 2009-2019 arasındaki 10 yılda bu sayı 956’ya çıkmış!

Son yıllarda, Batı medyasında birbiri ardına, “seçilmiş liderlerle nasıl demokrasiden uzaklaşıldığına” dair analizler yayınlanıyor. Demokrasinin olmazsa olmazı seçimle, demokrasiden uzaklaşmak…

Gazeteci cinayetlerine bakarsanız, demokrasiden uzaklaşmakla o cinayetler arasında da doğrudan bir ilişki görürsünüz. Demokrasiden hazzetmeyenler, gazeteciden de hazzetmiyorlar; ya hapsediyor ya öldürüyorlar!